Yalan rapordan çıkan yasa

Muhafazakar dünyanın önde gelen ve saygın hukukçularından biri aradı dün.
“Fatih Bey, özür diliyorum. Hakkınızı helal edin. Haklı çıktınız” dedi.
Şaşırdım, “Hakkım var ise helal olsun da, nereden çıktı şimdi bu” dedim. Meğer konu “Çoklu Baro”lara izin veren yasal düzenleme imiş.
Ben bunun olacağını söyleyip, bununla ilgili program yapıp yazı yazarken, hukukçu dostumuz “Uyduruyor. Böyle bir düzenlemeyi kimse yapmaz, istemez” diye düşünmüş.
“Demek ki, ben sizin tarafı sizden daha iyi tanıyorum” dedim.
AK Parti’nin önde gelen hukukçuları ve bu yasayı TBMM’de destekleyeceğini açıklayan parti sözcüleri ile konuşmuş gün boyu.
“Hepsi bu yasaya benim kadar karşı. Bunun böyle olmayacağını biliyorlar ve yanlış buluyorlar” dedi.
“Peki o zaman niye destekleyecekler?” diye sordum.
Aynı soruyu o da muhataplarına sormuş.
“Beyefendi destekleyin talimatı verdi. Yapacak bir şey yok” yanıtını almış.
“Nasıl olsa 2 sene sonra yasa değiştirilir, bu hatadan dönülür diye düşünüyorlar” diye de ekledi.
Muhafazakar hukukçu dostuma “Peki böyle bir yasayı göz göre göre nasıl yapıyorlar” diye sordum.
“Çünkü karar vericilerin önüne yanlış bilgilerle dolu bir rapor koyuyorlar. Açıkça yalan söylüyorlar” dedi.
Hukukçu dostumun benimle de paylaştığı rapor ilginç.
Şöyle ki, tamamen uydurma bilgilerle dolu.
Çeşitli ülke örnekleri vermişler. Fakat asla bir baro olmayan ama avukatlarca kurulmuş çeşitli dernekleri baro gibi göstermişler.
Bu dernek üyelerinin aslında tek bir baro çatısı altında bulunan avukatlar olduğunu gizlemişler.
Baroyu basit bir derneğe indirgemiş ve “örgütlenme özgürlüğü” altına sıkıştırıp dernek veya vakıf statüsüne indirmişler.
Yani bir yasa geliyor ama dayanağı palavra.
Böyle bir yasa ne kadar ayakta durur, ne kadar işe yarar karar sizin.

***

Kabine

Bazı yazarlar var, iktidar partisine çok yakın oldukları iddiası ile yazıyorlar.
Neredeyse “Bir iktidara şah damarından yakınız” diyecek kadar iddialılar.
Yazdıkları genelde pek tutmasa da, sallamaları sıklıkla boşa gitse de bu iddialarından vazgeçmeye niyetleri yok.
Bu taife bir süredir kabine değişikliği üzerine yazıp duruyor.
Ha bugün ha yarın diye diye aylardır her gün kabine yazıp duruyorlar.
Onlara inat kabine de bir türlü değişmiyor.
Benim ise iktidarın merkezlerine böyle bir yakınlığım yok.
O yüzden de kabine değişecek, o gidecek bu gelecek diye iddialı söylemler ortaya koyamıyorum.
Ancak benim de kulağım delik.
Geçenlerde bir grup çok önemli bir bakanı ziyarete gitti.
Sektörün sorunlarını paylaşıp destek istemeye. Bakan’ın kendilerine gösterdiği ilgiden ve konulara olan hakimiyetinden ve kendilerine verdiği destekten çok etkilenmişler.
Bakan sorunların çözümü için hemen devreye girmiş, ilgili kurumları aramış, randevularını almış ve kendilerini uğurlarken “Gelişmelerden beni haberdar edin” demiş ve eklemiş, “Ağustos’ta yeniden görüşelim. Tabii o gün burada mı olurum onu da kesin söyleyemem.”
Benim de duyduğum budur.

***

O kadar da değil

Murat Bardakçı’nın söylemediği bir cümleden yola çıkarak İBB’nin satın aldığı Fatih portresinin “sahte” olduğunu yazdı bazıları.
Oysa Murat’ın da, benim de söylediğimiz şu: “Bu bir Gentile Bellini eseri değil.”
Zaten ne eseri satan Christie’s ne de satın alan İBB’nin “Bu bir Gentile Bellini tablosudur” diye bir iddiası da yok.
O döneme ait, muhtemelen baba oğul kardeş ressam olan Bellini ailesinin atölyesinden çıkma ihtimali olan bir tablo.
Yapan belirsiz.
Murat Bardakçi dostum, konu ile ilgili yazısında biraz da abartarak “Bir Rönesans ressamı olan Bellini’ye ait olsaydı yüz milyonlarca pounda satılırdı” demiş.
Tabii bu biraz abartılı bir yaklaşım olmuş.
Belliniler. Yani baba Jacobo, o dönem daha ünlü olan Giovanni ve Gentile kardeşler erken Rönesans ressamları.
Ancak Murat’ın dediği kadar simgesel Rönesans sanatçıları değiller.
Yani bir Raphael, bir Michelangelo, bir Leonardo, bir Boticelli, bir van Eyck sınıfına dahil değiller.
Barok dönemin bir Caravaggio’su da değiller.
Bu yüzden de kendilerine ait olduğu kesin belli olan eserlerin yüz milyonlarca dolar etmeleri mümkün değildir.

***

Olur niye olmasın!

Her yıl bu zamanlarda Bodrum’dan restoran fiyat tarifeleri gündeme gelir ve ne kadar kazık olduğundan söz edilir.
Daha önce Maça Kızı Otel’in lahmacunu konuşulurdu bu kez Mandarin Oriental’ın döneri.
“Bir döner 370 TL olur mu?”
Alan varsa olur efendim.
Niye olmasın.
Turist para bırakmıyor diye ağlarız, pahalı turistik tesise de “Kazıkçı” deriz.
370 TL bir döner olur.
Bakın aşağıya bir mönü koydum.
Paris’te cadde ortasında kafeden hallice bir lokanta olan L’Avenue’nün yani sıradan bir lokantanın, sıradan mönüsü.
Bakın bir omlet 26 avro.
Yani 202 TL.
Artı vergiler.
Club sandöviç aynı fiyat.
Bir bonfile 450 TL.
Caddeye bakan lokantada.
Hadi orası Paris.
Bodrum’daki o dönerin satıldığı plaj gibi, St Tropez yakınlarındaki Ramatuelle plajındaki Club 55’de de et yemekleri 40 avrolarda.
Yani 300 TL civarı.
Yani 370 TL’ye döner olur.
Eğer alan var ise haydi haydi olur.
Kimse boğazımıza basıp zorla yiyeceksiniz bunu demiyor ya!

***

Mert Hakan’a kızamazsınız

Mert Hakan adlı futbolcu Galatasaray’a söz verdiği halde Fenerbahçe’ye gitti diye Galatasaraylı taraftarlar küfür kıyamet gidiyor.
Bunca yıldır hâlâ anlamadıkları şu.
Bu çocuklar profesyonel futbolcu.
İşleri bu.
Paralarını buradan kazanıyorlar.
Elbette ki, daha çok para veren kimse ona gidecekler.
Gayet haklılar.
Allah göstermesin yarın sakatlansalar kimse dönüp yüzlerine bakmayacak.
Tabii ki paraya gidecekler.
Öyle “Emre Abi”nin hatırına falan değil.
Benjamin Franklin’in hatırına gidiyorlar bir yerden bir yere.
Bunda kızacak bir şey yok.
Yıllar önce Rıdvan da aynısını yapmıştı.
Alper Potuk da.
Rıdvan efsane oldu.
Alper Potuk ise hiçbir şey.
Bakalım Mert Hakan ne olacak.

***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

RTÜK kendini bazı televizyonların hamisi zannetmediği zaman.