Allah’ın hakkı üç müdür?

Allah’ın hakkı üçtür, çocukluğumuzdan beri dilimize yerleşmiş bir cümledir.

Bir şeyi bir türlü beceremeyince söyleriz genelde.

Birde olmadı, ikide olmadıysa üçüncü hak için söylerdik genelde.

Büyüdükçe o işin öyle olmadığını anladık.

Aynı verilerle aynı hesabı yapıp farklı sonuç beklemenin manasız ve hatta aptalca olduğunu gördük.

Eğer inanansanız, Allah akıl vermiş.

Sen aklı kullanma, sonra 3. bir hak iste, “Allah’ın hakkı” diye.

Bugünlerde yine bir “Fırat’ın doğusu” aşkımız depreşti.

Bu galiba üçüncü.

İlki 2018 sonbaharındaydı.

Estik, gürledik o günlerde de.

Ama yağamadık.

Sonra birkaç ay önce yine gaza geldik.

Mevsim yazdı.

Gürleme vardı ama ne yağışa döndü, ne doluya, ne yağmura.

Ama Amerika öylesine titredi ki, gürlememizden hemen “güvenli bölge” tezimizi kabul ettiler.

Ben ve birkaç enayi daha “Yahu bu Türkiye için değil, PKK/YPG için güvenli bölge olacak, ne yapıyorsunuz siz!” diyecek olduk anında tepemize bindiler.

“Siz ne anlarsınız. Koca ABD önümüzde diz çöktü. Bizim baştan beri savunduğumuz güvenli bölge tezini kabul ettiler. Sizin içiniz kötü. Türkiye’nin yeni sisteminin bu büyük başarısını kabullenemiyorsunuz” dediler.

Biz de “Bizden söylemesiydi” dedik sustuk.

Aradan çok değil birkaç gün geçti, haklılığımız ortaya çıktı.

ABD, PKK’ya yardım yağdırmaya devam etti. PKK’lılar güvenli bölgelerinde sınır devriyesine çıktılar bizimkilerin gözünün içine baka baka.

Hık mık derken bizim taraf yine alevlendi ve “Fırat’ın doğusuna her an girebiliriz” sesleri üçüncü kez yükselmeye başladı.

Şimdilik denklemde bir farklılık var gibi duruyor.

Bu defa ABD Başkanı Trump’ın Türkiye’nin buradaki yaklaşımına destek vermesi gibi bir durum var.

Dün gece yapılan Beyaz Saray açıklaması “Karışmayız ama Türkiye bunu yapabilir” diyor. Ancak buradaki “IŞİD teröristlerinin ve mahkumlarının sorumluluğunu da Türkiye’ye yüklüyor.

Bu operasyon yapılacak mı hâlâ emin değilim. Çünkü Trump dışındaki tüm unsurlar yani ABD’de Pentagon ve Avrupa’daki tüm devletler buna karşı duracaktır.

Yapılırsa PKK/YPG’ya karşı ne kadar etkili olacağını askerler daha iyi bilir.

IŞİD konusunda Trump verildiği belli olan sözün ise Türkiye’nin başına ne açacağını kimse kestiremez.

İdlib’de verdiğimiz söz gibi…

***

İÜ Çapa’da şaka gibi olaylar

İstanbul Üniversitesi’nde 26 Eylül günü meydana gelen 5,8 şiddetindeki depremden sonra yaşananlar “şaka” gibi.

Deprem sonrası yapılan incelemelerde elde edilen bulgularla önce 3 bina boşaltıldı.

Takip eden Pazartesi günü dekanlık öğrencilere bir mesaj göndererek Temel Bilimler binasının riskli bulunduğu ve boşaltılması gerektiği bilgisini verdi.

Aynı gün ilerleyen saatlerde Valilik “Temel Tıp Bilimleri binasında deprem kaynaklı yapısal bir hasara rastlanmadığını” bildirdi.

Şimdiki durum şu:

Öğrenciler riskli olduğu için binalara sokulmuyor.

Ama doktorlar, öğretim üyeleri, laborantlar, sağlık hizmetlileri ve hastalar aynı binalarda sağlık hizmeti vermeye ve almaya devam ediyor.

Yani olası bir deprem halinde, bu bina öğrenciler için tehlikeli ama hocaları ve hastalar için tehlikesiz.

Ya da bir depremde binlerce sağlık çalışanı enkaz altında kalacak.

Bu garip durum nasıl ortadan kaldırılacak bilmiyorum.

Herhalde “Amirlerin” bir bildiği vardır bizim bilmediğimiz!

***

Bu Büyükelçiliğin “Hesabı” ne!

Yurt dışında kaçak olarak yaşadığı söylenen Ergun Babahan, Devlet Bahçeli ile ilgili kendine yakışır bir tweet atmış.

ABD Büyükelçiliğinin resmi hesabı bu tweet’i beğenmiş.

Ve şimdi kıyamet kopuyor.

ABD Büyükelçiliğinin “Sehven beğendik” anlamına gelen açıklaması kimseyi tatmin etmedi.

Daha “resmi” bir özür bekleniyor.

Beni asıl ilgilendiren ise ABD Büyükelçiliğinin bu tweet’i beğenmesi değil, ondan da önce Ergun Babahan’ın twitter hesabını takip etmesi.

Etkin bir gazeteci değil.

Fikir önderi değil.

Uzun zamandır zaten medyanın dışında.

Ve ABD Büyükelçiliği takip ediyor. Beğeniyor.

İlginç geldi.

Açtım Amerikan Büyükelçiliğinin “US Embassy Turkey” isimli twitter hesabını ve kimleri takip ediyor diye şöyle bir baktım.

Anladım ki, bu hesabı bir “Denyo” yönetiyor.

Allah aşkına üşenmeyin siz de açın.

Ben hayatımda böyle alakasız, böyle saçma sapan bir takip listesi görmedim.

Hele hele bir büyükelçiliğin böylesine bir takip listesi olması çok ama çok manyakça. Takip edilenleri görünce, Babahan’ın beğenilmesine hiç şaşırmadım.

Tencere gibi hesaba, Babahan gibi kapak.

*

Mimari meseleler, imari meseleler

Ertuğrul Özkök’ü okudum dün.

Daha önce de bir iki kez değinmiştim, Özkök ilginç adam.

Bir şey onun için o öğrendiği zaman başlıyor.

Mesela Kristof Kolomb’un Amerika’yı keşfi önemli değil, önemli olan Özkök’ün Amerika’ya ilk ayak basışı.

ABD o gün keşfedilmiş oluyor Özkök için.

Bu sefer de Ahmet Güneştekin’in sergisi için gittiği Bakü’deki Haydar Aliyev Kültür Merkezi’ni keşfetmiş.

Keşifle yetinmemiş, bunu bir de Bilbao’daki Guggenheim Müzesi ile karşılaştırıyor.

Bu karşılaştırma hayli ilginç olmuş.

Şuna benziyor, “Picasso mu iyi ressamdı, Van Gogh mu?”

Hatta bu daha da beter.

İki mimar da farklı şeyler yapmışlar ki zaten öyle olması bekleniyor.

Gehry’nin Bilbao’daki eseri başlı başına bir sanat eseri olarak, içindeki eserlerden çok müzenin kendisini öne çıkarıyor ve bu zaten bilinen bir özelliği.

Ve mimari açıdan da pek çok yeniliği, yeni malzemelerin kullanımını öne çıkaran bir bina. Aynen Sydney opera binası gibi.

Gehry ile Bakü’deki binanın mimarı Iraklı Zaha Hadid çok farklı işlere imza atan mimarlar.

Biri akan, kıvrımlı hatlarla, diğeri ise birbiriyle kesişen, ve hatta çelişen hatlarla bilinen bir mimar.

Mesela Paris’teki Louis Vuitton Müzesi de bir Gehry eseri.

Ve eğer İstanbul Belediyesi ile TRT zorluk çıkarmasa idi, Gehry’nin son eseri İstanbul Tepebaşı’nda yer alacaktı.

Tepebaşı’ndaki o çirkin teneke ve cam yığını TRT binası yerinde bir Gehry eseri yükselip şehre değer katacaktı.

Suna ve İnan Kıraç, ceplerinden 250 milyon avro harcayarak böyle bir bina yapmak istediler ama Belediye ve TRT izin vermedi.

Bu apayrı bir konu.

2013 yılında dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’la yaptığım son TV programında, Özkök’ün bugün değindiği bu mimari meseleyi ele almıştık.

O günlerde Çamlıca Camii’nin inşaatı ve Atatürk Kültür Merkezi’nin yıkılıp yeniden yapılması gündemdeydi.

Ben de Başbakan Erdoğan’a her iki proje için de uluslararası bir yarışma açılmasının, böylelikle İstanbul’a sanatsal değeri yüksek evrensel bir mimari başyapıt kazandırılmasının mümkün olacağını söylemiştim.

Erdoğan ise “Yabancı mimarların bu coğrafyanın kültürüne uzak olduğunu, bizi yansıtacak bir mimari eser yapamayacaklarını” söylemişti.

Ben de kendisine “Zaha Hadid Iraklı ve bu topraklara hiç de yabancı değil. En azından o bile davet edilse keşke” demiştim.

Başbakan Erdoğan, “Bakü’deki merkezi yapan kadın değil mi o? Ben o merkezi gezdim. Gereksiz büyük alanlar ve boş mekanlar var. Beğenmedim” demişti.

Yeni diyeceğim o ki, Özkök’ün dün köşesine aldığı o tartışma 6 yıl önce zaten yapıldı ve konu o gün kapandı.

Ama Özkök her zaman olduğu gibi “Yeni keşfediyor”.

Haydar Aliyev Kültür Merkezi

 

Guggenheim Müzesi

 

Louis Vuitton Müzesi

*

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Çalışmayanın asla olamayacağını anladığımız zaman.