Yabancı derken!

Maşallah, Allah nazardan saklasın…

MacGyver gibi bir Diyanet İşleri Başkanımız var.

Gençler bilir mi emin değilim.

Yaşlılar hatırlar mı onu da bilemiyorum.

MacGyver dediğimiz bir dizi kahramanı.

Elinden her iş gelir.

Nerede ihtiyaç varsa o ihtiyaca ilaç olur.

Bilmediği şey, en imkansız durumda yapamayacağı şey yoktur McGyver’ın. İsviçre çakısı gibidir.

Bizim Diyanet İşleri Başkanı da öyle değil mi sizce!

Din ve Diyanet işleri dışında her konuda uzman.

Her konuda ahkam kesme kabiliyetine sahip.

Diyanet İşleri Başkanı olmasa, haber kanallarına düzenli konuk olacak türden.

Ali MacGyver Erbaş Başkanımız baktı orada kendisine ihtiyaç var, şimdi de ekonomiye el attı.

Milletin dövize yönelmesini engellemek için bir “fetva” verdi.

Diyor ki, “Yabancı paralar, yabancı dinler gibidir. Uzak durun.”

Her türlü yap işlet devret ihalesini yabancı paralar üzerinden yapan bir devletin memuru olarak ilginç bir örnek verip, iddialı bir talepte bulunmuş.

Yabancı paralar konusunda düşünceleri bu kadar net ve açık olan Sayın Diyanet İşleri Başkanımız acaba “yabancı otomobiller” konusunda ne düşünüyor?

Onlardan da uzak durmak gerekir mi?

Yoksa zırhlı Mercedesler “Hak otomobillerden” mi sayılıyor?

***

Savaş ise şehit olurlar

Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca’dan sağlık çalışanlarına kucak açmasını rica ettik.

Sağ olsun bir adım attı.

Gerisi de gelir inşallah.

Tabii ben yazıyı yazınca binlerce sağlık çalışanından mail ve sosyal medya mesajı.

“Sağlıkta yalnızca doktorlar ve hemşireler çalışmıyor.”

Evet, biliyorum.

Zaten o yüzden sağlık çalışanı dedim.

Hepsini kapsasın diye.

Sitem sitem üzerine “Bizi niye söylemedin” diye.

Sağlık çalışanı deyince eczacısından, temizlik görevlisine, müstahdemine kadar herkesi kapsamıyor mu anlamadım ama neyse…

Bu arada tüm sağlık çalışanları adına bir talepte bulunmak istiyorum.

Corona salgınının başından beri gerek devlet görevlilerinin gerekse medyanın dilinden düşürmediği bir terim var: “Corona ile savaş.”

Sağlık çalışanları için kullanılan tanımlama ise “Ön cephede savaşanlar.”

Madem Sağlık Bakanı ve tüm devlet yönetimi bunu bir “savaş” olarak görüyor ve sağlık çalışanları da en ön cephe.

O zaman bu savaşta hayatını feda edenleri de şehit ilan etmekte hiçbir beis yok.

Bana sorarsanız bu unvanı fazlasıyla hak ediyorlar!

***

Kariye büyük bir ihtiyacı mı giderecek?

Araya mevzular girdi bir türlü yazamadım.

Kısmet bugüne imiş.

İstanbul’da en beğendiğin, en hoşuna giden cami hangisi diye soracak olsanız muhtemelen Kariye Camii’ni başa yazarım.

Evet, Ayasofya’nın ve Süleymaniye’nin heybet ve görkeminin yanında esamisi okunmayacak kadar küçük ve kendi halinde bir yapıdır ama içini kaplayan mozaikler açısından eşsiz bir eserdir.

Boş kaldıkça gider, gezerim.

Şimdi onu da yeniden ibadete açtılar.

Oysa daha önce sorduğum zaman “Ayasofya açılacak ama Kariye için böyle bir düşünce yok” yanıtı almıştım hep.

Doğrusu da oydu.

Kariye’de ne Ayasofya’nın sembolik anlamları var ne de bir ihtiyacı giderecek kadar büyük bir cami.

Sosyal mesafeli günlerde 50-60, normal zamanda 200 kişiyi ya alır ya almaz.

Gereksiz, lüzumsuz bir iş anlayacağınız.

Zannedersin ki, tüm camiler lebaleb doldu da, 100 kişi açıkta kaldı.

Böyle durumlar için “Tüm kuşları hallettiniz bir leylek kalmıştı” denir.

Kimse bana “Osmanlı çevirmişti camiye” demesin.

O günler fetih günleri.

İstanbul’da cami yok.

Mecburen çevirmişler.

Bugün böyle bir ihtiyaç yok.

Mesela söyleyin bana Çamlıca’daki camide kaç kişi namaz kılıyor günde.

Ama doğru söyleyin!

***

Herkes bilsin ki Suriyeliler dönmeyecek!

Pazar akşamı Teke Tek Bilim’de Türkiye’deki Suriyelileri konuştuk.

Konunun Türkiye’deki en önemli uzmanı Prof. Dr. M. Murat Erdoğan’ın başkanlığında yapılan büyük bir araştırmayı ve buradan yola çıkarak yazılan Suriyeliler Barometresi başlıklı kitabı, Prof. Murat Erdoğan, Prof. Kemal Kirişçi ve Prof. Mustafa Aydın ile değerlendirdik.

Araştırma sonuçlarına göre Türkiye’de bulunan Suriyeli sığınmacı sayısı 4 milyona yakın.

Bunların 1,2 milyona yakını İstanbul’da mukim.

Türkiye’deki Suriyelilerin 1,3 milyonu çeşitli işlerde çalışıyorlar.

Bunların yüzde 70’e yakını kayıt dışı çalıştırılıyor.

30 bin kadar Suriyeli genç Türk üniversitelerinde eğitim alıyor.

600 bin kadarı ise ilk ve orta öğretimde Türk okullarına devam ediyor.

Geçen 9 yıllık sürede Türklerin, Suriyelileri isteme oranı sürekli olarak düşüyor.

Suriyeli sığınmacı karşıtlığı giderek artan oranda yükseliyor.

Ve Suriyelilerin Suriye’de işler hızla normale dönse bile gitme ihtimali yok.

Esad devrilse bile hemen hemen tamamı Türkiye’de kalmaya devam edecek.

Hemen hemen derken en az yüzde 90’ı.

Türkiye’deki Suriyelilere Türk Devleti’nin maaş ödemesi söz konusu değil.

Ancak tüm sağlık ve eğitim hizmetlerinden ücretsiz yararlanabiliyorlar.

Ve bu Suriyeliler eğer Avrupa’ya gitseydi, bunların AB’ye 10 yıllık maliyeti 301 milyar avro olacaktı.

AB Türkiye’de 6 milyar avro sözü vererek neredeyse 100’de 5 maliyetle bu işten kurtuldu.

Bazı izleyiciler “Niye tek taraflı konuşuyorsunuz. Niye karşıt fikir yok” gibi serzenişlerde bulunarak bazı siyasetçilerin programda yer alması gerektiğini iddia ettiler.

Bence saçmaladılar.

Çünkü orada ortaya veri koyduk.

Kimse Suriyeliler kalmalı veya gitmeli demedi.

Bilimsel olarak “Gitmeyecekleri ve Türkiye’yi yönetenlerin buna göre politika üretmesi gerektiği” konuşuldu.

***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Herkesi her zaman kandıramayacağımızı anladığımız zaman.