Yanıltmadınız beni

Ciğerini bilirim derler ya, durum tam bu aslında.
Önceki gün “Muhalefet Ayasofya’nın ibadete açılmasına tepki göstermeyince bozuldular. İstiyorlardı ki, muhalefet tepki göstersin ve kamplaşma olsun, dinli ile dinsiz ayrılsın ki, taban konsolidasyonu yapılabilsin” diye yazdım ve “Yakında iktidara yakın medyada Ayasofya’nın ibadete açılmasına karşı çıkan bazı kişileri görürsem hiç şaşırmayacağım” diye noktaladım ya…
Ulan bir kere de şaşırtın beni be kardeşim.
Bir kere de sizden beklediğimi yapmayın…
Baktılar ki muhalefet tezgaha gelmiyor, tongaya düşmüyor açık açık tahrike başladılar.
Amiral gemisi iken iktidarın saltanat kayığına dönüşen mevkutenin baş kürekçisi dün vermiş gazı.
“Hasan Cemal kadar olamadınız. O bile CHP’den bu karara karşı çıkmasını bekliyor” diye girmiş mevzuya.
Bir zamanlar Kılıçdaroğlu’nun akıl hocasıydı ya, hâlâ yediririm diye düşünüyor.
CHP “Doğru ya” diyecek.
İki karşıt açıklama yapacak.
Bu kez iktidarı destekleyenler CHP’ye saldıracaklar.
“Dinsiz CHP ile Kandil sözcüsü Hasan Cemal aynı fikirde buluştu” diyecekler.
“CHP’yi Ayasofya konusunda da Kandil yönlendiriyor” diyecekler.
Muhalefet şimdilik bu tuzağa düşmüyor.
Ama illa ki birini bulacaktır kürekçi ve taifesi.
İlla ki, Ayasofya’nın ibadete açılması kararına sövdürecekler.
İlle bir karşıtlık yaratacaklar.
86 yıl sonra Ayasofya ibadete açılacak.
Kimse karşı çıkmayacak.
Bu kabul edilebilir bir şey değil.
Ama baktılar ki, kimse gaza gelmeyecek, kimse ses etmeyecek.
O zaman da “Bir karar aldılar, kimse gıkını çıkaramadı” diyecekler.

***

Kanuni

Türkiye Cumhuriyeti bir kabile devleti ya da bir muz cumhuriyeti olmadığı için prensip olarak yasalarla ve yasalar çerçevesinde yönetilir.
Yapılabilecek veya yapılamayacak her şey yasalarla belirlenmiştir.
Neyin nasıl yapılacağı yasalarla düzenlenmiştir.
Üstelik bu Cumhuriyet’e mahsus da değildir.
Her büyük devlet, ister demokrasi olsun, ister monarşi, ister imparatorluk yasa çıkarır ve o yasalara uyar.
Hani o ecdat ecdat dediklerinizden Muhteşem Süleyman bile kendi çıkardığı kanunlara uyardı.
Adı da o yüzden Kanuni idi.
Kanun çaldığı için değil.

***

Tarım: Süs deyip geçme

Tarım yazılarında bugün genelin ya da yaygın tarımın dışına çıkıp, özel bir pencere açarak bir başka yöne bakmanızı sağlamak istiyorum.
Süs bitkisi üretimine dikkatinizi çekmek istiyorum.
Türkiye’de yıllardan beri belediyelerin ithal süs bitkisi merakı yüzünden bu konu tartışılır durur.
Ben bu konuya farklı bir açıdan dikkatiniz çekmek istedim.
Bugün süs bitkisi deyince akla gelen iki ülke var.

HOLLANDA’NIN YÜZDE BİRİ

Biri İtalya, diğeri ise Hollanda.
Bunlardan İtalya’nın yıllık süs bitkisi ihracatı yaklaşık 7 milyar dolar, Hollanda’nınki ise 11 milyar dolar.
İklim açısından bu işe çok daha uygun olan ve güneyinde tropikal ve sıcak iklim, Karadeniz bölgesinde ise soğuk iklim olan, süs bitkilerini üretebilecek Türkiye’nin toplam süs bitkisi ihracatı ise 107 milyon dolar.
Belediyelerimiz ve kamu kurumlarımız sayesinde ithalat da aynı miktarda olduğu için sıfıra sıfır elde var sıfır.

SİYASET İHRACATININ ÖNÜNDE ENGEL

Süs bitkisi konusunda Türkiye’nin en önemli pazarı olan Körfez ülkeleri ile kötü giden siyasi ilişkiler nedeniyle bu pazar Türkiye’ye kapanmış vaziyette.
Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri daha uygun fiyata aynı kaliteyi sunan Türk firmalarını tercih etmek isteseler bile hükümetler arası ilişkilerden ötürü bu satışlar durmuş vaziyette.
İç pazarda ise daha da vahim bir tablo var.
Kötü niyetle hazırlanmış şartnameler yerli üreticiyi mağdur ediyor.

BAHÇE MİLLİ ÜRÜN YABANCI

Mesela meşhur millet bahçelerimiz.
Bu bahçelere dikilecek ağaçlar için ihale şartnamesi hazırlanıyor.
Alınacak fidanın çapı 20 cm olsa Türkiye’den rahatça bulunup alınabilecek bir fidan için şartnameye özellikle 25 cm yazılıyor ve ithal ağaç zaruri hale geliyor.
Aynı durum belediyeler için de sıklıkla geçerli.

Süs bitkisi üreticileri devletten fazla bir şey de istemiyorlar.
Ama en azından TİGEM’in kullanmadığı arazileri ihaleye çıkardığı zaman kendilerini de düşünmesini talep ediyorlar.
Örneğin Akdeniz bölgesinde TİGEM bu işe uygun arazileri tahıl üreticilerine kiralamayı tercih ediyor.
Üretimlerinin katma değeri daha yüksek olduğu için, aynı araziyi çok daha yüksek bedelle kiralamak isteyen süs bitkisi üreticilerine ise verilmiyor.
Tabii burada partizanlık, oy kaygısı ve TİGEM’in başına açık öğretim 2 yıllık işletme mezunu birini getirmenin de etkisi var.

Oysa emek yoğun bir iş kolu olan süs bitkisi, sulama, budama, toplama derken yaklaşık 100 bin kişilik niteliksiz istihdam potansiyeline sahip.
Yarın da hem Tarımsal Araştırma Merkezleri’nin durumuna göz atarız hem de AK Parti tarafından başlatılıp, AK Parti tarafından çöpe atılan tarımsal projeleri toptan bir ele alırız.

***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Liyakat olmadan adamlığın önemli olmadığını bildiğimiz zaman.