Tribünler kulüp yönetirse

Gece geç saat telefonum çaldı.

Arayan Spor Saati programı ekibindeki arkadaşım Serkan Reçber.

“Abi kutlamak için aradım” dedi.

Herhalde dedim dalga geçiyor.

Galatasaray 6 tane yemiş benimle kafa bulacak.

Meğer ciddi imiş.

Pazartesi akşamı programda şöyle demişim: “Real Madrid maçına biletim vardı ve gidecektim. Ama son anda iptal ettim. Çünkü çok fena bir skor ortaya çıkacak ve İspanya’dan 4 saatlik dönüş yolu o skorla çekilmez”

“En az 5 yeriz” diye de Serkan’a söylemiştim.

Nitekim öyle oldu.

6 Kasım’da maç olunca 6 yiyor Fatih Terim’in Galatasaray’ı.

Çarşamba akşamı ilk 13 dakikada skor 3-0 olunca tüm Galatasaraylılar “İnşallah 6 olmaz” diye dua ettiler ama duaları kabul olmadı.

Gecenin özetini yapmış birisi:

Yönetimler tribün amigoluğuna

Teknik adamlar kulüp başkanlığına

Tribünler kulüp yönetmeye kalkarsa

Sonuç bu olur!

İyi bir özet gibi görünmekle beraber, bu kadar büyük rezaleti anlatmaya yetmiyor.

Rezalet derken 6-0’dan söz etmiyorum.

Futbolda bu skorlar var.

Avrupa’nın devleri de bu kadar gol yiyor bazen.

Benim rezalet dediğim başka bir şey.

Galatasaray Futbol Takımı Şampiyonlar Ligi gruplarında yer alan 32 takım arasında golü olmayan tek takım.

Şaka değil, bu yıl tek gol atamadı sarı kırmızılılar Şampiyonlar Ligi’nde.

Ligde ise Rize maçına kadar 9 hafta 9 gol atıp 9 gol yedi.

Rezalet budur.

Terim’de ise artık yürek kalmamış.

Sezon başından beri futbol adına hiçbir şey yapmayan bir grup oyuncuyu eleştirip duruyor ama onlarla oynamaya devam ediyor.

Nefret ettiğini bildiğim Mariano takımda, adam gibi adam Linnes kadrodan atılmış. Futbola benzer bir şey oynayan ve kendisinin bulduğu Ömer Bayram yok.

Sezon başından beri en hırslı adam olarak görünen Adem Büyük yok.

Geçen sene parlayan ve U-19 maçında Real Madrid kalesine iki gol bırakan Yunus yok. Tel tel dökülen Nagatomo var, büyük umutlarla alınan Emre yok.

Sahada adı büyük kendi alçak bir grup oyuncu var haftalardır.

Ve Türkiye liginin en kötü takımını oluşturuyorlar.

Terim ise “Büyük maçlar büyük oyuncularla alınır” diyerek hâlâ onları oynatıyor.

Terim şunu unutmuşa benziyor.

“Büyük maçlar büyük yürekli teknik adamlarca alınır”

Onda artık olmayan yürekle.

NOT: Haftalardır tüm bunları dile getirdim. Rezil taraftar grupları ağır hakaretler ettiler. Bu skorları, bu takımı Ultrarslan denen çeteye armağan ediyorum.

***

Yeni çağ

İki gündür Portekiz’deyim.

Başkentleri Lizbon’da yıllardır düzenlenen “Web Summit”e katılmak için.

İnternetteki tüm yenilikler, gelecek projeleri, gelecek öngörüleri ve bunların nasıl şekillenmeye başladığını görmek için müthiş bir yer.

70 bin kişi katılıyor.

Binlerce start up kendini gösterip yatırım almaya çalışıyor.

Türkiye dışında neredeyse her ülkenin start up’larından gelenler var.

Katar, Ermenistan diyeyim gerisini siz anlayın.

Bir yandan da içerik meseleleri tartışılıyor.

İçerik sağlayıcılığın öneminin azalmadığını görüyoruz.

Sosyal medyanın geleceği de burada konuşulanlar arasında.

Sosyal medyada gelecekte en güç olacak alanın “Youtube” olacağı konusunda genel bir fikir birliği var.

Youtube veya ortaya çıkacak olan benzerleri.

Instagram bir diğer parlak yıldız olma adayı.

Twitter’in zemin kaybettiğini, Facebook’un parlaklığını yitirdiğini söylüyor herkes.

Bir içerik sağlayıcılık işi olan gazete ve gazeteciliğin gelecekte alacağı form da burada tartışılıyor bir yandan. En çok ele alınan konulardan biri de ”Post truth era”

Doğrunun ya da gerçeğin ne olduğuna ilişkin kriter farklılaşması, siyasi çarpıtmacılık ve üretilmiş haber.

Bu konu ile ilgili katıldığım panelde genel olarak havanda su dövülmekle ve Anglosakson gazeteciler tarafından mesele Trump ekseninde ele alınmakla beraber “yalan haber üretiminin” artık bir “iş kolu” haline geldiği konusunda bir fikir birliği var.

Siyasi ya da ekonomik bir amaca hizmet etmek kadar sosyal medyada ilgi çekmek, takipçi toplamak, eğlenmek gibi nedenlerle de “fabrikasyon haber” yapılıyor.

Haber eğlenceli ise okuyan ya da izleyenin siyasi görüşüne hizmet ediyorsa bu üretilmiş yalanlara inanmakta hiçbir beis olmadığı artık bir evrensel gerçeklik haline gelmiş. Mesela 1998 yılında hizmete girmiş bir viyadüğün AK Parti döneminde yapıldığını yazmak ayıp karşılanmıyor taraftarlarınca.

Ya da güçlü bir siyasetçinin neredeyse Türkiye’nin GSMH’si kadar parayı çalıp yurt dışına transfer ettiğini söyleyip buna inanmakta da bir beis yok.

Görülen o ki, “Post truth” çağda asıl önem kazanacak olan güvenilir yorum ve dolaşıma sokulan haberlerin “Hakikatle olan bağlantısını” onaylayacak mekanizmalar olacak.

*

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Çok tekrar edilen yalanlara bile inanmadığımız zaman.