Şeytan taşlamak

Aylar önce söyledim “FETÖ ile mücadele bitti” diye.
Bakın şimdi FETÖ’cüleri sınıflara ayırmaya başladılar bile.
Yavaş yavaş “Barışalım, affedelim, en azından bazılarını affedelim. Nedamet getirenleri affedelim. Özür dilesin barışalım. İki gözüm kör olsun bir daha darbe yapmayacağım diyenleri hapisten çıkaralım. Fetullah’ın yerine başkasını atasınlar affedelim” tarzı söylemler başladı bile.
Bu da beni birkaç yıl önce yazdığım bir fıkraya götürdü.
Sürekli okurlar belki hatırlar ama ben yine de yeni okurlar için hatırlatayım.
“Hacı amca ile hanımı hacca gitmişler. Sıra şeytan taşlamaya geldiğinde herkes yerden aldığı minik minik taşları şeytana fırlatırken hacı amcanın hanımı her biri yumruk büyüklüğünde taşları alıp alıp büyük bir hınçla şeytana atıyormuş.
Sonunda hacı amca karısını kolundan tutmuş ve “Ne yapıyorsun hanım” diye sormuş.
Kadın büyük bir öfke ile “Allah’a isyan eden o pis şeytana layık olduğu gibi kocaman taşlar atıyorum” demiş.
Hacı amca tebessüm etmiş ve kadının kulağına eğilmiş:
“Bak hanım” demiş, “İsyan etmeden önce Allah’ın en sevgili meleğiydi o şeytan. Bu işler belli olmaz. Yarın öbür gün tövbe eder barışırlar ama şeytan senin attığın taşları unutmaz.”
Muhafazakar camiayı biraz bildiğim için söylemiştim bunu.
Haklı çıkmanın dayanılmaz utancını yaşıyorum şimdi.
Utanması olmayanlar yerine.

***

Ahmet sen şunu yapmam deme

Ahmet Hakan Coşkun beyefendi.
Sizden bir talebim olacak.
Ne olur zaman zaman coşmayınız.
Coştukça rezilliğinize rezillik ekliyorsunuz.
Kendi kendinize gaza gelip, “Şunu yapmam, bunu söylemem, buna bakmam, buraya gitmem” falan gibi saçma sapan sözler veriyorsunuz.
Aradan biraz zaman geçip, fırsatını bulduğunuzda yapmam dediğiniz ne varsa yapıyorsunuz.
Mesela “Cübbeli Ahmet’ten gelecek rating gelmesin, Cübbeli’yi asla programa almam” diyorsunuz.
Ardından dün akşam Cübbeli Ahmet ile program yapıyorsunuz.
Almanızda bir mahzur yok elbette.
Ama “Asla almam” demeniz mahzurlu bir hareket.
Sözde ilkeli bir adammış gibi davranmaya çalışıyorsunuz ama ilkeli olmadığınızı hepimiz biliyoruz.
Üstelik de bir gazetecinin “Ben onunla konuşmam” diye bir şey söylemesinden daha ahmakça bir şey olamaz.
Gazetecinin işi gerekirse herkesle konuşmaktır.
Ama tabii gazetecinin.
Siz kendinizi nereye konumlandırıyorsunuz bilemem.
Otomobilinizin tepesindeki çakara bakarak “Önemli devlet büyüğü” olarak konumlandırdığınızı söyleyebilirim.

 

***

İki tip gazeteci vardır

Geçenlerde bazı gazetelerde kendisine yazı yazdırılan bir adam bir şeyler yazmış.
Eşiyle beraber Aydın Doğan’la konuşmuşlar ve Cansu Çamlıbel’in ayağını kaydırıp, Çamlıbel’in yerine Verda Özer’i yazar yaptırmışlar.
Bu ayıbı da marifet yapmış gibi, güç gösterisi olarak anlatıyor.
Ben o kadar önemli bir adamım ki, medya patronlarına kimi yazar yapacaklarına kadar etki ederim diyor.
Tam şecaat arz ederken, sirkatin söylemek durumu.
Allah’tan eşi daha aklı başında biri olduğu için “Benim bu konu ile alakam yok. Yalan söylüyor” diyerek bu işten sıyrıldı.
Neyse yazdıkları önemli değil zaten.
Yazıyı okurken şunu düşündüm.
Aslında Türk medyasında sağcı, solcu, ilerici, gerici, milliyetçi, bölücü gibi yazar ayrımları yok.
Sadece çok daha basit iki gazeteci sınıfı var.
Yavşaklar ve yavşak olmayanlar.
Ben o yazıya bakınca bunu gördüm.
Bunu yazarı için söylemiyorum.
Çünkü o gazeteci sınıfında değil zaten.

***

Hakim Bey kaldırım halkın malı değil mi?

Abdi İpekçi Caddesi ile Valikonağı’nın kesiştiği noktada bir bina vardır.
Bu binanın Abdi İpekçi Caddesi’ne bakan tarafına bir çıkma yapıldı.
Geçen sene galiba.
Kaldırıma.
Kafelerin kaldırıma sandalye, masa koymasına bir itirazımız yok elbette hatta yayalara geçecek yer bıraktığı müddetçe güzel de oluyor ama bu öyle değil. Bayağı bir çıkma yaptı, çevresini kapattı, bir de dam oturttu. Tam bir kaldırım üzeri gecekondu.
“Bu nasıl oluyor kardeşim” diye düşünürken gazetelerden okuduğum kadarı ile belediye bu arsızca kaldırım işgaline karşı “yıkım” kararı çıkartmış.
Aslında görseniz karara gerek yok.
Çok açık bir haksızlık, hukuksuzluk. Kaldırım üzeri bina. Olacak iş değil.
Ama ilginçtir bu karar mahkeme tarafından bozulmuş.
Bir daha karar.
Mahkeme bir daha bozuyor.
Bunu bozan hakimi çok merak ediyorum.
Hangi yasa kaldırımlara kaçak bina yapma hakkı veriyor da, bu yapılan rezalet orada durabiliyor.
Ben belediye olsam gelir doğrudan yıkarım.
Sonra bu rezaleti yapan gelsin anlatsın derdini.

***

Martı felaketi olabilir

İstanbul sokaklarında bir uygulama var.
Adı “Martı” imiş.
Elektrikli scooterlar.
Kiralık.
Bir telefon uygulaması ile kiralanıyor.
Benzerleri pek çok Avrupa ve ABD kentinde de mevcut.
Sadece Londra tehlikeli olduğu gerekçesi ile bu kiralık scooterlara izin vermiyor.
Ben kendi adıma bu aletlerden korkuyorum.
Çünkü kullananlar için de, trafikteki diğer bileşenler için de son derece tehlikeliler.
Trafikte kullanılan ve iyi kötü bir motoru olan bir taşıt aracı olduğu halde kiralamak için herhangi bir belge gerekmiyor.
Hadi onu geçelim. Polis çevirir, ehliyet yoksa ceza keser diyelim.
Daha kötüsü hiçbir güvenlik aksesuarı yok kullanıcılarda.
Trafikte bir motosiklet gibi geziyor ama ne bir kask, ne bir başka koruyucu eleman, hiçbir şey olmadan hızla giden araçların arasında vızır vızır geziyorlar.
Allah muhafaza bir otomobil dokunsa facia olabilir.
Bu yüzden bu işin hızla bir zapturapt altına alınması, en azından koruyucu giysi zorunluluğu getirilmesi şart.

***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Haksızlığa hukuk kılıfı giydirilmediği zaman.