Hakkı tam verilememiş marka: Alfa Romeo damgasını vurdu

Bana sorarsanız, otomobil dünyasının hakkı teslim edilmemiş markalarından biridir Alfa Romeo. Oysa, gelmiş geçmiş en güzel otomobillerin pek çoğuna imza atmıştır.

Savaş öncesi dönemde de, savaş sonrası dönemde de müthiş otomobiller ve müthiş motorlar yapmıştır. Kuruluşu 1910 yılına dayanır Alfa Romeo’nun ve ALFA’nın alfabenin ilk harfi ile alakası yoktur aslında. Aynen FIAT gibi o da bir kısaltmadır ve kısalmamış hali “Anonima Lombarda Fabbrica Automobili” dir. Romeo ise kuruluşundan bir süre sonra fabrikaya yönetici ortak olarak gelen Nicola Romeo’nun soyadından gelir.

FERRARİ VARLIĞINI ALFA’YA BORÇLU

Marka kuruluşundan üç yıl sonra otomobil yarışlarına katılmaya başlamış, yıllarca Formula dahil olmak üzere bu sporun hemen tüm dallarında büyük başarılar elde etmiştir. Ferrari bile varlığını Alfa Romeo’ya borçludur. Ferrari’nin kurucusu Enzo Ferrari, Alfa Romeo’nun hem mekanikeri hem de yarışçısıdır. Enzo, 1940’ların ortasında ayrılıp kendi markasını yaratmadan önce “Scuderia Ferrari” yani Ferrari takımı, ilk olarak 1929 yılında Enzo Ferrari tarafından kurulmuş ve Alfa Romeo otomobillerle yarışmıştır.

Alfa Romeo bana göre bu yüzden koleksiyonerler tarafından hakkı tam olarak verilmemiş bir markadır. Ve bu markanın hakkı teslim edilmemiş bir otomobili de Alfa Romeo Montreal’dir. Alfa Romeo Montreal ilk olarak 1967 yılında Montreal Dünya Fuarı’nda konsept otomobil olarak sergilendiğinde modele bir isim verilmemişti. Ancak fuarda büyük bir beğeni topladı ve tüm otomobilseverler bu araca sergilendiği yerden esinlenerek “Alfa Romeo Montreal” adını taktı. Seri üretim ilk Montreal 1970 Torino Otomobil Fuarı’nda görücüye çıktı. Bertone’nin efsanevi tasarımcısı Gandini’nin çizdiği otomobil, son derece öncü hatlar taşıyordu ve kendisini takip edecek pek çok otomobile ilham verecek detaylara sahipti. “Lamborghini Miura, Lancia Monte Carlo” gibi.

Üretim ise oldukça ilginçti. Şasi Alfa Romeo’nun Arese’deki tesislerinde hazırlanıyor daha sonra Bertone atölyesine yollanıyor ve orada karoseri monte ediliyordu. Oradan başka bir atölyeye yollanıyor ve orada korozyona karşı çinko kaplanıyor, temizleniyor ve iç aksamı takıldıktan sonra otomobil tekrar Alfa Romeo fabrikasına getiriliyor ve motorun yanı sıra Giulia GTV’den alınan ZF şanzıman ile yarı kilitli diferansiyel yerleştiriliyordu.

Montreal’in ön tekerlekleri 14 inç janta takılmış 195/70, arka tekerlekleri ise 16 inç jantlı 225/50 ebatlarındaydı.

3900 ADET ÜRETİLDİ

Adı Montreal olmasına rağmen ne Montreal’de ne de Kuzey Amerika’nın başka bir yerinde tek bir Alfa Romeo Montreal satılmadı. Çünkü otomobilin emisyon değerleri, o sıralarda Ralph Nader’in kampanyaları sonucunda oluşmuş Amerikan kısıtlamalarını karşılamıyordu.

Alfa Romeo Montreal’i 1977 yılına kadar üretmeye devam etti ama zannetmeyin ki, çok üretildi. Toplam üretim 3900 adet kadar olabildi. Tabii bunda o zaman için yüksek sayılabilecek fiyatın da etkisi vardı. Çünkü o zamanlar Alfa Romeo Montreal, Porsche 911’den de son yıllarını yaşayan Jaguar E Type’dan da daha pahalıydı.

8 SİLİNDİRLİ MOTOR

7 BİN DEVRİ AŞABİLİYOR

Montreal’in kaputunun altında 2.6 litrelik 8 silindirli bir canavar vardı. Alfa’nın yarış pistleri için yaptığı ve Stradale ile Tipo 33’te kullandığı 2 litrelik motorun geliştirilmesiyle elde edilen bu motor 7 bin deviri aşıyor ve 200 beygir civarında bir güç veriyordu. O sıralarda 8 silindirli bir motorun 7 bin deviri aşması pek görülmüş bir şey değildi. 8 silindirli 200 beygirlik 1200 kiloluk Alfa Romeo Montreal’in 0’dan 100’e ulaşması 7.4 saniye sürüyordu. Son sürati ise 224 km/s’ydi.

YERLİ HİBRİT 2018, YERLİ OTONOM 2020’DE HAZIR 

Otomotiv teknolojileri şirketi AVL, yerli hibrit elektrikli sistemin saha testlerinin 2018 yılında tamamlanacağını duyurdu. AVL Türkiye Genel Müdürü Umut Genç, “Ar-Ge merkezimizde yapacağımız çalışmalarla 2018’de hibrit elektrikli, 2020’de ise otonom sürüş özellikleri olan (sürücüsüz) ilk yerli prototip araçları tamamlayarak İstanbul’da saha testlerini yapmayı planlıyoruz” dedi. Tasarlanan hibrit elektrikli sistemin yakıt tüketimini yüzde 5-15 oranında azaltması bekleniyor. Otonom araçta ise sıralı peş peşe gitme özelliği öne çıkacak.

‘SANAYİNİN DNA’SINA DİJİTAL DÖNÜŞÜM GİRMELİ’

Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası’nın (MESS) düzenlediği Üretimin Geleceği Zirvesi’nde, dördüncü sanayi devrimi olarak adlandırılan Endüstri 4.0’ın ülkemizdeki durumu ele alındı. MESS Yönetim Kurulu Başkanı Kudret Önen, dijital dönüşümün Türk sanayiinin DNA’sına girmesiyle Türkiye’nin sürdürülebilir büyüme hedefine katkı sağlanacağını vurguladı. Önen, “Üretimde dijital dönüşüm, üretim zincirinin bütün halkaları tarafından iş kültürü olarak benimsenmeli” diye konuştu.