Enflasyon hesabı

Herhalde doğru düzgün yazamamışım ki, okurlar  uyarıyor, “Fatih Bey, enflasyonun düşmesi fiyatların düşmesi değil, fiyat artış hızının düşmesidir” diye.

Yazdığımı yeniden okudum.

Okurlar haklı.

Öyle bir mana da çıkabilir yazıdan.

Oysa benim demek istediğim açıktı.

“Kardeşim enerji fiyatı yüzde 50’den fazla artarken, diğer ürünlerin fiyat artışı nasıl azalır” demeye çalıştım ama diyememişim.

TÜİK’in yaptığı çok uyanıkça aslında.

Yemin etseler başları ağrımaz.

TÜİK’in sistemi şu:

407 ürün kategorisindeki 895 ürün çeşidini 4 bin 274 noktadan topluyor.

Ancak bu 895 ürün bizim sürekli tükettiğimiz ürünler değil.

Biz normal vatandaş 100, bilemedin 150 ürün tüketiyoruz ayda.

Üstelik ürünlerin tüketim ağırlığı da farklı.

TÜİK bunu doğru düzgün hesaba katmayınca ortaya böyle bir tablo çıkıyor.

Mesela peynir yüzde 100 artmış diyelim, domates yüzde 90, deterjan yüzde 75.

Ama havyar artmamış hiç, ıstakoz ve rulman da ve hatta cam bardak da.

Bunlardan hangisini daha çok tüketiyorsunuz?

Elbette ilk üçü.

Hatta sondakileri belki de hiç tüketmiyorsunuz.

Ama sonuçta sizin yıllık enflasyonunuz yüzde yüzde 90, TÜİK’in bulduğu yüzde 9.

TÜİK doğru mu söylüyor?

Evet.

Bu doğru size giren enflasyonu çıkarıyor mu?

Hayır! Mesele bu kadar basit.

Biz diyoruz “Domates biber patlıcan”.

TÜİK diyor, “Havyar, orkide, safran”.

***

PTS ise niye orada!

Jandarma Genel Komutanlığından aradılar.

Bir düzeltme yapmak için.

“Sayın Bakanımızın talimatlarından sonra radar kurarken mutlaka uyarı yerleştiriyoruz ve tuzak gibi radar koymuyoruz.”

“Peki bu kurduğunuz ne?” dedim haliyle.

“O bir PTS” Yani plaka tespit sistemi imiş.

Neye yarar?

Sistemde aranan veya çalıntı bir araç var ise onu tespit edermiş.

Sahte plakalı araçlar aynı anda birden fazla yerde görününce onları yakalarmış.

Bazı bölgelerde zaten sabit olarak kurulu imiş bu PTS sistemi, gerek duyulan hallerde ise böyle gezici olanları kuruluyormuş.

“Yeni İstanbul Havalimanı gibi kritik bir yerde sabit olanı yok mu?” diye merak ettim.

Yokmuş ama kurulacakmış.

Oysa havalimanının her türlü güvenlik donanımı var diye öğretmişlerdi bize.

Belli ki bu eksik kalmış.

“Yani bu bir radar değil” dediler.

Ben de sordum, “Peki o zaman niye tam viraja koydunuz? Millet radar zannedip frene asılıyor. Az ilerde hız kesici tümsekler var. Onların oraya koysanız hiç sorun olmaz.”

“Haklısınız. İlgili arkadaşlara söyleyeceğiz” dediler.

***

Olur ama bir şartla

Basmakalıp aynı kalemden çıkma ama farklı isimlerle yollanmış mailler geliyor sıklıkla.

Bunların sonuncusu beni biraz övdükten sonra şöyle diyor:

“Fatih Bey, madem tarafsız bir gazetecisiniz. O zaman İstanbul Belediyesi’nin bazı gazetelerin alımını kesip, onların yerine Cumhuriyet gazetesi almasını da yazsanıza”

Yazardım tabii.

Niye yazmayayım.

Ama siz de pek çok kamu kurumunun Cumhuriyet, Sözcü gibi gazeteleri almadığını yazıp eleştireceksiniz.

Ya da bunu yazmayanlara da bana yolladığınız mailleri yollayacaksınız.

***

Otoyol yağışta felaket

İzmir-İstanbul Otoyolunu dün bir kez daha kullandım.

Bu kez hız limitlerini fazla takmadan ama cılkını çıkarmadan biraz hızlıca geldi.

İzmir gişelerden girip, Osmangazi Köprüsü gişelerden çıkış sürem 2 saat 44 dakika oldu.

Yolun hayli boş olduğunu ve otoyolun hiçbir kesiminin verilen garanti geçiş rakamlarını uzun süre karşılayamayacağını söyleyeyim.

Bu arada yolun büyük bölümünde yağış vardı ve yolun yağışlı havada çok tehlikeli olduğunu hemen söyleyeyim.

Pek çok bölümde kuvvetli yağış esnasında yolun üzerinde ciddi buz oluyor.

Bu Avrupa’da otoyollarda gördüğüm bir durum değil.

Daha kötüsü pek çok yerde yolda su birikintileri vardı hızlı girdiğiniz anda çok ama çok tehlikeli durumlar ortaya çıkabiliyor.

Bu otoyolun pek çok bölümünün elden geçirilmesi gerek.

Ben söyleyeyim.

Geçirirler geçirmezler bilemem.

Ama bu fiyatı geçirenler, biraz da yolu elden geçirmeli.

***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Dikkatli ve anlaşılır yazdığımız zaman.