Sattınız mı Lamborghini’yi

Corona günlerinde milyonlarca insan, özellikle de servis sektöründe çalışanlar ciddi sıkıntı çektiler.
Özellikle de, büyük bölümü zaten günlük gelir elde eden bu kişiler belki devletin işverenlere yaptığı destek sayesinde işsiz kalmadılar ama çok düşük gelirlerle bu sıkıntılı günleri atlatmaya çalıştılar.
Kayıt dışı istihdamın yoğun olduğu bu sektörde çok kişi de gelirsiz kaldı.
Tabir yerindeyse aç kaldı.
Ama seslerini çıkaramadılar, çıkardıysalar da duyulmadı.
Buna karşın bizim memlekette “sanatçı” olarak tanımlanan grup epey bir ses çıkardı.
Bunlardan gelen “Aç kaldık, öldük, bittik, yandık, mahvolduk” nidaları ortalığı inletti.
Ben de o günlerde “Yahu dünyanın her yerinde sanatçılar fakir fukaraya yardım etkinlikleri yaparken bizimkiler utanmadan ağlıyorlar” dedim.
Bana da kızdılar.
Kızdılar ama bir tanesi bile Lamborghini’sini, Aston Martin’ini, Range Rover’ını, Mercedes cipini falan satmadı.
Mücevherlerini rehine veren de duymadık aralarında, saat koleksiyonunu satışa çıkarını da.
Ama ağlamaları sonuç verdi ve kendilerine en yüksek mertebeden konser verdirildi.
Kaç para aldılar, ne yaptılar bilmiyoruz ama yayınladıkları teşekkür mesajlarına bakılırsa indira gandi durumları fena değil.
Çünkü bunlar ucuza teşekkür etmezler.
Vallahi aldığınız parada, bindiğiniz otomobilde falan gözümüz yok.
Ama Allah aşkına susun bari.
Fakir fukaranın, garip gurebanın gözüne sokar gibi teşekkür mesajları falan yayınlamayın.
Ayıbınız aranızda kalsın.
Siz utanmıyorsunuz belki ama en azından duyduğumuz için utanmayalım.

***

Anlayan var ise anlatsın

Yarım asırı devireli epey oldu.
Bunun 36 yılını gazetecilik yaparak geçirdim.
Ben bu memleketi anlayamadım.
Ben anlayamadıysam kim anladı çok merak ediyorum ama öyle biri var ise eğer Allah aşkına bana da anlatsın.
Önceki akşam ilginç olaylar oldu.
15 Temmuz darbe girişimi sırasında ölümden dönen, 15 Temmuz Gazisi Emniyet Müdürü Turgut Aslan Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanlığına atandı.
Atamanın yapıldığı saatlerde bir başka 15 Temmuz gazisi grubu AK Parti Genel Merkezi önünde toplandı ve 15 Temmuz Gazi ve Şehitleri için toplanan ama ortalıkta olmayan 300 küsur milyon TL’nin kendilerine niye verilmediğini sormak, öğrenmek istedi.
Polis sert müdahale etti.
Gaziler 15 Temmuz’dan sonra bir de 15 Haziran gazisi oldular.
Polisin sert müdahalesinden sonra İçişleri Bakanı bir açıklama yaparak ikinci kez gazi olan gazilere destek verdi ve “Bu can bu bedende olduğu sürece yanınızdayım” dedi.
Müdahaleyi yapan polisler de, müdahaleyi yiyen duble gaziler de şaşırdı haliyle.
Doğrusu ben de şaşıracaktım ki, Türkiye’de yaşadığımı hatırlayıp şaşırmaktan vazgeçtim.
Ama yine de merak ediyorum.
Gösteri yapan gaziler mi FETÖ’cü ilan edilecek yoksa onlara müdahale eden polisler mi?
Yoksa konjonktüre göre önce biri sonra diğeri mi?

***

Bu maçı hükmen kaybedin

Bulaşmayayım diyorum ama vicdanım el vermiyor.
Neye diyeceksiniz?
Futbola.
Galatasaray, Rize’de iki golle mağlup oldu.
O kadar kötü oynamışlar ki, olmasalar şaşardım.
Tipik lig başlangıcı Galatasaray’ı.
Corona tatilini yaz tatili zannetmişler.
Bıraktıkları yerden değil, sezona başlar gibi başladılar.
Yani yazacağımın yenilgi ile alakası yok.
Ama ilginç bir durum var ortada.
Ben Galatasaray yöneticisi olsam, Federasyon’la konuşurum.
“Abi siz direk 3 puan yazın Rizespor’a biz oraya gitmeyelim” derim.
Niye?
Çünkü gittiğimde hasar büyük oluyor.
Yahu her maç mı bir futbolcunun ayağı kırılır aynı sahada, aynı takım tarafından.
Geçen sene Mayıs’ta Emre Akbaba’nın ayağı kırıldı Rize’de, Rizespor karşısında.
Bu sene bir ay sonrasında Muslera’nın.
Türk futbolunun en efendi, en düzgün adamlarından ikisinin.
Bilerek yaptılar demiyorum ama Rizeli oyuncular bu maçlara ne hırsla giriyorlar ki, böyle bir sonuç ortaya çıkıyor.
Böyle bir riski almaktansa o maça gitmemek bence daha doğru.
Üstelik tek risk de bu değil.
Bir de “Silahım olsa vururdum” diyen bir de Başkanları var.
Üstelik de 6222 sayılı yasanın da işlemediği bir başkan.
Allah muhafaza ya silahı olsa yanında.
Değil mi ama!

***

Teşekkürler Ali Bey

Bir yanda Rizespor Başkanı gibi tipler, diğer yanda ise Ali Koç.
Fenerbahçe Başkanı olarak yaptığı pek çok şeyi eleştirmek mümkün belki.
Çok da eleştirdim.
Ama yeri gelince hakkını da vermek lazım.
Sakatlanan Muslera’yı bizzat ziyaret etmesi, hastaneye kadar gidip geçmiş olsun demesi.
Oturup sohbet etmesi.
Türk sporunun, özellikle de Türk futbolunun özlediği hareketler, özlediği tavırlar.
Bir Galatasaraylı olarak, eski bir 2. Başkan olarak bin teşekkür.
Bir sporsever olarak milyon teşekkür.
Spora gönül verenler Ali Koç’tan bunları bekliyoruz.
Tribünden atlamasını değil.
Ve onu unutmaya hazırız.
Yeter ki böyle görüntüler izleyelim.

***

Popüler bir TV konuğu olarak Perinçek

Son dönemin popüler TV konuğu Doğu Perinçek.
Belki bilirsiniz, belki bilmezsiniz ama Perinçek aktif siyasetteki en eski genel başkandır.
1978 yılında Türkiye İşçi Köylü Partisi genel başkanlığı ile başlamıştır.
Sonrasında Sosyalist Parti, İşçi Partisi ve son olarak da Vatan Partisi Genel Başkanlığı olmak üzere 42 yıldır aktif genel başkandır.
Ve Doğu Bey bu 42 yıl boyunca son bir yıldaki kadar ilgiye mazhar olmamış, bu kadar fazla televizyon programlarına konuk edilmemiştir.
Ben de Doğu Abi’yi hemen hemen 40 yıla yakın süredir tanırım.
Bazı fikirlerine katılırım, çoğuna katılmam ama severim.
Tabii Doğu Perinçek’in son dönemdeki popüler TV konukluğunun fikirleri ile uzak yakın alakası olmadığını da söyleyeyim.
Kendisini konuk eden televizyon programcılarına “Bu adamın fikri nedir?” deseniz yanıt veremezler.
Gerçi Doğu Perinçek’in fikri nedir sorusuna yanıt vermek zordur gerçekten ama bu arkadaşlar için Doğu Perinçek’in fikir değişiklikleri ile ilgili de bir fikirleri yoktur.
Onlar için Doğu Perinçek rating getiren bir konuktur.
Lafını sakınmaz, kavgadan kaçınmaz, hatta bilakis kavga sever, kavga başlatır, gerekirse küfür de eder. Fiziki kavgaya ramak kaldığı izlenimini uyandırmayı da sever.
Konukluğu da bu yüzdendir.
Televizyon ekranında Madagaskar asıllı bir Hint Horozu gibi göründüğü için tercih edilir.
Ve katıldığı her programda Perinçek’in yumuşak karnına bir yumruk atılır.
“Sen de Apo ile görüştün ve çiçek verdin.”
Doğrudur da.
Perinçek Apo ile görüşmüştür, sohbet etmiştir, birlikte PKK’lı sözde tören kıtasını denetlemişlerdir.
Zaten Perinçek de bunu inkar etmez.
Bu konuda kitabı bile vardır.
Sürekli olarak “Görüştüm ama niye görüştüm bir sorun” havası içinde yanıtlamaya çalışır bu suçlamayı.
Ama artık bana bu işten gına geldi.
31 yıl önce yapılmış bir görüşme.
Dostça mı?
Bana göre dostça?
O dönemde ikisi de sosyalist. Aralarında fikir birliği var zaten.
İnkar da etmiyorlar.
Ama sonra yollar ayrılmış.
Üzerinden de 30 küsur sene geçmiş.
Başka bir şey söyleyin, başka bir şey sorun Perinçek’e.
Hele hele Perinçek’i böyle köşeye sıkıştıranların bazıları daha düne kadar “En sıkı Fetullah hayranı benim, hoca efendiye benden daha yakın olan bulamazsınız” diyenler olmuyor mu?
İşte ona ölüyorum…

***

Görüşmenin doğrusu

Doğu Perinçek, son katıldığı programda benim de Öcalan ile görüşmeye dağa gittiğimi söyledi. Doğru ama yanlış. O dönem Öcalan ile görüşen pek çok gazeteciden biri de bendim.
Hatırladığım kadarı ile Güneri Civaoğlu, Mehmet Ali Birand, Cengiz Çandar, Hasan Cemal, dönemin İHA Genel Müdürü başta olmak üzere pek çok gazeteci farklı dönemlerde Abdullah Öcalan ile görüştü.
Diğerlerini bilmiyorum ama ben Öcalan ile dağda değil, Lübnan’da, Bar Elias kasabasında görüştüm. Öcalan görüşmeye birinde kendisinin bulunduğu iki Mercedes ile geldi. Yanında Suriye Muhaberatı’ndan bir subay vardı. Çektiğimiz programda söyledikleri, daha sonra İmralı’daki duruşmalarda söylediklerinden çok da farklı değildi. Bunun dışında geniş kapsamlı bir röportaj yaptık. Futboldan, Türkiye’den görüştüğü siyasetçilerden, kendisine aracı yollayan Başbakanlardan söz etti.
Program sonrası programı çektiğimiz yerin sahibi tarafından hazırlanmış bir sofraya davet edildik ve yemek yedik.
Yaptığımız röportaj o sırada çalıştığım Kanal D tarafından terörle mücadele yasasının birkaç maddesine muhalefet edilmiş sayılabileceği gerekçesiyle yayınlanamadı.

***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Eşek yerine koyulanlar gerçekten eşekleşmediği zaman.