Her şey aslında çok basit

Salı akşamı Ali Babacan, Çarşamba akşamı Ekrem İmamoğlu’nu konuk ettim Teke Tek’te.

Aklı başında, biraz zeka sahibi herkes yayınlarla ilgili olumlu mesajlar iletti.

Her iki program da haber kanalları için çok yüksek “rating”ler elde etti.

Ancak trol kafalı bazıları komplo teorileri ile abuk sabuk şeyler yazıp söylüyorlar.

Beni bilirsiniz, bunları hiç iplemem ama doğru düzgün izleyiciyi bilgilendirmek, işlerin perde arkasını anlatmak bana göre yeni medya döneminin bir gereği.

Siz de ben de biliyor ve izliyoruz ki, her akşam televizyonlardaki tartışma programlarının bir bölümü Ali Babacan – Abdullah Gül konularına, Babacan’ın ve Davutoğlu’nun kurmayı planladıkları partilere ayrılıyor, pek çok yorumda “Babacan çevresinden önemli kaynaklardan” aldıkları kulis bilgilerini anlatıp duruyorlar.

Sözde kulis haberlerinin “mühimce” tartışıldığı bir ortamda, tüm bu tartışmaların odağındaki kişiyi, baş kahramanı, özneyi ekrana çıkarmayı başarmak suç ve ayıp oluyor trollere göre.

Bunun nedeni çok açık.

Medyamız bitmiş ve bitik kalsın isteniyor.

Kimse gerçek gazetecilik yapılsın istemiyor.

Konuyu ilgisiz kişilerden dinlemek normal.

Birinci dereceden muhatabından dinlemek anormal.

Hatta bir de derin planlama iddiaları.

Yok CHP içindeki tartışmayı gündemden çıkarmak için yapıyorum.

Yahu ben 2 saatlik bir program yapıyorum, sizin elinizde tüm medya var.

Ben mi değiştireceğim gündemi tek başıma.

Ayrıca bana ne!

Bakın size olayın nasıl olduğunu anlatayım.

Bir bir buçuk ay önce Ali Babacan ile karşılaştık ve biraz sohbet ettik.

Kasım sonu, Aralık başı televizyona çıkıp partisi ile ilgili bilgi vereceğini ama ondan önce konuşmayacağını söyledi.

Sonrasında 10 Kasım günü beni arayarak, istersem 26 Kasım günü Teke Tek’e konuk olabileceğini belirtti.

Ben de “elbette” dedim.

Kanal yönetimi de uygun gördü .

Tüm bunlar olurken Rahmi Turan’ın abuk sabuk bir yazı yazarak CHP’yi karıştıracağını nereden bilebilirdim ya da kim bilebilirdi!

Gazetecilik, birilerine dayanma veya yaranma ihtiyacı içinde değilseniz bu kadar basit bir iştir.

Ben böyle öğrendim, böyle yapmaya da devam edeceğim.

Son olarak dün aklı kıt birilerinin “Amerikan-İngiliz lobi savaşları” cümlesini okuyunca bu satırları yazmaya karar verdim.

Ekrem İmamoğlu ile Babacan nasıl arka arkaya çıkmış.

O da basit.

Ekrem İmamoğlu’na haftalar önce davet iletmiştim.

Onun basın ekibi de geçen hafta arayıp “Bu hafta gelebiliriz” demişler.

“Salı akşamı Teke Tek dolu” yanıtı alınmış.

Ben de kanal yönetimine “İsterseniz Çarşamba günü özel bir Teke Tek yaparım” dedim. Ekrem Bey de Çarşamba konuk oldu.

Burada tek öncelik gazetecilik.

Ve gazetecilik adına, bilgilendirme adına yapılıyor her şey.

Bunun için Habertürk, en çok izlenen ve her geçen gün daha fazla güvenilen bir mecra oluyor, televizyonu ile gazetesi ile.

Bana da soruyor bazıları “Niye bu kadar uğraşıyorsun” diye.

Onun yanıtı da basit.

Bildiğim tek mücadele yolu işini iyi yapmak.

Bunu yapabilmeme izin verdiği için de Habertürk’e teşekkürler…

***

Büyütmek mi çözmek mi!

Bazı şeyleri büyütmemek gerekir.

Çünkü bazı şeyler büyütülüp sorun olsun diye ortaya bırakılır.

Bahsettiğim “şey” İzmir’de bir ya da bir iki evin duvarına yazılan saçma sapan “mezhepçi” cümleler.

Bu yazı ile ilgili iki olasılık var.

Ya aptalca, çocukça bir salaklık ya da açıkça bir provokasyon.

Kuvvetle muhtemel ikincisi.

Bu provokasyonun amacı toplumda yeni kırılmalar, yeni tehdit algıları, yeni bölünmeler yaratmak, Türkiye’de bir de mezhepçi fay hattı oluşturmak.

Bunu sağlamanın yolu ne?

İzmir’in bir mahallesindeki bu yazının her yerde duyulmasını, konuşulmasını sağlamak. Akıllı ve akılcı devletler bu konuları yerinde çözer.

Genelleyerek, büyüterek, ülke sathına yayılmış bir sorun gibi göstererek büyütmez. Tedbir alır, faillerini bulur, en ağır şekilde cezalandırır, yenilerinin olmasını engeller ve konuyu kapatır.

Konuyu büyüttüğünüz anda mesele bir mahalleden çıkar, yayılır, başka yerlerde bu gibi yazılar yazmak isteyenlere emsal olur, bir koca boya ile silinebilecek bir rezillik olmaktan çıkıp, yıllarca silinmeyecek bir sorun haline getirilir.

O yüzden bazı şeyleri büyütmemek gerekir.

Büyütmeden çözmek akıllıca olandır.

***

Cem Uzan’a kim gaz veriyor acaba!

Cem Uzan Türkiye’ye dönecekmiş, Genç Parti’nin başına geçecekmiş, partisini canlandırıp seçimlerde zafer kazanacakmış.

16 yıllık kaçak hayatının ardından.

Gençler ne kadar hatırlar bilmiyorum.

Yasa tanımayan, iş adabı tanımayan bir gruptu Uzan Grubu.

Köşeye sıkışınca iyi siyasete girerek çözmeye kalkışmıştı Cem Uzan.

Genç Parti diye bir parti kurdu.

Reklamcı Ali Taran’la anlaştı.

Türkiye’nin her yerinde mitingler yaptı.

Mitinglere büyük kalabalıklar geliyordu.

Çünkü mitinglerde herkese yemek dağıtılıyor sonra da İbrahim Tatlıses konser veriyordu bedavaya.

Büyük paralar harcadı Cem Uzan.

Ve 2002 seçimlerinde yüzde 7.2 oy aldı.

Bu oyla Meclis’e giremedi fakat çok önemli bir iş yaptı.

Genç Parti 7.2 alınca Doğru Yol Partisi 9.5’ta kaldı ve yarım puanla TBMM’ye giremedi. Keza MHP de 8.5’ta kaldı ve o da barajı aşamadı.

Hal böyle olunca AK Parti yüzde 35 oy oranı ile TBMM’de yüzde 65’ine yakın bir çoğunluk kazandı, 365 milletvekili çıkardı.

Sadece iki parti, AK Parti ve CHP TBMM’ye girebildi.

Kaçak Cem Uzan şimdi dönme planları yapıyor.

Ben de merak ediyorum!

Nasıl ve kimden icazet alarak gelme peşinde.

Aynı suda iki kere yıkanma hesabı yapan kim?

***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Gazeteci gibi gazetecilik yapmak ayıp olmadığı zaman.