Bayram hediyesi

ABD ile “Tam da istediğimiz gibi” bir uzlaşmaya varmamızın ardından gelişmeler “Tam da istediğimiz gibi” mi emin olamıyorum.

Tam da Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıl dönümü gününde ABD Temsilciler Meclisi, önünde bekleyen bir karar tasarısını gündemine aldı, oyladı, kabul etti ve Türkiye’yi “soykırımcı” ilan etmek için ilk adımı attı.

Şimdi Senato da oylayacak.

Onun kabul etmesi de kaçınılmaz görünüyor. Senato’dan alacağı oy oranına göre Trump’ın önüne gidecek veya gitmeyecek.

Eğer giderse “Tam da istediğimiz” gibi Trump bunu veto edecek mi, etmeyecek mi göreceğiz!

ABD’nin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı hediyeleri bununla da sınırlı değil.

Suriye’ye yönelik harekatlarımıza engel olmak için ağır yaptırımlar içeren bir teklifi de kabul etti.

Oysa ne güzel ABD ile tam da istediğimiz şekilde bir uzlaşmaya varmış, “Görüşmeyiz” dediğimiz Pence ve Pompeo ile görüşmüş ve diplomatik bir zafer elde etmiştik.

Her iki tasarı da ezici farklarla geçti ABD Temsilciler Meclisi’nden.

Türkiye’yi savunan olmadı.

Eskisi gibi “Türk dostu” vekiller, senatörler de pek kalmamış anlaşılan.

Bu gibi tasarıları son anda durduran lobilerle de artık bağlantımız kesilmiş belli ki! Hatırlıyorum eskiden böyle anlarda yumurta kapıya dayanır, Türkiye’nin önemli iş insanları, sivil toplum kuruluşları ABD’ye çıkarma yapar, kendi muhatapları ile konuşur, güçlerini kullanır ve bu tasarıları engellerlerdi.

Jack Kamhi çıkıp anlatsa mesela o günlerde bu işi nasıl durdurduklarını.

O zaman ABD başkan yardımcıları ya da başkanları ile “Tam da istediğimiz gibi” anlaşmalar yapamazdık ama bu gibi şeyleri engelleyecek halimiz gücümüz vardı.

Değerli yalnızlıklarla değil, işbirliklerimizle, dostlarımızla iş yapardık.

Birlikten güç doğururduk.

Medyamız ABD ile tüm sorunların bir görüşmede hallolduğu gibi bir hava yaymakla meşgulken tüm bunların kapıda beklediğini söyledik.

Kızdınız bana.

Öfkelendiniz.

Hakaret işittik.

Şimdi yine kızacak bazıları biliyorum.

Ama ne yapayım ki, duramıyorum söylemeden.

Bu işler daha da kötüye gider.

Türkiye karşıtlığı artık farklı bir boyutta.

Batı toplumunun hücrelerine kadar işleniyor.

Hollywood dizileri devreye girmeye başladıysa karalama için korkmak gerekir.

Bakın dozu nasıl giderek arttırıyorlar.

Önce Batılı gençlerin kaçırıldığı bir ülke olarak gösterdiler.

Sonra IŞİD’in kol gezdiği ve desteklendiği bir ülke.

Geçenlerde izlediğim dandik bir dizide ise ABD’li istihbaratçı, “Bir Türk diktatörün mal varlığını araştırmak üzere İsviçre’ye gidiyorum” diyordu.

Bunlar boşuna olan şeyler değil.

Bir imaj böyle böyle oluşturuluyor.

Bir ülke böyle böyle hedef yapılıyor.

Ve eskiden bu gibi senaryo terbiyesizliklerine “tepki” gösterirdi Dışişlerimiz.

Artık gösteremiyoruz.

Öyle çok ki, Dışişleri başka bir iş yapamaz hale gelir.

***

Cumhuriyet karşıtları

Dün gece Beştepe’deki resepsiyona davetli 5 bin kişi arasında ben de vardım.

Ancak bu davetten çok önce Sevgili İlber Ortaylı’yı Teke Tek 29 Ekim Özel programıma davet etmiştim.

O da “Gelirim” demişti.

Davet gelince Hocamı aradım.

“Saraya davet edildin mi?” diye.

O da davetli idi.

“Edildim ama gidemeyeceğim çünkü sana söz verdim” dedi.

İkimiz de gitmedik ve dün gece Teke Tek’te Cumhuriyet’i konuştuk.

İlber Ortaylı’ya şunu sordum: “Cumhuriyet’e sövenler var ne diyorsun?”

Çok net bir yanıt verdi:

“Onlar geri zekalılar.”

Sonra da ekledi:

“Cumhuriyet’e karşı olabilirsin. Fransa’da da Cumhuriyet’e karşı olanlar var. Bunların kimi Orleans Dükü’nü (yani Kraliyet ailesini) destekliyorlar ve geri gelmesini istiyorlar, kimileri de Bonapartist. Yani Bonapart tipi bir imparatorluk hayali kuruyorlar. Bunlar Cumhuriyet’e karşıdır ama ne istediklerini bilirler ve söylerler. Bizde ise Cumhuriyet’e söven bu taife yerine ne istediğini bilmez ya da söyleyemez. Bir programı, yerine koyacağı bir fikri yoktur. Bu yüzden bunlar geri zekalıdırlar.”

NOT: Sevili okurlar, her ne kadar dilimize yerleşmiş olsa da, ben kendi adıma “geri zekalı” kelimesini kullanmamaya çalışıyorum. Çünkü bu bir rahatsızlık. Bunun hakaret gibi kullanılması beni üzüyor. Bu yüzden ben İlber Hoca’nın kastettiği tiplere “ahmak” demeyi tercih ediyorum.

***

Kazazlar, Tezcanlar

Yukarıdaki satırları yazınca Fatih Tezcan isimli tipten bahsetmemek olmaz.

Dün yine Cumhuriyet’e ve Mustafa Kemal Atatürk’e kin kusarak tt olmuş.

Ben size bir şey söyleyeyim.

Bunu fazla ciddiye alıyorsunuz.

Hiçbir kültürel derinliği, hiçbir meziyeti, hiçbir donanımı olmayan ve sadece küfür ederek gündeme gelme arzusundaki bu tipleri sosyal medyada tt, gazetelerde haber yaparak onların ezik egolarına hizmet ediyorsunuz.

Tuğçe Kazazların, Fatih Tezcanların en iyi ilacı onları görmezden gelmektir.

İlle bir şey yapmak istiyorsanız, savcılığa gidip suç duyurusunda bulunun.

Adını anarak kendilerini adam zannetmelerini sağlamayın.

***

BM gelecekti hani!

OECD İstanbul’da ofis açacakmış.

Haberi okudum hoşuma gitti.

Ancak bir yandan beni yıllar öncesine götürdü.

Birleşmiş Milletler İstanbul’da bir merkez kuracaktı.

Cenevre’deki ofisin benzeri bir bölgesel bir ofis.

İstanbul Radyoevi de Birleşmiş Milletler’e verilecek ve BM’nin İstanbul’daki merkezi bu binayı kullanacaktı.

Bu proje ne oldu, niye hayata geçmedi bilmiyorum.

Şimdi aklıma geldi.

Doğrusu merak ediyorum.

***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Düşünmeden yapmadığımız zaman.