Merdi Kıpti ve sirkat rejimi

Kürşat Ayvatoğlu’nu konuşuyor memleket birkaç gündür.

AK Parti’de Hamza Dağ’ın özel kalem müdürü olduğu söyleniyordu.

Öyle olmadığı açıklansa da AK Parti Medya Tanıtım Başkanlığı’nda görevli olduğu belli.

Pahalı otomobilinde kokain kullanırken arkadaşları tarafından videoya çekilmiş ve bu video yayınlanmış.

Emin olun başta hiç ama hiç ilgimi çekmedi konu.

Memleketteki sayıları hiç de az olmayan kokainmanlardan biriydi.

Görüntüde muhafazakar iktidar partisinde görevli olması ise benim değil iktidar partisinin sorunuydu.

İktidar partisine nasıl sızmış?

Daha neler, kimler sızmıştır. Soru bile değil.

Keza Cumhurbaşkanı ve bakanlarla fotoğrafları da büyük sorun değildi benim için.

Benimle bile tanımadığım bir sürü kişi fotoğraf çektirmek istiyor zaman zaman.

Çektirsen bir dert çektirmesen “Adamın bir tarafı kalkmış” diyecekler.

Mecburen çektiriyoruz ama hepsine tek bir soru sorduğumu ve “Uyuşturucu kaçakçısı değilsen çektirelim” dediğimi yıllar önce yazmıştım zaten.

Soru da laf ola beri gele.

Adam kalkıp “Aaa, o zaman çektirmeyelim” mi diyecek!

Mühim olan fotoğraf değil, beraber fotoğraf çekilen kişinin işlediği suçlara katkı sağlanıp sağlanmadığı idi ki burada öyle bir durum görünmüyordu.

Neyse sonuçta fotoğraflar da bana göre çok sorun değildi.

Dediğim gibi mesele fazla ilgimi çekmiyordu.

Ta ki, mahkeme bu kişiyi serbest bırakana ve olayın “Ört bas edilme” durumu ortaya çıkıncaya kadar.

Instagram hesabımdan dalga geçtim, tepki gösterdim pek çokları gibi.

Nitekim serbest bırakılan Ayvatoğlu yeniden gözaltına alındı.

Tutuklansın da demiyorum. Serbest yargılanmalı elbette ama yargılanmalı.

Ama bana göre olayı rezalet boyutuna taşıyan ve Türkiye’de sistemin nasıl işlediği ya da bu gençlerin neden iktidar partili hale geldiğini gösteren şey Kürşat Ayvatoğlu’nun açıklaması oldu.

Sözde duygusal, aileyi öne çıkaran, anasını öne atarak arkasına saklanan açıklama tam bir felaket.

Tam bir “Merdi Kıpti’nin şecaat arzı”

Delikanlı Kürşat tam da Türkiye’de siyasetin sirkatin söylemiş.

Adam diyor ki, “Ben aslında AK Partili falan değilim. Sadece AK Parti’nin gücünden faydalanmak, şemsiyesi altına girmek, oradan nemalanmak için o partiye girdim. Benim yüzümden partiyi suçlamayın.”

Bu müthiş bir itiraftır.

Mesele birilerinin çektiği birkaç gram kokain değildir. Asıl mesele budur.

Zenginleşmek, dilediğince at koşturmak, imkanlarını arttırmak, dokunulmazlık elde etmek için iktidar partisi altına girmektir mesele.

Mesele bu Merdi Kıptilerdir.

Mesele bunların normalleştirdiği “sirkat için siyaset” düşüncesidir.

Mesele siyasetin gücünün bir yolsuzluk, bir hırsızlık, bir zenginleşme kaldıracı olarak görülmesidir.

Mesele bunun çok normalmiş gibi söylenebiliyor hale gelmiş olmasıdır.

NOT: Sirkat ne diye sormayın lütfen. Önünüzdeki bilgisayara veya elinizdeki telefona yazın Google size söyler.

***

Yerli ve milli burundan aşı

Yerli aşı konusunda Bakan Koca’nın kürsüden ifade edeceği kadar ilerleme kaydetmiş ve diğerlerinden farklı olarak burundan spreyle alınmak üzere tasarlanan aşı oldukça ilgimi çekince, bu aşıyı geliştirmekte olan Nanografi Nano Teknoloji AŞ’nin çatı şirketi Ahlatcı Holding’in Başkanı Ahmet Ahlatcı’yı aradım.

Durum ilginçti çünkü Ahlatcı Holding’in de Nanografi’nin de aslında tıp ile pek ilgisi yoktu ama aşı geliştiriyorlardı.

Ahmet Ahlatcı hepsini anlattı.

“Fatih Bey, sizin de dediğiniz gibi bizim tıp alanı ile bir ilgimiz yoktu. Nanografi şirketini de birkaç yıl önce Bakanımız Mustafa Varank’ın bize tanıştırdığı 4 genç bilim insanı için kurduk. Bir toplantıda Sayın Varank bize 4 genç tanıştırdı ve “Bu gençler dahi. Onlara sahip çıkın” dedi.

Biz de ODTÜ’lü bu 4 gencimizle ortak bir şirket kurduk. Şimdiye kadar uçaklara sürülen ve görünmezlik sağlayan bir boyanın da aralarında olduğu pek çok nanoteknoloji icadı yapıp bunların patentlerini aldılar, üretimlerine başladılar. Sonra bu pandemi patlak verince ben bu genç bilim insanları ile toplandım. Aşı bulalım dedim. ‘Bu tıp konusu biz tıpçı değiliz’ dediler. Ben de ‘Tıpçı değilsiniz ama sonuçta bilim insanısınız. Bunu kim geliştirebilir, nasıl geliştirebilir onu çözersiniz’ dedim. Ve hemen harekete geçtik. Nanografi şirketimiz bu alanda Türkiye’nin en iyileri arasında yer alan 4 farklı daldan 40 tıp profesörünü bir araya getirdi.

Ve sonunda aşıyı buldular.”

Ahmet Ahlatcı’nın bilim adamları için kullandığı terim çok hoşuma gitti.

“Bu arkadaşlar kafası kırıklar” diyor. Zekalarının ve bilgilerinin kafalarına sığmadığını anlatmak için.

Çok güldüm.

Aşının etkinliği ile ilgili araştırmaların ne durumda olduğunu sordum.

Ahlatcı heyecanla anlattı:

“Bu farklı bir aşı, protein bazlı geliştirmişler. Yani içinde virüs veya virüs benzeri parçacık yok. İlk aşamadan beri bunu kendi içimizde deniyoruz zaten. Yani faz 1 dedikleri aşamayı kendi içimizde hallettik. Bu iğne ile yapılmayacak. Burundan fıs fıs ile alınacak. Nazal bir aşı. Çok hızlı ilerledik ama zor olan aşıyı geliştirmek değil bürokrasiyi aşmak” diye dert yandı.

Ahmet Ahlatcı’ya aşı ve ilaç konusundaki bürokrasinin insanları korumak için şart olduğunu söyledim.

“Buna bir itirazım yok ama Kayseri ya da Erciyes aşısına gösterilen kolaylıklar bize asla gösterilmedi. Onlar her şeyi rahatça aşıp destek gördü biz ise bürokrasi tarafından engellendik hep” dedi.

“Mayıs ayında piyasaya vermeye hazırız ve 250 milyon doz üretecek hale geldik. Sağlık Bakanlığı ile de anlaştık” dedi.

“Bildiğim kadarı ile faz 1’desiniz bu kadar sürede faz 3’ü tamamlamak imkansız” dedim.

“Hızlı yaparız. İkisini birlikte yaparız” dedi.

Heyecanını sevdim, aceleciliğine güldüm.

“Devletten bugüne kadar beş kuruş almadık. İstemedik. Bundan sonra da istemiyoruz. Bu aşının tüm gelirini de devlete bırakacağız. Buradan para kazanma arzumuz da yok” dedi.

Ahmet Ahlatcı’nın tutkusu ve heyecanı çok hoşuma gitti.

Aşıyı geliştiren ekibini Teke Tek Bilim’e davet ederek kapattım telefonu.

 

***

Vakalar vakalar vakalar

Vakalar, sözde kontrollü özde kontrolsüz normalleşme başladığı gün söylediğimiz hız ve oranda artıyor.

Artık 30 binlerdeyiz.

Bugün muhtemelen 30-35 bandında oluruz.

Virüsün artık daha genç yaşlara indiğini ve daha kolay bulaştığını biliyoruz.

Lütfen dikkat.

Lütfen kişisel önlemlere devam.

Kalabalıktan uzak durun, lebalep dolu lokantalara, toplantılara girmeyin.

Maskenizi takın mutlaka.

Aşı olanlar da lütfen önlemlerini ihmal etmesinler.

Çünkü aşı olanlar da öyle veya böyle COVID 19 olabiliyorlar.

Tanıdığım pek çok sağlık personeli, ki aralarında profesörler bile var, aşıya rağmen COVID oldular.

Bazıları hiç de hafif geçirmedi.

Aşı olmamış olsalar muhtemelen onları kaybedecektik.

Toplum sürü bağışıklığı kazanmadan aşıya güvenmek yanlış ve daha da fenası tehlikeli.

Çünkü aşılı kişilerin mutasyonlu virüs üretme olasılığı daha yüksek.

O yüzden aşı olmuş bile olsanız, en az 50 milyon yurttaşımız iki doz aşısını da oluncaya kadar korunmaya devam.

***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Gençlere siyasete zenginleşmek için değil ülkeye hizmet etmek için girildiğini düşündürttüğümüz zaman.