Hani bu ülkenin onuru!

Galatasaray futbol takımı, ülkenin en büyük takımı Olimpiakos ile maç yapmak üzere gittiği Atina’da havalimanında durduruldu. Ülkeye girmek için gerekli koşul olan PCR testlerini yaptırdığı halde Yunan otoriteler “Bir de burada test yapacağız” diye tutturdu, takım havalimanında saatlerce bekletildi ve sonunda Türkiye’ye geri döndü.

Bu olaydan hemen hemen bir hafta önce Yunan bir misafirimiz Türkiye’ye geldi. İstanbul Yeni Atatürk Havalimanı’nda uçaktan indi. Kimlik kartı ile gümrükten ve pasaport kontrolünden geçti, 1 saat sonra İstanbul sokaklarında geziyordu. Kendisine ne PCR testi, ne aşı karnesi, ne de başka bir şey soran olmadı. Ama şimdi ülkesine dönerken kendi ülkesi kendi vatandaşından Türkiye’den geldiği için PCR testi isteyecek.

Ve biz “Büyük devletiz” öyle mi!

Galatasaray kafilesinin Atina Havalimanı’nda rezil edilmesi ile ilgili Atina Büyükelçimiz Özüergin çok doğru bir söz söyledi dün, “Mesele sarı kırmızı değil kırmızı beyaz” diyerek.

Aynen öyle.

Mesele millidir.

Mesele ulusaldır.

Galatasaray’ın değil, Türkiye’nin onurudur mesele.

Bu ülkeyi yönetmeyip, idare ettikleri artık aşikar hale gelenlere sormak isterim, “mütekabiliyet” diye bir şey duydunuz mu hayatınızda.

Lafta olandan bahsetmiyorum, gerçek mütekabiliyet, gerçek karşılıklılık.

Uluslararası ilişkilerde size ne yapılıyorsa aynısı ile yanıt vermeyi hiç işittiniz mi!

En basitinden diğer ülke sizden vize istiyorsa vize, PCR testi istiyorsa PCR testi, size kapılarını açmıyorsa kapıları açmamayı düşündünüz mü hiç!

Hak ettikleri gibi mukabeleyi bilmisil falan demiyorum. Belli ki onu yapacak haliniz, yüreğiniz yok.

Ama sadece aynısı ile yanıt vermek diye bir şeyi, mütekabiliyeti düşündünüz mü!

Belli ki, gelecek turiste muhtacız.

Yunanlara kapıyı hepten kapamayı demiyorum ama en azından test yaptırmadan, sağlıklı olduğunu raporla kanıtlamadan ülkeye sokmamayı da mı beceremiyorsunuz!

Başlangıç olarak Midilli’den, Meis’ten günübirlik alışveriş için gelenleri günlük test olmadan sokmayın içeri bakalım ne oluyor!

O kadarına bile mi gücünüz yetmiyor!

Yazık!

***

Atatürk’ü niye sevmediklerini anladınız mı!

Kart zampara çapkınlıkta yakalanıyor.

Muhtemelen metres tutmuş, ikinci bir ev açmış.

Eşi dava açıyor.

Kart zampara “zina davası” demiş ama Türkiye’de artık zina davası diye bir şey yok.

Açılan dava muhtemelen “Zina nedeniyle boşanma davası”.

Ve muhtemelen eşi hanımefendi kendisinden tazminat isteyecek.

Kart zampara hemen savunmaya geçiyor.

“Suçlu Atatürk” oluveriyor.

Eğer Medeni Kanun’u getirmeseydi ben suçlu olmayacaktım diyerek Atatürk’e saydırıyor.

“Ben uçkuruma sahip olamadım” demiyor da, “Ben İslam hukukunun bana verdiği hakkı kullandım. Atatürk olmasa idi karımı aldatmam suç olmayacaktı” demeye getiriyor.

Atatürk düşmanlığının gerçek nedenlerini bundan daha iyi anlatan bir şey olamazdı herhalde.

Mesele Atatürk değil hala anlamadınız mı!

İstanbul Sözleşmesi’nden de Atatürk imzaladı diye çekilmediler ya!

***

Yine fazla normalleşme

Yine fazla normalleştik.

Sokaklarda maske takan yok, her yer lebalep, herkes kıç kıça.

Olacağı bir kez daha söyleyeyim.

Ağustos ortasında yeniden 20 binli vakalar görmeye başlarız.

Risk gruplarının büyük bölümü aşılandığı için vefat sayıları 300’lere çıkmaz ama 100’e yaklaşır.

Yine kapanmalar gündeme gelir, yine okulları açsak mı açmasak mı tartışmaları başlar.

Biraz dikkat, hafif bir önlemle artık normal yaşamaya başlayabileceğimiz hayatımız yeniden zindana döner.

Ne olur biraz dikkat.

Maskeleri erken atmayın.

Maskesiz ortamlarda mesafeyi azaltmayın.

Kapalı alanlarda fazla kalabalıklaşmayın.

Ve lütfen ama lütfen aşı olun.

Bakın İngiltere’de yeniden artan vakaların yüzde 90’a yakını aşı olmayanlar arasından çıkıyor.

50 yaş üzerindeki vakaların yüzde 96’sı aşı yaptırmayanlarda ortaya çıktı.

Hastaneye yatanların da yüzde 97’si aşı olmayan gruptan.

Türkiye’nin de artık yoğun olarak kullandığı aşı Delta Varyantı olarak da bilinen Hindistan kökenli varyanta karşı yüzde 88 etkili oluyor İngiltere’de.

Ve ölümlerin de neredeyse tamamı denilebilecek bir oran aşısızlar arasından.

Dinlemeyeceksiniz ama ben yine de söylemiş olayım.

Sonra biliyordun ama uyarmadın demeyin.

***

Gülşen ve Jennifer Lopez

Durdum durdum yine duramadım.

Bu konuya da sen girme başkası yazsın dedim ama baktım kimsede yazacak hal kalmamış ben yazayım dedim.

Şarkıcı Gülşen birkaç gün önce bir tatil beldesinde sahneye çıkmış.

Sahne kıyafeti olarak altında bir mayo, üzerinde bir dantel pantolon.

Üst tarafında ise kısa bir bluz.

Sokakta giyilmeyecek ama sahnede giyilebilecek bir kıyafet.

Şarkılarını bu kıyafetle söylemiş.

Sosyal medya denilen bataklıkta bir saldırı.

Hadi orası bataklık ve pislik dolu.

Bir de bu rezil saldırıyı haberleştiren gazeteler ve internet siteleri.

“Gülşen eleştirilerin hedefi oldu” diye atılan başlıklar.

Hak verir tonda.

Yahu ayıptır günahtır.

Aynı kıyafeti hatta daha açığını Jennifer Lopez giyince “Jennifer Lopez mest etti” diye başlık atıyorsunuz.

Daha açığını giyince “50’lik JLO gençlere taş çıkarttı” diyorsunuz.

Ama benzer bir kıyafeti Gülşen giyince “Eleştirilerin hedefi” oluyor öyle mi!

Oysa ben bugün bir gazete yönetsem bu habere “45 yaşındaki Gülşen, Jennifer Lopez’e taş çıkarttı” diye başlık attırırdım.

***

Feet mi metre mi!

İsmail Saymaz, Çiftlikbank davasının sanıklarından Osman Nedim Kaya adlı biri ile konuşmuş.

Adam Tosuncuk’un Urguay’da yediği herzeleri, saçtığı paraları anlatmış.

Doğrudur yalandır bilmem.

Sonuçta adam suç ortağı.

Sütten çıkmış ak kaşık değil.

Ama bir şey dikkatimi çekti.

Bu Osman Nedim Kaya, İsmail Saymaz’a Tosuncuk”u anlatırken demiş ki, “Mehmet Aydın’a 1 milyon 750 bin dolara 78 metre uzunluğunda bir yat aldık.”

İsmailciğim 1 milyon 750 bin dolara 78 metrelik bir yat satmazlar.

Tosuncuk bile olsan alamazsın.

78 metrelik yatı hurda demir diye satsan daha fazla eder.

O aldıkları yat 78 feet yani 23-24 metrelik bir yattır olsa olsa.

Abartmaya gerek yok. Adam zaten yeterince sahtekar.

***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Suç normalleştirmenin yolunun suçu yaygınlaştırmak olduğunu anladığımız zaman.