Tezkere

Tezkere TBMM’den geçti.

Tezkere dediğimiz, Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenlere, Libya’ya asker gönderme yetkisi veren onay.

Artık hükümet ya da Cumhurbaşkanı istediği veya uygun gördüğü anda Libya’daki merkezi hükümete yardım etmek üzere Libya’ya uygun gördüğü miktarda Türk Silahlı Kuvvetleri’ni gönderebilir.

Libya’ya göndereceğimiz askerlerimiz, iç savaş halindeki Libya’da merkezi hükümete destek olmak üzere gidecekler.

Libya hükümetini devirmek isteyenler ise Hafter güçleri denilen grup.

Peki Hafter güçlerinin yanında kim var?

Başta Rusya.

Suriye’de merkezi hükümeti devirmek isteyenlere destek veriyoruz, merkezi hükümetin yanında Rusya var.

Libya’da merkezi hükümete destek veriyoruz, merkezi hükümeti devirmek isteyenlerin yanında Rusya var. İlginç bir durum.

Yani askerimizin Libya’daki Rus lejyonerlerle çatışma ihtimali var. (Bu yüzden daha önceki yazılarımda oraya SADAT’ı ve başındaki emekli general Tanrıverdi’yi gönderelim demiştim.)

17 yıldır ne zaman “Tezkere” dense benim aklıma hep 1 Mart Tezkeresi gelir.

Irak’a ABD’nin yapacağı operasyon öncesi TBMM’ye sevk edilen ve 70 bin kadar ABD askerinin Türkiye’de konuşlanmasına ve Irak’a girmesine izin veren tezkere.

Bu tezkere aynı Libya tezkeresi gibi AK Parti hükümeti tarafından TBMM’ye gönderilmiş, AK Parti’nin oylarıyla TBMM’de 264 AK Partilinin oyu ile çoğunluğu elde etmiş ancak bir kısım AK Partili, CHP ile birlikte tezkereye karşı oy kullandığı için 267 oya ulaşamadığı için kabul edilmemişti.

O gün o tezkereyi kabul edilmesi için TBMM’ye yollayanlar daha sonra kabul edilmemesinden dolayı kendilerini çok övdüler.

Biz de güldük.

Bu kez öyle bir durum da yok.

Tezkere geldiği gibi geçti.

Libya’ya asker yolluyoruz.

Ancak küçük bir hatırlatma yapmak isterim.

Bu kez ortalıkta daha sonra sorumlu tutulacak olan Ahmet Davutoğlu falan yok.

Ona göre…

***

Yerli ve milli meraklar

Dün başladığım yerli otomobil meselesine bugün devam edeceğimizi söylemiştik.

Edelim bakalım.

İtalyan bir tasarımevinin imzasını taşısa da, nerede imal edilmiş olduğuna dair bizlere bir bilgi verilmemiş olsa da son derece yerli ve son derece milli otomobilimizi geçen Cuma gördük.

Mutlu olduk.

Kıvandık.

Ne var ki, otomobilin dışını gördük, içine göremedik.

İçi derken kabininden değil, gövde altındaki teknolojiden bahsediyorum.

Yani otomobilin teknik özellikleri ile ilgili net bilgiler verilmedi.

Nasıl bir batarya sistemi var, bataryalar nerede üretildi, batarya iletim sistemi kimin dizaynı, özgün mü, ödünç mü, otomobilin ağırlığı ne, batarya ağırlığı ne, batarya teknolojisi ne, otomobili hareket ettirecek olan motor ve motorlar nerede yapıldı, kim tarafından üretildi ya da üretilecek, süspansiyon ne, direksiyon sistemi ne, fren sistemi ne motor işletim sistemi ne?

Bunların hiçbiri açıklanmadı.

Sadece bir gövde gördük ve bir iki bilgi kırıntısı.

Sedan modelde tek bir elektrik motoru olacakmış ve 200 HP gücünde olacakmış.

SUV’da 2 elektrik motoru olacakmış, 400 hp gücünde olacakmış.

İkisinin de menzili 500 km olacakmış.

İkisi de hızlı şarj ile yarım saatte şarj edilecekmiş.

Şimdi gelelim benim bu konudaki soru ve bilgilerime.

1. 400 beygir gücünde ya da yaklaşık 300 kW gücünde bir elektrik motoruna sahip bir aracın 4-60 km arası bir sabit hızla 500 km gidebilmesi için 60kWh, 90 km sabit hızla 500 km gidebilmesi için 110 kWh, 120 km sabit hızla 500 km gidebilmesi için en az 160 kWh gücünde bir batarya grubuna ihtiyaç var.

2. Bataryayı sadece akü olarak düşünmeyin. Buna “battery pack” yani batarya paketi deniyor ve içinde batarya soğutması, gerekli haller için batarya ısıtması, kabloları, kontaktörleri de dahil.

3. Batarya maliyetleri aritmetik olarak artmıyor. 60 kWh’lık bir batarya paketi kalitesine göre bugünün fiyatları ile 13 ila 18 bin dolar arasında.

4. Güç arttıkça birim maliyet de artıyor. 110 kWh’lık bir batara grubu içindeki pek çok şey daha farklı olacağı için yaklaşık 40-45 bin dolarlara yükseliyor.

5. Ortalıkta henüz 160 kWh’lık batarya kullanan bir otomobil olmasa da, bizim SUV’a böyle bir batarya gerekeceği için onun maliyeti de yine bugünün fiyatları ile yaklaşık 80-90 bin dolar minimum.

Yani daha üzerinde otomobil olmadan sadece batarya maliyeti bu. Üzerine koyacağınız otomobilin, otomobilin yazılımının maliyeti buna dahil değil.

Elbette ki bu verdiğim fiyatlar 2 yıl sonra düşecektir ve her yıl geriye gidecektir fakat teknoloji gerçekten yerli ve milli ise tüm bilgi ve fikri haklara tek başımıza sahipsek. Ayrıca bu verdiğim güç hesaplamaları otomobilin içindeki aksesuarlar, ısıtma ve soğutma üniteleri, aydınlatma, ses sistemleri hesabın dışında tutularak yapılmış hesaplar.
Tüm bunlar yerli olursa olumlu yöndeki değişimleri fiyata ve araca aksettirmek mümkün.
Tabii bir de ağırlık meselesi var.

Elektrikli otomobillerde hafiflikten yana olan bir görüş ile ağır araçtan yana olan iki farklı görüş çarpışıyor.

Ağır aracı savununlar elektrik motorunun yüksek torkundan ötürü ağırlığın sorun olmadığını tam aksine rejenerasyon yani fren ve yokuş aşağı salınım durumlarında ağır araçların aküleri daha fazla dolduracağını düşünüyorlar.

Mevcut teknolojilerle 50 kWh’lık batarya gruplarının ağırlığı yaklaşık 400 kg.

Yani 160 kWh için yaklaşık 1300 kg batarya gerekiyor.

Bu büyük bir sorun değil.

Çünkü motor, şanzıman hatta kullandığınız teknolojiye göre aks, şaft, radyatör gibi pek çok metal parça olmayacağı için birkaç yük kilo avantajınız var.

Ayrıca motor soğutma suyu, motor yağı falan da yok.

Bu sorularımın yanıtı umarım TOGG’da vardır.

Ya da inşallah vardır.

***

Aselsan var mı bu işte?

Bundan yaklaşık 5 yıl kadar önce Aselsan yerli ve milli pil üretimi için IBM ile anlaştığını duyurmuştu.

Yerli ve milli ve elektrikli otomobil projesinde Aselsan ne kadar var bilmiyorum!

Var mı yok mu onu da bilmiyorum.

Hiçbirimiz bilmiyoruz.

Vestel grubu pilleri kendisinin yapacağı yolunda bazı açıklamalar yaptı.

Orada son durum ne onu da tam bilmiyoruz.

Aselsan Li-ion pil teknolojisinde 5 yılda nereye geldi onu da öğrenemedik.

***

Kısa bir ara

Değerli okurlar, bir iki gün sonra da fikri mülkiyet konusu üzerine birkaç bilgi vereceğim. Bu konuya biraz ara vereyim.

Kafanız yerli oto ile çok dolmasın.

Belki bu arada TOGG’dan da bir iki aydınlatıcı bilgi gelir.

Onu da sizinle paylaşırım.

***

Sosyal medya histerisi

Birkaç gün önce Habertürk saçma bir tartışmanın içinde buldu kendini.

İddiaya göre Habertürk yazarı olan engelli bir genç kadın Habertürk’ün kendisinden 3. Havalimanı ve Marmaray’ı öven birtakım şeyler yazmasını istediğini ve kendisinin bunu kabul etmediğini söyleyerek Habertürk’ü suçluyordu.

Ben de konuyu sosyal medyadan duydum ve açıkçası şaşırdım.

TESYEV’in kurucusu, mütevelli heyet üyesi ve bir süre yönetim kurulu üyesi olduğum için engelli meselelerine bir duyarlılığım vardı.

Şaşkınlığım bu yüzdendi.

Habertürk yazarı olduğu iddia edilen engelli hanımefendinin Habertürk’te yazarlık yaptığından haberim yoktu.

Zaten olması da mümkün değildi.

Çünkü Habertürk’ün yazar kadrosunda böyle bir isim yoktu.

Habertürk’te hiçbir zaman yazarlık yapmamıştı.

Ama sosyal medya öyle manyak bir yerdi ki, neyin doğru neyin yalan olduğunun da önemi yoktu.

Mesela ben yarın “Le Monde ya da BBC yazımı sansürledi” diye ortaya çıkabilirdim ve sosyal medyada “Sansürcü BBC” diye bir şey oluşabilirdi.

Sosyal medya histerisinin vardığı boyut açısından önemli bir örnek.

Olmayan bir şeyi varmış gibi yapıp satabiliyorsunuz.

Yazarımız olmayan birinin bizde yayınlanmayan yazılarını sansürleyebildiğimiz gibi…

***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Bu ortamda bile aklımıza mukayyet olabildiğimiz zaman.