Samimi olun ciğerimi yiyin

Okurlar Kanal İstanbul hakkındaki fikrimi soruyorlar.

Bilim adamı değilim.

Bilim adamları ile konuşarak bir fikir, bir görüş oluşturmaya ve oluşturmanıza yardımcı olmaya çalışıyorum.

Bütçenin büyük açıklar verdiği bir dönemde, geri dönüşü imkansıza yakın olan böyle bir yatırımı gereksiz bulduğumu söyleyebilirim sadece.

Anladığım kadarıyla zaten bu projenin fizibilitesi daha çok emlağa dayanıyor.

Yani buralarda yapılacak inşaatlara.

Bu projeyi ortaya atanlardan beklentim ise samimiyet.

Yani çıkıp “Buraya inşaat yapılacak ve çok para gelecek. Gemi geçse de olur geçmese de. Zaten bu derinlikteki bir kanaldan İstanbul’a tehlike yaratan dev tankerlerin geçmesi mümkün değil. Boğaz’daki yeni trafik düzeni ile zaten kaza olasılığı çok düşük. Biz burayı inşaat geliri sağlamak için yapıyoruz” deyin.

Yani dürüst olun, doğruyu söyleyin.

Sonuçta inşaattan para kazanmak ayıp değil.

Ama halkı kandırmak ayıp.

Doğruyu söyleyin, biz de ona göre düşünelim.

Karar verelim.

Ha ama diyorsanız ki, “Sizin düşüncenizin ne önemi var. Kim takar sizi, biz sizin yerinize düşünürüz”…

Onda da siz haklısınız.

Bizim düşüncemizin ne önemi var ki!

***

Kıta yanarken Başbakan tatilde imiş

Güney ülkesi Avustralya’da insanoğlunun gördüğü en büyük yangınlardan biri haftalardır sürüyor ve koca bir kıtayı ateşe boğuyor.

Çok sevgili arkadaşım Merih Tüzün, bir süredir Avustralya’da ve oradaki durumu şahane bir muhabirlik örneği vererek özetledi bana.

Ben de sizinle paylaşmak istedim:

“Avustralya kıtası son 3-5 yılın en kurak, yağışsız dönemini geçiriyor. Buna bir de bu seneki çok yüksek sıcaklıklar ve çok kuvvetli rüzgarlar da eklenince (Bizim de Sydney’de olduğumuz dönemde, Sydney’in batı banliyösü Penrith’te 49 derece ölçülmüş) ortaya bu felaketler çıktı.

NASA 2019 yılında irili, ufaklı 65.000 yangın saptamış kıtada; bu son 18 senenin ortalaması olan 13.000’in tam 5 katı!

Avustralyalılar yine de durumun bu kadar kötü olmayabileceğini, gerekli önlemlerin zamanında alınmadığını, kışın çıkarılacak kontrollü yangınlarla riskli bölgelerin azaltılması, seyrekleştirilmesi (ki Aborijinler bunu yaparlarmış vakti zamanında), ormanların kurumuş, çürümüş ağaçlardan temizlenmesi gerektiğini söylüyorlar.

Merkezi ve kimi yerel otoritelerin işi başta çok da ciddiye almadıkları da iddia ediliyor. Başbakan’ın başta tatilini yarıda kesmeye yanaşmaması ve sonra da özür dilemek zorunda kalması aslında bu iddiaları doğrular nitelikte.

Bilançoya gelince; şimdiye kadar 24 ölü, 500 milyona yakın telef olan memeli, sürüngen, kuş türü hayvanlar.

Yanan 6 milyon hektar alan yani Belçika’nın yüz ölçümünün 2 katına, yaklaşık 60.000 km2’ye denk.

Yanıp kül olan 1.500-2.000 arasında bina, 100.000 kişilik tahliye, şimdiye kadar 5.500 civarında hasar tespit talebi ki, bunun mali karşılığı 240 milyon dolar ve hala sürmekte olan 200 yangın.”


***

Kuyruk mu?

Atatürk’e sövenleri ciddiye almayın deyince üzerine alınan birisi bana yanıt vermiş kendince.

“Kuyruk acısı” falan demiş.

Şaşırdım.

Ne bende ne de çevremdeki hiç kimsede ben kuyruk falan görmedim.

Bizim çevremiz yaklaşık 2 milyon yıl önce kuyruğundan kurtulmuş.

Bu zat ve çevresi hâlâ kuyruklarını muhafaza ediyorlarsa ortada bir sorun var demektir. Kendileri ile birkaç milyon yıl sonra muhatap olabiliriz ancak.

***

Haklısınız Şeyma Hanım

Şeyma Hanım, “Şahsıma” verdiğiniz yanıtı okudum.

Çok teşekkür ederim.

Yüzde yüz haklısınız.

Emin olunuz ki, sizden hiçbir beklentim yok.

Ne sizden ne başkasından.

Size yöneltmiş olduğum biraz da abartılı ifade edilmiş eleştirinin ne yaşam tarzınızla, ne yaptıklarınızla bir alakası var.

Lütfen yanlış anlamayın.

Dilediğiniz gibi yaşayabilirsiniz.

Hatta beni düzenli okuyor olsaydınız, dilediği gibi yaşamak isteyen kadınların meydan okuyan tavrına saygı duyduğumu bilirdiniz.

Daha önce Didem Soydan ve Eliz Sakuçoğlu gibi medyatik kadınların yaşam tarzlarına yönelik müdahil tavırlara tepki gösterdiğimi, onların sahtekar “muhafazakarlara” karşı dik duran tavırlarını alkışladığımı da bilirdiniz.

Tabii ki, bilmek ya da okumak zorunda değilsiniz.

Yaşam biçiminiz, tercihleriniz tamamen sizi ilgilendirir.

Sizden toplumsal bir duyarlılık göstermenizi de isteme hakkına hiçbirimiz sahip değiliz. Hatta samimiyetsiz bir duyarlılıktansa, samimi bir duyarsızlığı tercih ederim.

Ki o bile beni ilgilendirmez.

Benim size kızdığım mesele, sizden birkaç yaş küçük genç kızların okulda yemek yiyecek para bulamadığı bir dönemde “İbiza’ya direk uçak koyun. 9 saat aktarma beklemek zor geliyor” demenizdi.

Elbette duyarlı olmak zorunda değilsiniz.

Ama bu denli duyarsızlığı da insanların gözüne sokmanız gerekmiyor.

“Benim takipçilerim böyle istiyor size ne” derseniz onda da haklısınız ama yine de bu eleştirimi, sizin hayat anlayışınıza veya tarzınıza eleştiri ya da müdahale olarak algıladıysanız emin olun ki, değildi.

Sizden ricam eğlenmeye devam edin.

Bunu da izlemek isteyenlerle paylaşın.

Hiç karışmam, haddim değil.

Elbette duyarlı olmak zorunda değilsiniz.

Ama duyarsız olmak zorunda da değilsiniz.

Bu vesile ile size yeni yılda da bol partili, bol eğlenceli ve inşallah özel uçaklı günler dilerim.

Şeyma Subaşı

***

PİSA’ya göre ciddiye alınma oranı

En çok güldüğüm sosyal medya zübüklerinin dün sövdükleri Şeyma Subaşı ile ilgili yazımdan sonra Subaşı’nı koruma yarışına girmeleri.

Sanıyorlar ki, onları ciddiye alıyorum.

“Şeyma Subaşı haklı, İbiza’ya giden çok Türk var. Hatta ben de gidiyorum. THY buraya direk uçuş koymalı” diye yazsaydım. Yine küfür edeceklerdi.

Biliyorum.

Bana sallayanların farkında olmadığı bir şey var.

PİSA skorları gösteriyor ki, yüzde 60’ya yakın bir oran okuduğunu anlamıyor bu ülkede.
Ben de geri kalanı ciddiye alıyorum sadece.

Sosyal medya denilen pislik çukurunun intihar eden 20 yaşındaki kızın ardından “Telefonunu satsaydı” diyecek kadar aşağılık hale gelmiş olması da cabası.

O aşağılıklığı yapanı kovan patron kim ise onu da canı gönülden kutluyorum.

Böyle biriyle ekmeğimi paylaşmayı ben de istemezdim doğrusu.

***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Samimiyeti zaafiyet zannetmediğimiz zaman.