Sizce bu mutsuz bir ortaklığın fotoğrafı mı!

Sezgin Baran Korkmaz meselesi ve söz konusu kişinin ilişkileri gündem olmaya devam ediyor.

Son olarak Artı 1 TV’nin kuruluşu ile ilgili olarak Baran Korkmaz’ın da işin içinde olduğu iddiaları Yılmaz Özdil tarafından dile getirilip, Uğur Dündar da meselenin içine çekilince ve Dündar da buna çok sert tepki verince bu konularda dut yemiş bülbül olan ve ağızlarını bıçak açmayan iktidar yanlısı medya işin içine balıklama atladı.

Bence hiçbir mahzur yok. Onlar da girsinler konuya.

Bu tip meselelerde rüşvet ağı yaygınlaştıkça sessizlik artar.

Suç ortağı sayısı çoğaldıkça, suçlular birbirini koruma içgüdüsü ile mevzuyu kapatmaya çalışırlar.

Konu unutturulur.

Önemsizleştirilir.

Bu yüzden ne kadar fazla insan bu işe müdahil olursa, gerçeklerin ortaya çıkma olasılığı artar.

1 kişiyi suçunuza ortak ederseniz mahvolursunuz.

1000 kişiyi ortak ederseniz hep birlikte kurtulursunuz.

Buradaki durum da sanki bu.

Biz yine de olayı deşmeye devam edelim.

Sezgin Baran Korkmaz’ın yurt dışına kaçmasına neden olan meselenin tam göbeğinde bir isim var.

Bu isim Kıraça Holding’in sahibi İnan Kıraç.

Rüşvet, tehdit, şantaj iddiaları İnan Kıraç’ın da merkezinde olduğu bir olaydan kaynaklanıyor.

Bir alacak verecek ve hisse devir meselesinden.

Bir diğer aktör ise Jan Nahum.

O da işin bir başka parçası.

İnan Kıraç, Jan Nahum’un Kıraça Holding’deki ve bağlı ortaklıklarındaki hisselerini Baran Korkmaz’a satmasından dolayı mağdur olduğu yolunda bir hava oluşturmaya çalışıyor.

Sanki Sezgin Baran Korkmaz’ı hiç tanımazmış gibi bir tutum içerisinde. “Bu kalitesiz adam nereden bana ortak oldu” diyecek gibi duruyor.

Ama görüntüler öyle demiyor.

Sezgin Baran Korkmaz ile elele sergi gezecek kadar yakın olduklarını kimse görmemiş, duymamış gibi davranıyor.

Fotoğraflar hiç de birbirinden memnun olmayan ortaklar görüntüsü vermiyor.

 

İnan Kıraç’ın bu olayla ilgili kendisine yönelik iddiaları yalanlamak için bazı gazetecilere yolladığı açıklamalar ise geçmişte KAP’a yaptığı açıklamalar ile çelişiyor.

Ve tabii meselenin bir diğer aktörü Jan Nahum’un suskunluğu da dikkat çekiyor.

Sezgin Baran Korkmaz’ın yurt dışına kaçmasına neden olan tüyoyu verenin de Nahum soyadlı biri olduğu iddia ediliyor.

Bunu SP’nin hep söylediği gibi HTS kayıtları ile bulmak ve teyit etmek de mümkün.

Sonuç olarak ortada ciddi bir skandal var.

Bunun taraflarından biri zaten kriminal hale gelmiş ve kaçak Sezgin Baran Korkmaz.

Ama sacayağının diğer parçaları burada.

İnan Kıraç ve Jan Nahum.

Bunlar niye konuşmuyor, bunlara niye sorulmuyor bilmiyorum.

Bu sessizliğin sebebi ipin ucunun çekilmesi halinde söküğün nereye gideceğinin tahmin edilememesi mi yoksa tahmin edilmesi mi!

Bence korkmayın.

Çekeceğiniz ip korktuğunuz yere gitmez.

Ama çok yakınlarına gidebilir.

Nüfuz ticareti yapanları o ipliğin ucunda görebilirsiniz!

***

Bu otelde ne var?

Şu Paramount otel mi her ne haltsa ciddi merak ediyorum.

Ne menem bir otelmiş ki, herkesi kendine çekmiş.

Bu oteli yapmaya kalkışan kişi tekstilci Atilla Uras’tı.

1990’ların başında Bodrum’da iki otel yapmak için işe girişmişti.

Biri Türkbükü’ndeki Palmira Hotel, diğeri de Güvercinlik ile Torba arasındaki şimdi Paramount adıyla bildiğimiz otel.

Önce Türkbükü’ndeki oteli bitirip açmış, o arada da diğer otelin inşaatına başlamıştı.

Rahmetli Atilla Uras çocuklarıyla arası bozulunca Türkbükü’ndeki Palmira’yı kapadı. Oğluna nazire yapmak için Otele kendi yerleşti ve boş kalan odalara da bolca eski Doğu Bloku ülkelerinden kadın misafirler yerleştirdi. İskelesine de yatını bağladı.

Daha büyük olan otelin inşaatını da durdurdu.

Bir yıl sonra da biri çalışan diğeri inşa halindeki iki oteli de satışa çıkardı.

Hafızam beni yanıltmıyorsa Palmira Hotel için 16, inşaat halindeki diğer otel içinse 26 milyon dolar istiyordu.

Palmira Hotel’i Koç ailesinin damadı, Sevgi Gönül’ün eşi nur içinde yatsın Erdoğan Gönül satın aldı ve Palmira Hotel Divan grubuna katıldı.

Diğer otel ise bir süre inşaat halinde süründü.

Sonra nasıl oldu bilmiyorum ama ultra lüks bir otel olarak yapıldı ve hizmete açıldı.

Ve önünden her geçişimde “Amma kro bir yer oldu burası” diye baktığım bir yer haline geldi.

Son olarak geçen yıl otomobille Bodrum’a giderken Bodrum Havalimanı’ndan çıkan kalabalık birkaç zırhlı Mercedes ve onlarca koruma aracından oluşan bir resmi araç konvoyunun bu otele girdiği görmüş içimden “Yakışır” diye geçirmiştim.

Şimdi anlamadığım şu.

Bu otelin sahibi kim.

Sezgin Baran Korkmaz mı, Cihan Ekşioğlu mu, Turan Avcı mı!

Ve en sağından, en soluna siyasi yelpazenin tüm aktörlerini hatta bazı belediye başkanlarının kendileri kadar etkili ve yetkili basın danışmanlarını dahi bu otele çeken güç ne!

Hangisinin misafiri olarak oradalar?

Başka otel mi yok, niye hep oradalar.

Tam olarak sormak istediğim şu aslında:

“Bok mu var bu otelde!”

***

Parti kurmak anayasal hak değil mi yoksa!

Anayasamıza göre parti kurmak yurttaşlık hakkı ve sınırlanamaz.

Anayasa’mızın 68. Maddesine göre siyasi parti kurmak için kimsenin iznine, onayına ihtiyaç yoktur.

Siyasi partinin adının, bir partiye üye olma yeterliliğine sahip 30 kişinin adının, soyadının, doğum yerleri ve öğrenim durumlarının, mesleklerinin ve ikametgahlarının yer aldığı bir dilekçe ile ekinde parti kurucusu olabilme şartlarını taşıdıkları birer beyanname ile İçişleri Bakanlığı’na başvurulur ve parti kurulmuş olur.

İzin gerekmez.

İçişleri Bakanlığı’na bu dilekçe ve ekleriyle başvurulur, İçişleri Bakanlığı’nın verdiği bir “alındı belgesi” ile parti kurulmuş olur.

Ancak Türkiye’de bu anayasal hakkın kullanımı bazıları için mümkün değil.

Yeşiller Partisi kurucuları, her ne hikmetse 21 Eylül gününden bu yana bu haklarını kullanamıyorlar.

Medeni tüm ülkelerde var olan, artık siyasetin vazgeçilmez bir parçası haline gelmiş olan Yeşiller’in Türkiye’deki kuruluşuna bir türlü imkan verilmiyor.

İzin vermemeleri mümkün olmadığı için başka bir yolla engelleniyorlar.

Bakanlık parti kurucularının başvurusuna bir türlü “alındı” belgesi vermiyor.

Bir anlamda başvuru kabul edilmeyerek, yasal bir hak fiili bir durumla engelleniyor.

Ne tek bir kurucusunu tanırım ne da başka bir alakam var.

Ama bu partinin kuruluşunu bu yolla engellemek çok ciddi bir sorun, çok ciddi bir suçtur.

Demokratik katılımın, bürokratik güçle engellenmesi çok ciddi bir demokrasi sorunudur.

Yeşillere çıkarılan engel, demokrasiye çıkarılan engeldir.

Türkiye’deki tüm demokrasi savunucularının bu engellemeye karşı çıkması gerekir.

***

Suç ise TCK’ya yazın

Türkiye demokrasi ve insan hakları konusunda her geçen gün bir adım daha geriye gidiyor.

Hatta bazı günler iki adım.

Dün yine büyük bir ayıba imza atıldı.

LGBTİQ üyelerinin Maçka Parkı’nda yapacağı piknik engellendi.

Neye dayanarak, hangi hakla belli değil.

Kardeşim bu ülkede gay olmak yasak mı!

Yasaksa Anayasa’ya madde koyun herkes bilsin.

Suçsa TCK’ye yazın herkes öğrensin.

Ama suç ve yasak değilse bu yapılan ne?

Size ne vatandaşın nasıl yaşamak istediğinden.

Yasa, hukuk, insan hakları falan pek taktığınız yok biliyoruz da, bari hep özendiğiniz Osmanlı’nın bu konudaki yaklaşımına bakın bir.

Nazi Almanyası gibi değil, Osmanlı kadar olsanız yeter!

İktidar olmadan önce bu konuda söylediğiniz gibi olsanız o da yeter!

***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Dikte etmediğimiz zaman.