Peker meselesi

Sedat Peker’in youtube videolarında yaptığı açıklamalar ile başlayan tartışmalar, Sedat Peker’e söyletilmeyenler ve söyleyemedikleri üzerinden sürüyor.

Belli ki, Türkiye’nin baskısı ile Birleşik Arap Emirlikleri, Peker’in Türkiye’deki meselelerle ilgili ortaya koyduğu iddiaları, video ve tweetleri yayınlamasını istemiyor.

Sedat Peker de gidecek başka yeri, elinde geçerli bir pasaportu olmadığı için bu videoları yayınlamayı kesti, tweet de atmıyor.

Sedat Peker’in tweetleri engellenince iddialarını, bir gazetecinin twitter hesabı üzerinden paylaşması ise etik tartışmalarına neden oldu.

O gazetecinin de Birgün gazetesindeki yazılarına gazete son verdi.

Ve şimdi Birgün’e eleştiriler var.

“Sedat Peker’in sözlerini siz de yayınlıyordunuz, ne oldu şimdi!” diye özetleyebileceğimiz.

Bence Birgün gazetesine haksızlık ediliyor.

Bir gazete veya gazeteci bir suç örgütü liderinin sözlerini elbette yayınlayabilir.

Kendisi ile röportaj da yapabilir.

Hele hele açıklamaları toplumu ilgilendiren iddialar içeriyorsa.

Ama bir gazete veya gazeteci bir suç örgütü liderinin sözcülüğüne soyunamaz.

Daha doğrusu soyunmamalıdır.

Habercilikle sözcülük arasında çok ciddi bir fark vardır.

Sedat Peker bugün toplum lehine bir takım açıklamalar yapıyor gibi görünse de sonuç olarak nedamet getirmiş bir kişi değildir, kendisinin de sıklıkla söylediği gibi damarına basıldığı için konuşmaktadır ve asıl amacı kendisine dönüş bileti sağlamaktır.

Sözleri önemli midir!

Önemlidir.

Her biri bir savcı tarafından araştırılacak, bazıları TBMM’de komisyon kurulup incelenecek kadar ciddidir.

Muhalefetin tüm bu meselelere ilgisiz, umursamaz ve sessiz kalması bu iddiaları ciddiye almamasından mı yoksa Peker ile aynı safta görünmek istememesinden mi kaynaklanıyor bilmem ama Sedat Peker’in bugünkü öfkesi ve intikam hissi ülkenin en azından bazı konularda bir temizlik yapmasına imkan sağlayacak gibi durmaktadır.

***

Deniz Taksi güzel de olabilir

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Deniz Taksi’si için “Su üzerinde yüzen en çirkin şey” demiştim geçenlerde.

Bu yıllar önce Ak Partili İBB’nin yaptırdığı Deniz Taksi’nin hemen hemen aynısı idi.

Hatta biraz daha çirkinleştirilmiş hali.

Tanıdığım birkaç tersaneye “Bu kadar çirkin olmak zorunda mıydı?” diye sordum ve çok da zorlarına gitmeyecekse aynı işi yapacak birkaç tekne çizimi yapmalarını rica ettim.

İlk aradığım sahillerimizde kuğu gibi süzülen Sahil Güvenlik Hücumbotları’nın imalatçısı Yonca Onuk tersanesinin kurucu ortağı ve yöneticisi Ekber Onuk oldu.

“Yenisi çizmeme gerek yok, elimde Gökhan Akış’ın çizdiği hazırları var” dedi.

Deniz Taksi için zaten çizim yapmışlar.

Engelliler için tekerlekli sandalye bindirilmesi ve sabitlenmesi sağlanmış, kaptanın yalpalarda lüksek ivmeye maruz kalmaması için yolcularla aynı seviyeye indirilmiş, İstanbul ve çevresindeki hareketli deniz şartları gözönüne alınarak denizciliği yüksek bir form seçilmiş, sevk sistemi olarak çevre dostu olmamasına rağmen yüksek verimiyle kirlenme seviyelerini çok da yükseltmeyen düşük güçlü bir dizel motor koyulmuş, operasyon verimliliği sağlanmış, ileride hibrid dönüşüm için farklı çözümlere açık bir yerleşim (open ended architecture) uygulanmış, İstanbul vapurlarının klasik hatlarına sadık kalınmış ve ışıklı büyük boy bir Şehir Hatları logosu koyulmuş.

 

Yeni işlevsellik için biçimden, biçim için işlevsellikten taviz verilmeden bir çözüm üretilmiş.

Diğerinden çok daha güzel olduğu aşikar.

Ve isteseydiniz benim bildiğim Ekber Onuk bu tasarımı size bila bedel hediye bile ederdi.

***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Fark vadedip aynı şeyin laciverti olmadığımız zaman.