Ralli geçmişinden ilham alan 5 kapılı yol canavarı

Ekonomi sayfalarındaki amirim Yavuz Barlas, “Abi Ford Focus gelecek bu hafta” dediği zaman, başıma böyle bir felaketin geleceğini bilmiyordum. Beklentim kendi halinde, minicik motorlu bir aile otomobilini denemekti. Şöyle iki tur atar ne olduğunu anlar yazarız diye geçiriyordum içimden. Ancak gazetenin garajına girince, gözlerim yuvalarından fırladı. Bizim Yavuz’un “Sana bir Focus gelecek” dediği Focus, bir Ford Focus’tu ama Focus RS’ti. Bence Ford’un imal etmekte olduğu en şahane otomobildi.

Birazdan size anlatmaya çalışacağım Ford Focus RS, Avrupa Ford’un şanlı ralli geçmişinden ve efsane Ford Escort RS Cosworth’ten ilham alan bir geleneğin son halkası. Yaşı uygun olanlar, ralli yollarını arşınlayan ve büyük başarılara imza atan Escort’ları elbette hatırlar. Ama yaşı uygun olmayanlar bile 1992 yılında piyasaya çıkan muazzam bir otomobil olarak bugün artık bir klasik haline gelen Ford Escort Cosworth’ü bilirler. 4 tekerden çekiş ve 250 beygir civarında beygir güç üreten bu otomobil o kadar şahaneydi ki, kimi tuning meraklıları tarafından 1000 beygire kadar çıkarılanları olmuştu. Arkadaki kocaman kanadı ile unutulmaz bir araçtı. Ford’un yeni Focus RS’i işte tam da bu otomobilin DNA’larını taşıyan bir ürün olmuş.

Ford’un bize yolladığı araç, bu otomobilin tüm tanıtımlarında da kullanılan ve boncuk mavisi diyebileceğimiz renkteydi. Otomobil sadece rengi ile değil, dış detayları ile de çok dikkat çekiyordu. Ön tarafta geniş hava girişleri ve diğer Focus’lardan çok farklı duran ama aslında çok da farklı olmayan farları, alttaki sis farları ile havaya aç bir canavar gibiydi. Yandan akıcı hatlar arkadaki büyük kanatla tamamlanıyordu. 19 inçlik karartılmış jantlar tamamen ralli havalıydı ve Michelin Sport Cup lastikler de otomobilin amacına tam anlamıyla uygun düşüyordu. Ford Focus RS’in dış görünümü, 1980’lerin efsanevi ralli otomobillerini hatırlatıyordu.

“Start” butonuna bastığınız anda sanki 2.3 değil de 5 litrelik bir motormuş gibi tok bir sesle çalışmaya başlayan motorun gürültüsü çok havalı. Abartısız bir güç gösterisi gibi. Sert debriyaja basarak vitese taktıktan sonra otomobil sakince yerinden kalkıyor. Ancak gazı köklediğiniz anda arka taraf hafifçe yana kayıyor ve koltuğa yapışıyorsunuz.

BİR FERRARİ GİBİ HIZLANIYOR

Otomobili fazla tehlikeye atmadan garajdan çıkmak için aklımı başıma topluyorum. Dolapdere yollarında araç çok keyifli değil. Oldukça sert süspansiyonu ne yaparsanız yapın, bu yollara uygun hale getirmek mümkün değil. Böbrek taşı düşürmek için ideal bir hali var. Tabii abartırsanız böbreği komple düşürmek de mümkün. Kağıthane-Piyalepaşa tünelinde düşük viteste gaza basarak yeni yetmeler gibi motor sesi dinliyorum. Çok hoş. Sonrasında kendimi TEM otoyoluna atıyorum ve gazlıyorum. Süspansiyonun sertliği burada işe yarıyor. Mükemmel ötesi bir yol tutuş. Daha sonra 3. havalimanına giden yola dalıyorum ve virajlarda limitleri arıyorum. İnanılmaz. Bu kadar iyi yol tutan bir otomobil, böylesi bir viraj kabiliyeti olamaz. Tabiri caizse köpek gibi gidiyor. Sıfırdan yüz kilometreye bir Ferrari gibi çıkıyor neredeyse. Otomobilin tanıtımında 0-100 4.6 olarak verilmiş. Biz de zaman tutuyoruz. Bizim bulduğumuz zaman 5 saniye. 5 kapılı bir otomobil için akıl dışı. Performans sürüşü sırasında beni rahatsız eden tek şey, koltuğun biraz yüksek olması. Sürüş pozisyonu biraz yukarıda kalıyor ki, bu da otomobili altımda hissetmemi hafiften zorlaştırıyor. Ancak otomobil o kadar başarılı ki, hissetmeye gerek yok, o her şeyi hissediyor gibi. 2000 devirden sonra güç gelmeye başlıyor ve 6000 devire kadar çok akıcı bir şekilde gücü veriyor. Yine de 5000-5500 devirlerde vites değiştirmek en iyisi. Otomobil çok tok bir otomobil hissi veriyor. Taş gibi. Sonra ralli sürüşü yapmak için berbat bir yola giriyorum. Otomobil sert bir şekilde titriyor ve zıplıyor ama yol tutuşu nasıl oluyorsa kaybetmeden gidiyor. Toprak ve yer yer mıcır yolda bayağı bir hızla, gazlıyoruz. Kayıyor ama topluyor. Çekiş sistemi 10 numara. Yeniden asfalta çıkıyoruz. Frenleri denemek istiyorum. 180 kms hızla sert bir fren yapıyorum. Çok başarılı. Sonra bir hızlanıp, bir fren yaparak ısınan frenlerin performansını denemek istiyorum. Hiç sorun yok. Fren biraz sertleşir gibi oluyor ama gayet iyi tutuyor. Çok açık söylemek gerekirse son yıllarda kullandığım en başarılı otomobil. Rakiplerinden üstün bir hali var. Subaru WRX ve VW R’ı döver diye düşünüyorum.

GÜCÜN BEDELİ YÜKSEK TÜKETİM

Focus RS bir ara tüketici şikâyetleri aldı. Birkaç bin kilometrelik kullanımdan sonra egzozundam beyaz bir duman çıkardığı söylendi. Üretici ise bunun zaman zaman soğutma sisteminin suyunun buharlaşmasından kaynaklandığını ve düzeltileceğini açıkladı. Bu hastalık hâlâ var mı bilmiyorum. Ancak gücün limitlerini zorlayan bu tarz otomobillerde böyle ufak tefek sorunlar olabiliyor. Yani gülü seven dikenine katlanır misali. Anlattığım kullanım tarzıyla 100 km’de 27 litrelik yakıt tüketimi de bu dikenler arasına dahil edilebilir. Fakat güç demek tüketim demek orası da aşikâr. Peki bu yol canavarının fiyatı ne kadar? 90 bin Euro’dan başlıyor. Yani neredeyse 435 bin TL. Bu kadar güç ve bu kadar eğlence. Anca bu fiyata.

MUSTANG İLE AYNI MOTOR 33 BEYGİR DAHA GÜÇLÜ

Ford, Focus RS’te firmanın 2.3 litrelik bloğunu kullanmış. Aynı blok Ford Mustang’in 2.3 litrelik modellerinde de kullanılıyor. Ancak Mustang’de 317 beygir güç üreten bu turbo şarjlı motor, RS’te 350 beygirlik muhteşem bir üretime imza atıyor. Motor 6 ileri vitesli bir şanzımana bağlanmış ve çift diferansiyelle hem ön hem de arkadan tahrik sağlıyor. Yani otomobil 4 tekerden çekişli. Gücün en fazla yüzde 70’i arka tekerleklere gidiyor. Ancak arka diferansiyelin ilginç bir özelliği olarak arkaya giden gücün yüzde 100’ü gerekli hallerde tekerleklerden sadece birine aktarılabiliyor.

DİĞER FOCUS’LARDAN FARKI SPOR GÖSTERGESİ VE RALLİ KOLTUKLARI

İçeride ise çok büyük bir fevkaladelik olmadığını söylemem lazım. Sportif gösterge tabloları ve dashborad’un ortasında cam hizasının hemen altına yerleştirilmiş ekstra spor göstergeler otomobilin diğer Focus’lardan farklı olduğunu gösteren az sayıda delilden biriydi. Tabii spor koltukların hakkını yemeyeyim. Neredeyse bir ralli aracı koltuğunu andıran ön koltuklar, tipik bir spor otomobil koltuğuydu ve zannederim yarış koltuğu üreticisi Recaro’nun imzasını taşıyordu. Gaz, fren ve debriyaj pedalları da tipik bir ralli otomobili havasıyla olmakla beraber gaz ve fren pedallarının birbirine biraz daha yakın olmasını tercih ederdim. Keza vites kolunun da biraz daha uzun olmasını tercih edeceğim gibi. Focus RS’in içinde tüm teknolojik yenilikler ve konfor unsurlarının da mevcut olduğunu söyleyeyim. İyi bir havalandırma sistemi ve eli yüzü düzgün bir müzik sistemi de buna dahil.

Arkada ise eski Cosworth’lerinki kadar devasa olmasa da koca bir kanat otomobilin yere basmasını kuvvetlendirmek üzere yerine yerleştirilmişti. Arkadaki siyah difüzör ve iki yanındaki geniş çift egzoz borusu da neyle karşı karşıya olduğunuzun habercisiydi.