Emekli olunca almayı planladığım ‘yeterli’ otomobil

Bu yazıyı okurken, sakın ola ki benim delirdiğime, kafayı üşüttüğüme, iyice zıvanadan çıktığıma hükmetmeyin. Okuyacaksanız, ciddi ciddi sonuna kadar okuyun. Sonunda hâlâ delirdiğimi düşünüyorsanız ona bir şey diyemem.

Değerli okurlar, bu hafta “hayallerimi süsleyen” otomobili denedim ve anlatmaya çalışacağım. “Herif üşüttü. Ferrari’ler, Mercedes’ler dururken hayallerini Dacia mı süslüyor bu salağın?” demeye başlamayın hemen. Gerçekten de Dacia’nın bu hafta denediğim Duster’ı benim hayallerimin bir parçası. “Hayalin ne?” derseniz, hafiften emekli olmuş, hayatı rölantiye almış, her türlü fazlalıktan kurtulmuş, İstanbul’da veya başka bir yerde “küçük” bir hayat hayal ediyorum. Dacia Duster da gerçekten bu hayalin parçası. Böyle bir hayat içinde, otomobilimin de bir Dacia Duster olmasını istiyorum. Niye mi? Hadi anlatayım.

Sevgili okurlar, piyasada her segmentte gerçekten şahane otomobiller var. Üzerinde asla kullanmayacağınız yüzlerce opsiyonu barındıran, her biri bir konfor ve teknoloji abidesi her markadan yüzlerce otomobil. Fiyatları birkaç yüz bin liradan başlayıp birkaç milyon liraya kadar giden, muazzam otomobiller. Peki bu otomobil dediğimiz zamazingonun asıl amacı ne? Bizi bir yerden bir başka yere belirli bir rahatlık ve güvenlik içinde götürmesi değil mi? Bunun konfor-güvenlik- fiyat üçgeninde bir optimizasyonu yok mu? Eğer var ise yani ödediğiniz paraya oranla ne aldığınıza baktığınız zaman bana göre iki otomobil öne çıkıyor. Bunlardan birincisi Dacia Duster, ikincisi ise Suzuki Vitara. Ama anlayacağınız gibi, bu noktada ben Duster’cıyım. Bir önceki jenerasyon Duster’ı deneyip yazdığım zaman da hayranlığımı dile getirmiş ve bir miktar alaya hedef olmuştum. Ancak Duster, toplamda 90 bini aşan satış rakamının yanı sıra sadece geçen yıl 19 bin adet civarında satışla, pek çok kişinin benimle hemfikir olduğunu kanıtladı.

Dacia en büyük zaaflarından ve pazarda daha başarılı olmasının da önündeki engel gibi görünen bir şeyi de halletmiş. Artık bir otomatik vites seçeneği de var Duster’ın. Bu iyi haber. Kötü haber ise şu: 4×4 seçeneğinde otomatik vites yok. Ama tahminim pek yakında onu da yaparlar. Yeni Duster’ın birkaç motor seçeneği var. Bunlardan ikisi benzinli, ikisi dizel. Ben Türkiye’de 1.5 litre dizel 110 beygir ve 1.6 litre benzinli 115 beygirlik motorların daha çok tutulacağını düşünüyorum. Zaten benim denediğim araç da 1.5 litrelik DCİ motora ve DSC otomatik şanzımana sahip olan modeldi. 1.5 litrelik dizel motor tipik bir Renault motoru gibi çalışıyor. Aşırı gürültülü değil ama sessiz de değil. Anahtarsız çalıştırma özelliği ile bir butona basarak harekete geçen motoru çalıştırdıktan sonra otomatik vites kolunu D pozisyonuna getirdiğiniz zaman 110 beygirlik güçlü otomobil rahatça yerinden kalkıyor. Fakat yüksek tork gerektiren bazı durumlarda, motorun vitesi aşağı çekmesi bazen biraz gecikebiliyor. Özellikle yokuşlarda bu durumla karşılaşabiliyorsunuz. Duster gerek şehiriçi, gerekse otoyol kullanımında çok başarılı. Son sürat olaraksa benim ulaştığım son hız 175 km/s oldu.

Tahmin edeceğiniz üzere kullandığım Duster otomatik vitesliydi ve bu yüzden de 4×4 çekiş sistemine sahip değildi. Buna rağmen Duster’ın gerek off road koşullarında, gerekse otoyolda yol tutuşu oldukça başarılıydı. Duster farklı koşullarda yaptığım denemelerde 100 km’de ortalama 6 litre yakıt tüketti. Fena bir tüketim rakamı değil. Bu bir depo yakıt ile 700 km’lik bir menzil demek ki, gayet yeterli. Fiyata gelince. Duster’ların en ucuzu 115 hp’lik benzinli motora sahip olan 4×2’lik olanı. Fiyatı 67 bin 100 TL. 4×4 dizel olarak ise en üst modelin fiyatı 92 bin 600 TL. Otomatik olanlarda ise çıkılabilecek fiyat 101 bin 500 TL. Bu fiyatlara bundan iyisi Şam’da kayısı. Başta da dediğim gibi. Duster fiyat kalite orantısında şu anda en ideal otomobil. Emekli olursam bir tane alacağım.

İÇ MEKÂNDAKİ TÜM FONKSİYONLAR BASİT

Dacia’nın iç mekânına girince en iyi anlatan ifade “Yeterince”. Her şey yeterince. Genişlik yeterli. Konfor yeterli. Teknoloji yeterli. Testlerin gösterdiği kadarıyla güvenlik de yeterli. Sade analog göstergelerin ortasında farklı fonksiyonların yanı sıra yine oldukça sade bir yol bilgisayarı var. Renault’nun ilk olarak 1990’ların Concorde’larında kullandığı yol bilgisayarı. Tüm verilere basitçe sahip olabildiğiniz bir sistem. Dacia bu kez Duster’a ortaya konumlandırılan bir ses sistemi ve fonksiyon kumanda ekranı koymuş. Renault’nun bir önceki jenerasyon otomobillerinde kullandığı ekranın benzeri. Son derece yeterli. Ekranın tasarımı biraz kaba ama yeterli. Sonuçta tepe tepe kullanacağımız, dağa taşa vuracağımız bir tüketim malzemesi alıyoruz. Üstelik artık Duster’da çok iyi çalışan, dijital kumandalı bir air condition da yer alıyor. Son derece yeterli. Ses düzeneği ise hafiften tırt. Anlayacağınız kötü. Daha doğrusu hoparlörler kötü. Curise Kontrol da var artık Duster’da ve Renault’dakinin aynısı. Duster, cam açıp kapama düğmelerini de sürücü kapısının içine almış en sonunda. Tüm camlar elektrik kumandalı.

DIŞ GÖRÜNÜM ESKİYE YAKIN AMA DAHA GÜÇLÜ

Yeni Duster da şekil şemail olarak eskisine çok yakın olsa da bazı güzel ilerlemeler kaydetmiş vaziyette. Ön görünüm hafifçe daha güçlü hale gelirken, arka tarafta Jeep Renegade benzeri stop lambaları kullanılmış. Bu, otomobile biraz daha modern bir görüntü vermiş. Ön çamurluğun kapıyla birleştiği noktaya ise çok güzel bir havalandırma detayı eklenmiş ve Duster’ı sanki spor bir otomobilin arazi versiyonuymuş gibi bir havaya sokmuş. Bunun ötesinde fazla bir değişiklik yok. İyi ki de yok, çünkü iyi bir şey yaptığınız zaman bunu fazlaca değiştirme gereği hissetmediğinizi gösteren bir durum var. Tek eleştirim ise kapı kollarına ve marşpiyerin üzerine konulan basamağa yönelik. Kapı kolları, dizaynı itibarıyla, tekerleklerin zeminden fırlattığı tozu, çamuru içinde biriktirmeye müsait bir tasarımda. Otomobilin yerden yüksekliği ise bir basamağa ihtiyaç duyuracak kadar değil. Fakat, inerken basamak nedeniyle pantolonunuz, çorabınız çamura bulanabiliyor. Gereksiz bir basamak.