Bir anda

Önce zübüğün biri bir televizyona çıkıp konuşmaya başlıyor.
“Elimizde listeler hazır. Bizim aile 50-60 kişiyi götürür. Ben de apartmanda üç beş kişiyi gözüme kestirdim.”
Geçmişi garip, ortası garip, sonu garip sözde bir meczube.
Bir yandan da silah zulaladıklarını falan da ima ediyor.
Yetmiyor saçmalamaları, ertesi gün de kendisine bir daha saçmalasın, bir daha kin kussun diye mikrofon uzatılıp, kamera doğrultuluyor.
Daha bu saçmalığın tozu dumanı yatışmamışken sosyal medya bir anda pıtrak gibi bunun benzeri manyaklarla doluveriyor.
“Hadi gelin sıkıysa savaşalım, biz hazırız siz de hazır mısınız!” türü bir alay manyak bir anda ortaya saçılıyor.
Bir anda.
Garip olan, dikkat çeken de bu zaten.
Sanki bir yerden birileri bunları salıveriyor ortalığa.
“Hadi Türkiye’yi karıştırın, kamplaştırın, iç savaş havası estirin” diye.
Doğal değil, normal değil.
Çünkü vatandaşın gündemi bu değil.
Millet corona belası ne zaman biter, hayat ne zaman normalleşir, iş güç ne zaman düzene girmeye başlar derdinde.
Ne böyle bir gerilimli ortam var ülkede ne de böyle bir gerilimden medet uman bir tek aklı başında vatandaş.
Erken seçim olacaksa buna zaten iktidarı paylaşan iki parti karar verecek.
Olmayacaksa zaten 2023’e kadar vakit var.
O yüzden bu söylemler, bu söylemleri ortaya atanlar sıradan bir iş yapmıyorlar.
Bir yerden bunlara talimat gelmiş belli ki!
Ülkeyi kendi güçleri ile karıştıramayanlar, şimdi halkı kendilerince kışkırtarak karıştırmaya, milleti birbirine karşı düşman etmeye, mümkünse sokaklara dökmeye çalışıyorlar.
Şimdilik sözlü olarak, damara basarak.
Yarın öbür gün fazlasını da denemek isteyebilirler.
O yüzden bu söylemleri ortaya atanlara “Allah’ın manyağı” gözüyle bakmamak lazım.
Sanki bunları manyak eden birileri var.
Sanki bunlardan medet uman birileri var.

***

Salgın sonrası demokrasi geriler

Okurlar sormuş, “Post corona dünyada ekonomik olarak olacakları değil ama siyasi olarak olacakları merak ediyoruz” diye.
Aslında siyasi olarak neler olacağı ile ilgili tahminlerimi hafta sonunda Next Akademi’de anlattım uzun uzun.
Burada da bir özet geçeyim.

1. İyimserler ya da Polyannalar bu felaketin insanları birbirine yaklaştıracağını, dünyayı, insanlığı daha ortak hareket etmeye yönelteceğini söyleyedursunlar, ben tam aksini görüyorum. Tam aksine ülkeler, milletler birbirinden uzaklaşacaklar. Avrupa Birliği’ne bakınca bunu görmeye başladık zaten. İtalya Almanya ve Fransa’ya öfkeli. İspanya herkese kızgın, Fransa ile Almanya’nın arası açık. Birlik sosyal olarak çatırdıyor. Dahası AB Merkez Bankası ortak bir ekonomik paket açıklayamıyor, ülkeler kendi kendilerine planlar yapıyorlar, Almanya gücünü kendi lehine kullanıyor, AB bunu kabul etmiyor. Birlik ekonomik olarak çatırdıyor. Çıkış yok gibi.

2. Corona karşısında ABD çok başarısız gibi görünüyor ama aslında Avrupa çok daha başarısız. Avrupa’da İtalya, İspanya, Almanya, İngiltere, Fransa ve Belçika’nın nüfus toplamı ABD ile hemen hemen aynı. Buna mukabil ölüm sayısı neredeyse iki misli. Ortak bir mücadele veremedikleri çok açık ortada. AB ülkelerinin birbirine güveni sıfıra inmiş vaziyette.

3. ABD’de eyaletler ile Federal Hükümet ve Başkan arasında büyük kavga var. Eyaletler kendi aralarına birlikler oluşturarak mücadele ediyorlar. Merkezi otorite yani Başkan zayıflıyor. Birlikte zayıflıyor haliyle.

4. Otoriter ya da otoriterliğe yakın ve yatkın (Çin, İran, Rusya ve Türkiye) rejimlerin salgınla mücadelede daha başarılı görünmesi yeni bir tartışmayı ateşliyor. Ekonomik başarısı sayesinde model olabilir mi diye tartışılan Çin şimdi bir kez daha model olma iddiasında.

5. 1920’ler sonrası dünyayı kasıp kavuran resesyon (Büyük Buhran), beraberinde otoriter rejimleri getirmişti ve muhafazakar eğilimler artmıştı. Bu kez de benzer bir baskıcı rejimler dönemi yaşamak mümkün.

6. Avrupa’da mevcut iktidarlara destekte artış var. İtalya’nın koltukta zar zor oturan Başbakanı’na destek 70’lerde, İspanya’da durum farklı değil, Merkel’e rekor destek var, Macron bile salgın öncesine göre iki kat popüler. Bu toplumların çaresizliğinden kaynaklanan bir durum. Salgın sonrası ekonomiyi hızlı toparlayan ve yeni model geliştiren yönetimlerde bu destek sürer. Ekonomik başarısızlık bu desteği hızla eritecek.

7. Güvenliğin sadece askeri bir iş ve bireysel güvenlikten ibaret olmadığı çok net anlaşıldı. Güvenlikçi politikalar artık sağlığı da kapsayacak. Güvenlikçi politikaların önem kazandığı her dönemde insan haklarında ve demokraside gerileme olması kaçınılmazdır. Önümüzdeki dönem en büyük dert bu olabilir.

***

İki öneri

Türkiye liglerinin oynanması ile ilgili eleştirilerime yönelik olarak değer verdiğim spor yazarlarından şöyle eleştiriler aldım: “Abi haklısın da ne yapsınlar öneri getir”
Önerilerim çok basit:

1. Liglerde tepedeki dört takım ve sondaki dört takım playoff oynasınlar.
Lig usulü veya elemeli olabilir.
Ancak playoff’lar süresince 4 takım da karantina şartlarında olsun.
Yani zaten müşterisi olmayan otellere kapansınlar. Dışardan bulaş riski sıfıra insin.
İki hatada mesele hallolsun.
Son dört takım arasındaki maçlarda da 2 takım küme düşsün. Alt ligden de iki takım çıksın.

2. Lig mevcut haliyle tescil edilsin. Trabzonspor şampiyon olsun.

***

Yasak mı kalktı,  bazıları yasadan üstün mü?

Dün Fatih Terim’in Galatasaray’ın başında olamayacağını yazdım.
Aaa, bir de ne göreyim, Terim antrenmanda.
Tarabya’dan çıkmış, Florya’ya gitmiş.
Nasıl olabilir böyle bir şey!
Yasak yok mu, yasa yok mu?
Bazıları yasalar üstü mü?
“Fatih Hoca önemli iş yapıyor, o çıkabilir” diyen bir yasa mı var?
Fatih Hoca’nın da günahını almayayım, belki Şenol Güneş falan da çıkmıştır ama Terim’inki kabak gibi görüntülü.
Biri bana söylesin, Terim nasıl çıkar sokağa?
Avukat, mimar, işadamı, sanayici, çöpçü, ocu, bucu kimse çıkamazken nasıl çıkar!
Bu ülkede yasa masa yok mu?
Bakın yemin ediyorum 65 yaş üzeri olsaydım yarın sokağa atardım kendimi.
Çeviren emniyet görevlisine de Terim’in fotoğrafını gösterirdim.
Ona işlemeyen yasa bana mı işleyecek diye!

***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Adalet duygumuz her gün yara almadığı zaman.