İnşallah sınavınız iyi geçer

Ne demiştim size gençler, “Bu sınav ertelenmez. Türkiye’de yaşamanın ne demek olduğunu böylece öğreneceksiniz.”
Demedim mi?
“Ertelemeyecekler, iptal etmeyecekler siz en iyisi stresinizi azaltacak çareler bulun.”
Demedim mi?
Umarım sınavınız iyi geçer.
Daha önemlisi umarım sınav yüzünden corona bulaş sayıları oranları artmaz.
Ve umarım bazılarınız bana boşuna kızdığını anlamıştır.
Genç kardeşlerim.
Ben tecrübeli bir ağabeyiniz olarak size bu ülkenin kullanma kılavuzunu anlatıyorum.
Evet haklısınız.
Bu kılavuz çok hoşa gidecek bir yöntem anlatmıyor ama durum bu.
Bu durumdan memnun değilseniz, birkaç yıl içinde bu durumu değiştirecek pozisyonlara gelecek bir bölümünüz.
Değiştirin arkadaşlar.
Bu ülkede insanların fikirlerine, canına, malına, emeğine, varlığına saygı gösterecek bir yönetim tarzını siz kurun.
Bugün kızdığınız şeye yarın siz dönüşmeyin.
Çünkü bu ülkede hep böyle oldu.
Herkes kızdığına, eleştirdiğine dönüştü.
Bari siz öyle olmayın.
Umarım bir bölümünüzün bana olan kırgınlığı biraz azalmıştır.
“Yahu bu Fatih abi bize hep doğruları söyledi. Bizim duygularımız üzerinden kendine prim yapmaya çalışmadı” dersiniz belki bir gün.
Demezseniz de canınız sağ olsun.
Dedim ya ben bu ülkenin kullanma kılavuzunu biliyorum.
Uygulayamasam da!

***

Ha Kadir, ha Merdan

Tele 1’de Merdan Yanardağ meslektaşımız Abdülhamit eleştirisinde dozu kaçırınca tepkilerin hedefi oldu.
Tepkiler haksız diyemeyeceğim.
Eleştiride ölçü kaçıp, hakarete dönüşünce, tepki de kaçınılmaz oluyor.
Hele hele Abdülhamit gibi bir kesimin bayraklaştırdığı birisi söz konusu olunca.
RTÜK’ün tarihindeki en hızlı tepkisi tabii ki biraz garip olmakla birlikte Merdan Yanardağ da haklı değil.
Abdülhamit, öyle aşağılanacak, hakaret edilecek bir hükümdar değildir.
33 senelik hükümranlığında, doğruları da vardır, yanlışları da.
Bazılarının iddia ettiği gibi tek karış toprak kaybetmemiş falan değildir.
Murat Bardakçı ile Erhan Afyoncu’nun Tarihin Arka Odası programında ve başka platformlarda da defalarca dile getirdiği gibi İmparatorluğun en büyük toprak kayıplarından biri onun zamanında olmuştur.
Bardakçı bunu “1,5 milyon kilometrekare, yani bugünkü Türkiye’nin iki katı” olarak tanımlar.
Erhan Afyoncu’ya göre Mısır’ın elden çıkması da onun dönemindedir.
Rusya, Abdülhamit döneminde Doğu’da Erzurum’a, Batı’da ise İstanbul’a kadar gelmiş, bugünkü Yeşilköy’e kadar dayanmıştı.
Dağılmakta olan ve güçsüz bir imparatorluğu 33 yıl idare etmek kolay iş değildi.
Şartlar nedeniyle aşırı vehimli ve baskıcıydı.
Osmanlı’nın son döneminin gördüğü en iyi, en modern idarecilerden biri olan Mithad Paşa’yı boğdurmuş muydu, boğdurmuştu!
Dindar görünür, aydınlara ve yöneticilere karşı baskıcı olmasına rağmen halka iyi davranırdı.
Özel yaşamında oldukça Batılı bir tarzı olmasına rağmen halka dindar ve sofu bir izlenim verdiği için ve geçici de olsa bir refah sağladığı için sevilirdi.
Belki de gelmiş geçmiş en zengin padişahtı.
Hazineyi Hassa dışında, şahsi mal varlığı da çok büyüktü.
Ticaret bilir ve severdi.
Yatırımları vardı. Şahsına ait geniş arazilere sahipti.
Tapu Kadastro kayıtlarına göre Abdülhamit’in Balkanlar, Anadolu ve Ortadoğu’da şahsına ait milyonlarca dönüme denk gelen 7 bin 756 adet tapusu vardı. Bunların 2 bin 369’u bugünkü Türkiye sınırları içindeydi.
Eski Türk Tarih Kurumu Başkanı Metin Hülagu’ya göre Alman, İngiliz, Amerikan ve Fransız bankalarında 250 milyon dolara denk gelen bir parası vardı.
Sonuç olarak Abdülhamit iyisiyle kötüsüyle zor bir dönemde, çok uzun süre tahtta oturan biridir.
Hataları kadar sevapları vardır.
Biz hakaret etmeden adam gibi eleştirmeyi beceremediğimiz için tarihimizi de doğru düzün öğrenemeyiz.
Bu abuk sabukluğun adı bazen Kadir Mısırlıoğlu olur, bazen Merdan Yanardağ.
NOT: Murat Bardakçı’nın Abdülhamit ile ilgili sözlerinin bazılarını bu videoda görebilirsiniz.

***

İyi de, nereye kadar

Türkiye’nin uluslararası askeri varlığı özellikle Avrupa’da büyük rahatsızlık yaratıyor.
Son olarak Fransa-İngiltere ve İtalya ortak bir açıklama yaparak Libya’da taraflara ateşkes çağrısı yaptılar.
Nedeni basit.
Türkiye’nin ağırlığını koyması ile zaten uluslararası meşruiyeti olan Libya Merkezi Hükümeti Hafter’e karşı üstünlük sağladı ve Hafter zor durumda belki de ülkeyi terk edecek.
Bu durum başta Mısır, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Rusya ve tabii Avrupa’yı rahatsız etti.
Hafter legal yönetime saldırırken ateşkesin a’sından bahsetmeyenler, şimdi birden bire ateşkesçi oldular.
Türkiye orada legal yönetim tam bir hakimiyet sağlamadan bu “ikiyüzlü” ateşkes talebine olumlu yanıt vermeyecektir.
Türkiye’nin uluslararası askeri varlığı demişken ona da değinmeden geçmek olmaz.
Dün gece televizyonda rastladığım ve birkaç dakika baktıktan sonra konukların cehaleti nedeniyle izlemekten vazgeçtiğim bir açıkoturumda Türkiye’nin 4 ülkede askeri varlığından söz edip, buralarda ne kadar başarılı olduğumuzu söylüyorlardı.
Televizyona uzman konuk diye çağırılanların bilgi düzeyini görmek üzücü oldu.
Çünkü Türkiye’nin askeri varlığı bu sözde uzmanların söylediği gibi 4 ya da 5 ülke ile sınırlı değil.
Çok daha geniş bir coğrafyada Türkiye asker bulunduruyor.
Bunlar bazen NATO görevi, bazen eğitim, bazen üs, bazen asayiş, bazen de muhatap hükümetin talebi üzerine yollanmış birlikler.
Bu gizli bir şey de değil çünkü TBMM onayı olmadan böyle bir şey yapılamıyor.
Yine de sayısını Türkiye’nin resmi yayın organı TRT’nin paylaştığı bilgiye dayanarak vermek gerekirse, TSK’nın şu anda 12+1 ülkede askeri veya askeri operasyonu var.
TRT’ye göre bu ülkeler KKTC, Suriye, Irak, Afganistan, Somali, Azerbaycan, Katar, Arnavutluk, Lübnan, Bosna Hersek, Kosova ve Sudan.
Amerika’nın Sesi’ne göre ise bu sayı 9.
Onların listesi biraz farklı. ABD’ye göre Türkiye’nin Suriye ve Irak’ın dışında Mali, Orta Afrika Cumhuriyeti, Somali, Libya, Katar ve KKTC’de askeri varlığı var.
Bu ABD’den sonra ülke dışında en fazla askeri operasyon yapan ülke olmamızı sağlıyor.
Bu da elbette ki rahatsızlık yaratıyor.
Ancak sorun şu:
Bizim bu yurt dışı askeri operasyonları sürdürmemizi sağlayacak ekonomik gücümüz nereye kadar var?

***

Bu gazeteci casus olabilir mi?

Fransız devlet radyosu Radio France’ın uluslararası yayınlar yöneticisi Jean Marc Four ülkesinde Libya konusu ile ilgili bir röportaj vermiş.
Ve Fransa’da demiş ki, “Fransa Libya konusunda Türkiye’ye ders verecek durumda değildir.”
Eklemiş.
“Sessiz kalması gereken bir başkent var ise o da Paris’tir. Uluslararası hukuk açısından krizin sorumlusu Fransa’dır. Libya’daki kaos 2011 yılında Sarkozy’nin BM kararının çok daha ötesine giderek Libya’ya saldırması ile başladı.”
Yetinmemiş.
Fransa’nın Halife Hafter güçlerine silah temin ettiğine dair çok ciddi kanıtların olduğunu savunmuş ve “2016’da Fransız gizli servisinin üç üyesinin Bingazi’deki ölümü ve ABD’nin sadece Fransa’ya verdiği bazı silahların Libya’da ortaya çıkması bunu kanıtlar.”
Bu cümleler muhtemelen Türkiye’nin hoşuna gidecektir.
Benim merak ettiğim ise acaba Fransız devlet radyosunun bu yöneticisi “Vatana ihanet ve casusluk” suçundan yargılanacak mı Fransa’da.

***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Doğruyla kavga etmediğimiz zaman.