Alırsın Ford olursun Lord

Otomobil Editörümüz Hakan Özenen arayıp “Ford Edge denemek ister misin?” deyince şaşırdım, “O da ne?” dedim gayri ihtiyari.

Amerikan Ford’un Amerikan pazarı için bayağı güzel orta boy bir SUV yaptığını biliyordum, ama kıta farkı nedeniyle adına pek aşina değildim doğrusu. “Amerika’da üretilen Ford mu bu?” diye sordum. “Ta kendileri” dedi. Allah biliyor ya şaşırdım.

Ford’un Amerika Birleşik Devletleri’nde özellikle sportif kamyonet pazarında müthiş bir üstünlüğü ve yıllardır süregelen ve süregidecek gibi duran bir hâkimiyeti var. Şahane kamyonetler yapıyorlar. F-150, F-250, F-350, F-450 süper kamyonetler. Benim favorim ise muhteşem diyebileceğim “Raptor”.

SUV’larda ise aynı oranda bir başarıları bana göre yoktu. Range Rover çakması gibi duran Flex, bir ara Türkiye pazarını da deneyen Explorer ve devasa Expedition, benim göbeğimi titreten SUV’lardan asla olmadı.

Ya da şöyle diyeyim; hiçbir FORD SUV’u 1970 ve 1980’lerin Bronco’su gibi heyecan verici olamadı.

Edge ile ilgili ise ne olumlu, ne de olumsuz hiçbir fikrim yoktu. Bu yüzden de “Gelsin de görelim” dedim.

Geldi…

Gördüm…

2

İlk izlenimim olumlu. Dışarıdan çok kaliteli duruyordu. Dizayn Amerikan standartlarının üzerinde. Zaten Avrupa ve Uzakdoğu esintileri taşıyor. Önden bakınca havalandırma ızgarası biraz Hyundai Tucson gibi. “Biraz” demem kibarlıktan. Bayağı bayağı benziyor. Daha kaliteli duruyor ama çizgiler çok benziyor. Yandan hayli özgün ama sonçta SUV çizgileri. Arkadan bakınca ise çok ama çok şık. Ama Renault gibi. Yeni Megane veya Talisman’a çok benziyor arka lambalar. Aynen onlar gibi ortada birleşiyor. Uçlarda ise Mondeo ile aynılaşıyor. Renault’nun Espace’in arkasına yapması gerekip de yapmadığı tasarımı Ford Edge’e yapmış desem yeridir. Dış görünüm kalite ve “Pahalı otomobil” hissini uyandırıyor. Hiç sorun yok. Bayağı bayağı güzel.

İçine binmeye kalkıştığınız anda bu kalite hissi pekişiyor. Ağır kapılar, çok oturaklı bir biçimde açılıp daha da oturaklı bir biçimde kapanıyor. Sanki bir Mercedes, BMW ya da Lexus kapısı gibi.

Yemin ederim şaşırıyorum. Amerika için orta sınıf sayılabilecek bir Amerikan otomobilinden bu kaliteyi beklemiyor insan. En azından ben beklemiyorum.

Aynı durum iç mekânın tamamında da sürüyor.

Kötü görünen, kalitesiz duran, gözü rahatsız eden hiç ama hiçbir şey yok.

Bir Amerikan’dan çok üst segment bir Alman otomobilinin içi gibi.

Logoları görmesen Mercedes veya BMW zannedebilirsin. Çok pahalı birkaç Amerikan otomobili dışında bu kadar kaliteli ve zevkli Amerikan otomobili iç dizaynı görmedim desem yeridir. Deri koltuklar şık. Derisi de kaliteli. Amerikanların genelde kullandığı pandizot kalitesindeki deri döşemelerden çok farklı.

3

Dikişler bile gayet iyi.

Dijital gösterge tablosu detaylı ve özenli. Dashboard’un ortasında kocaman bir bilgi ekranı var. Hem dokunmatik olarak kullanılabiliyor, hem de direksiyon üzerinden kumandası mümkün. İç mekândaki tek olumsuzluk da o bölgede. Ekranın altında Sny imalatı bir müzik sistemi var. Sistem ses kalitesi olarak çok iyi ancak plastik kalitesi otomobilin genelindeki kaliteden biraz uzak.

Otomobilin pek çok fonksiyonuna sesle de kumanda etme özelliği var, ama ben bu fonksiyonu hiçbir otomobilde kullanmayı beceremedim. Edge’in ön camınında da aynı Range Rover’larda olduğu gibi buz çözücü rezistans olduğunu söylemem lazım ki, hayli faydalı bir fonksiyon. Ford Edge’in bir başka önemli özelliği ise bagaj bölümünün aşırı genişliği. Sınıfındaki tüm araçlardan daha büyük diyeceğim bir bagaj bölümü var, ama acaba bu Edge hangi sınıfa girer diye sorarsanız yemin ederim ben de bilemedim. Kimileri Mercedes GLE ve BMW X3’e rakip diyor ama onlardan daha büyük gibi.

Ben daha çok Mercedes’in eski ML serisine benzettim desem yeridir. Ford Edge’in sürüşüne gelirsek. Bayağı keyifli bir otomobil. En şaşırtıcı olan tarafı sessizliği. Otomobilin içinde dışarıdan gelen çıt sesi bile yok neredeyse. Bunun nedenini sorarak öğrenebildim. Yalıtımla bile sağlanamayacak bu sessizliğin nedeni, otomobilin içine hoparlörlerle insan kulağının duyamayacağı bir frekansta ses verilmesi ve bu sesin dışarıdan gelen motor sesi dahil tüm gürültüleri kırarak otomobili sessiz hale getirmesiymiş.

Ahantarsız giriş özelliğiyle içine girdiğiniz otomobili çalıştırdığınız zaman hemen hemen hiçbir ses duymuyorsunuz. Keza titreşim falan da yok. Gaza bastığınız zaman İngilizlerin “smooth” dediği türden “yumuşak” bir sürüşü var. Tork yeterli. Hızlanma iyi. Hani bizim çocukluğumuzda “Alırsın Ford, olursun Lord” diye bir laf vardı ya, tam öyle bir otomobil olmuş Edge. Tek handikapı fiyatı. En iyi donanım seviyesi olan Titanium’da fiyat 85 bin dolar. Hatta 90’a yaklaşıyor. Bu fiyat aralığıyla tüm kalitesine rağmen Alman rakipleriyle baş etmesi Türkiye pazarında zor görünüyor.

4

Edge’in ABD’de sınırsız denebilecek motor seçeneği var. Edge’in Türkiye’ye ithal edilen versiyonu ise 2 litrelik 180 beygir güç üreten motorlu olanı. Ve gayet başarılı.

 

GÜCÜNE GÖRE TÜKETİMİ İYİ

Edge’in frenleri de oldukça başarılı. Son sürati ise 190 kms’ler civarında. Belki uzun düzlüklerde 200’ün üzerine çıkabilir ama gerek de yok zaten. Yakıt ekonomisi ise boyuna ve verdiği güce oranla hiç fena değil. 100 kilometrede 8 litre civarında tüketim Amerika’da üretilmiş bir otomobl için inanılmaz bir rakam. Açık söylemek gerekirse Ford, Edge ile kendini aşmış.

5

TEKNOLOJİDE EKSİĞİ YOK GİBİ

Teknolojinin sunduğu tüm özelliklere sahip. Aktif cruise kontrol, şerit tutma asistanı, şerit dışına çıkınca uyarı sistemi, elektrik destekli direksiyon gibi premium otomobillerde olan tüm artılar mevcut. Navigasyon sistemi Türkçeleştirilmiş ve gayet iyi ama bence artık cep telefonlarının navigasyonları otomobillerdekilere oranla çok daha iyi olduğu için otomobillerde niye hâlâ navigasyon var anlamıyorum. Üstelik cep telefonlarındakiler çok daha kolay update ediliyor. Gösterge tablosunda hayli detaylı bilgiler mevcut ama doğruyu söylemek gerekirse fazlaca yazı ve sembol var. Ben yaşlarda gözler de hafiften bozuk olunca onca bilgi ve kargaşa göz yoruyor. Hangi sürücü bu bilgilerin tamamına ihtiyaç duyuyor, merak ediyorum.