Drone show

Dün 30 Ağustos törenlerinde çok beğenilen “Işıklı drone show”un bir Fransız firması tarafından gerçekleştirildiğini yazdım.

Akşamüzerine doğru İletişim Başkanlığı tarafından bir açıklama yapıldı ve “30 Ağustos Zafer Bayramı nedeniyle Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde 300 insansız hava aracı (İHA-drone) ile gerçekleştirilen ve kutlamalara damga vuran ışık gösterisinin koreografi tasarımı ve simülasyonu, tamamen Türk tasarımcılar tarafından geliştirildi. Böyle büyük çapta ilk kez düzenlenen gösterinin 1,5 aylık hazırlık sürecinde 37 kişi görev aldı” denildi.

Bu açıklamanın ardından bazı okurlar mail atarak “Hanginiz doğru söylüyorsunuz. Sen diyorsun ki, Fransızlar yaptı. Cumhurbaşkanlığı diyor ki, Türk tasarımcılar yaptı. Hangisi doğru?” diye sordular.

Bazıları gerçekten merak ettiği için, bazıları da kendince bana laf sokmak için.

Hemen söyleyeyim, İletişim Başkanlığı’nın yaptığı açıklama beni yalanlamıyor.

Meseleye başka bir açıdan bakıyor sadece.

Diyor ki, “Koreografi tasarımı ve simülasyonu tamamen Türk tasarımcılar tarafından yapıldı.”

Tasarımı elbette Türk tasarımcılar yapacak.

Elin Fransızı ne bilsin Kocatepe’yi, Kocatepe’de Atatürk’ü, ışıklı drone show’da kullanılması istenen Türk sembollerini…

Tabii ki bu logoların, tabloların tasarımı bize ait.

Ama bunu drone’ları kumanda eden uygulamaya yükleyenler Fransızlar.

Bu gösteriyi yapan firmayı da söyleyeyim adlı adınca.

DRONİSOS adlı bir Fransız firması.

Merkezleri Bordeaux’da, bir şubeleri de Florida’da Orlando’da.

Dronisos’un Türkiye’de yaptığı ilk iş de bu değil.

Bir buçuk ay önce 15 Temmuz darbe girişimini anma törenleri sırasındaki 200 drone’la yapılan gösteriyi de Dronisos yaptı.

Bu kez 300 drone’la yapılan gösteriyi de.

Kullandıkları drone’lar ise “Parrot” marka.

Umarım bu kadar kesin bilgi yeterli olmuştur.

Ne dersiniz!

***

Babacan’dan alınacak dersler

Ali Babacan corona nedeniyle hastaneye yatırıldı.

Aile fertleri 8 gün içinde iyileştiler çok şükür ama Ali Bey tam olarak iyileşmeyince hastanede tedavi altına alındı.

Kendisine ve ailesine geçmiş olsun diyorum.

Ve herkesin Ali Babacan’ın durumundan ders alması gerektiğini bir kez daha hatırlatmak istiyorum.

Babacan’ın son haftalardaki siyasi faaliyetlerinde, yurt gezisi ve toplantılarındaki fotoğraflarına baktığınız zaman, perşembenin gelişinin çarşambadan belli olduğu çok açık.

Her zaman temkinli ve tedbirli biri olarak gördüğümüz Ali Babacan bu özelliklerinin kendisi aleyhine kullanılır olmasından bezmiş olacak ki, son zamanlarda tüm fotoğraflarda maskesiz olarak halkın ve partililerin arasında görünüyordu.

Bu görüntülerden sonra Ali Bey COVİD 19 kapmasa şaşırtıcı olurdu.

Ve sürpriz olmadı, beklenen oldu.

Babacan hastalandı.

Hem kendini hem ailesini riske attı.

Umarım bir an önce iyileşir ve Ali Babacan’ı görenler durumdan ders alır.

Ve umarım Cumhurbaşkanı’nın Giresun mitinginden kötü sonuçlar çıkmaz.

***

Bir doktorun Yavaş izlenimi

Dün Mansur Yavaş’ın köşke çıkmasının hemen ardından bir whatsapp grubu kurmuş birileri ve beni de oraya kaydetmişler.

Grubun amacı ziyaret vesilesi ile Mansur Yavaş’ı karalamak ve hakkındaki eski iddiaları bir kez daha hatırlatmak.

Okuyunca güldüm ve sahibi belirsiz grubu kimin kurduğunu hemen anladım.

Büyük ihtimalle siz de tahmin edebiliyorsunuzdur.

Bu arada yine üyesi olduğum bir başka whatsapp grubunda ise Ankaralı bir hekim Mansur Yavaş hakkında şunları yazıyordu:

“Bugün sabah Mansur Yavaş’ın evine bazı tetkikleri yapmak için gittik. Gerçekten çok mütevazı birisi. Kapıyı çaldığımızda bize kapıyı kendisi açtı. Eşi bize kendi eliyle çay ikram etti. İşimiz bitince müsaade istedik. Bizi teşekkür ederek, eşiyle birlikte kapıya kadar uğurladı. Konut mütevazı bir aile eviydi ve evde herhangi bir hizmetli, belediye personeli, yardımcı falan olmadığı gibi, kapının dışında binanın önünde de böyle birileri yoktu. İnşallah böyle davranan ve düşünen yöneticilerimizin sayısı artar.”

Aslında normali bu sevgili okurlar.

Ama öyle hasret kalmışız ki, garibimize gidiyor böyle şeyler.

***

Kızılay’ın etleri

AK Parti Bitlis Milletvekili Cemal Taşar’ın aynı zamanda Kızılay Tatvan Şube Başkanı olan kardeşi Battal Taşar Kızılay’a ait kutulanmış etleri otelinde satmakla suçlanmıştı ve ben de bu durumu eleştirmiştim.

Bu eleştirim üzerine Cemal Taşar aradı.

Son derece kibar, son derece medeni ve son derece açıklayıcı bir üslupla durumu anlattı.

Yaptıkları pek çok hayır işinden, bunları gizli tutma konusundaki duyarlılıklarından, kardeşinin Kızılay Şube Başkanlığını sadece bu amaçla kabul ettiğinden söz ederek, kardeşi döneminde Kızılay Tatvan Şubesi’nin yaptığı hizmetleri aktardı.

Ben de kendisine “Cemal Bey, size inanıyorum. Ama o etlerin kardeşinize ait otelin dolabında ne işi vardı?” diye sordum.

“Çünkü Kızılay’ın Tatvan’da bu etleri koyacak bir soğuk hava deposu yok. Pandemi nedeniyle otel kapalı olduğu için, kardeşim de bu etleri otelin buzdolaplarında saklamış. Oteli bir anlamda Kızılay’ın deposu gibi kullanmış. Hiçbir kötü niyet yok” dedi.

“Peki o zaman bu videoyu çeken kişinin niyeti ne? Otelinizde çalışan bir personel olmalı kapalı otele girebildiğine göre” dedim.

Onu da anlattı…

Söz konusu iddiayı ortaya atan kişinin daha önce Bitlis Belediyesi’nde çalışan ve KCK’dan mahkumiyeti olan bir kişi olduğunu, şu sıralarda Bitlis ve Tatvan’da çeşitli kişilere şantaj ve tehditle geçimini sürdürdüğünü, bunu çok kolaylıkla doğrulatabileceğimi de belirtti.

“Belediye HDP’den AK Parti’ye geçince bu kişi işsiz kaldı. Muhtemelen burada AK Parti’nin yükselmesinde bizim çalışmaların etkili olduğunu düşündükleri için böyle bir şey yaptırmış olabilirler. Ya da işsiz kalmasını bize bağlamış olabilir” dedi.

Doğrusunu isterseniz ben kendisini çok inandırıcı buldum.

Bunu da paylaşmak istedim.

***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Okumadığımız veya dinlemediğimiz şeyleri söylenmemiş zannetmediğimiz zaman.