Tartışılan Müdür’den açıklama

Galatasaraylılar ve tabii Galatasaray’ın rakipleri bir süreden beri Galatasaray Lisesi’ne müdür olarak atanan Fenerbahçe taraftarı bir mektepliyi konuşuyorlar.

Vahdettin Engin’i.

Tarih Profesörü Vahdettin Engin, Galatasaray lisesi mezunu.

İyi bir mektepli.

Son dönemlerde Galatasaray Lisesi’ne müdür olması hep gündemdeydi.

Galatasaray Lisesi’nin özel statüsü ve yönetmeliği gereği, lise müdürünü Galatasaray Üniversitesi Rektörü, Galatasaray Eğitim Vakfı ile istişare ederek öneriyor.

Milli Eğitim Bakanlığı da rektörün önerdiği kişinin atamasını yapıyor.

Aranan şartlar belli.

Galatasaray Kulübü üyesi ya da taraftarı olma şartı getirilmemiş.

Ya unutulmuş ya da böyle bir olasılık öngörülmemiş.

Ya da önemli bulunmamış.

Bilmiyoruz.

Rahmetli Coşkun Kırca hayatta değil ki soralım.

Vahdettin Engin’in atanması daha önce de gündeme gelmişti ancak Fenerbahçe Spor Kulübü’nün üyesi olması nedeniyle Vakıf Başkanı İnan Kıraç tarafından “Keşke Fenerbahçe Kulübü üyesi olmasaydı” denilerek uygun bulunmamıştı.

Geçtiğimiz günlerde bir trafik kazasında kaybettiğimiz Galatasaray Liseli bir başka tarih profesörü ve aynı zamanda Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı dostumuz Haluk Dursun’un çabaları ile bu atama bu kez yine gündeme getirildi ve Vahdettin Engin’in Fenerbahçe üyeliğinden istifa etmesiyle de gerçekleşti.

Kulüpten, Divan’dan, taraftarlardan tepkiler yükseldi.

Ben ise bu durumun “Mektep-Kulüp ilişkilerini sağlıklı bir biçimde düzenlemek” için bir fırsat olarak gördüm.

Bunu da yazdım.

Vahdettin Engin’in de mektep müdürü sıfatıyla doğal üyesi olduğu kulüp yönetim kurulu toplantılarına da katılmaması gerektiğini söyledim.

Profesör Vahdettin Engin’den bir mektup geldi.

Sizinle aynen paylaşıyorum:

“Fatihcim bugünkü yazını okudum, her zamanki gibi hakkaniyetten yana. Benim yönetim kurulu toplantılarına katılma gibi bir düşüncem kesinlikle yok. Ben eğitim işleriyle ilgilenip, mektebe en yüksek puanlarla giren pırıl pırıl gençleri ülkemize yararlı bireyler olarak yetiştirmenin gayreti içinde olacağım. Kulüp ilgi alanımda değil, yönetim kurulu toplantılarına katılma niyetimin olmadığını istersen benim adıma deklare edebilirsin.”

Lafın kısası, Galatasaray Lisesi Müdürü Vahdettin Engin, Galatasaray Spor Kulübü’nün yönetim kurulu toplantılarına katılmayacağını açıkça beyan ediyor.

Bu da önemli bir sorunu çözmüş oluyor.

***

Biraz vicdan yeterli

Zor olan “Ahmaklara” dert anlatmaktır.

Yine öyle.

Benim savunduğum, Canan Kaftancıoğlu’nun görüşleri değil.

Savunabilirim de ama şart değil.

Ben Canan Kaftancıoğlu’nun fikirlerini savunma hakkını savunuyorum.

Bu köşeyi eskiden beri takip edenler bilecektir.

Türkiye’de belki de sadece bu köşede ve kesinlikle ilk olarak bu köşede Salih Mirzabeyoğlu’nun cezaevinde olmasına da itiraz etmiştim.

İBDA-C lideri Salih Mirzabeyoğlu’nun.

Ayın fikirde miydim?

Asla. Hatta Allah muhafaza.

Canan Kaftancıoğlu’nun da katıldığım veya katılmadığım fikirlerini söylemesinden ötürü mahkum edilmesine karşıyım.

Hele hele 6 yıl sonra açılan bir davadan.

Savcı Bey 6 yıl sonra uyanıyor bu sözlerin suç olduğuna ve dava açıyor.

Aklınız, mantığınız, vicdanınız alıyor mu?

Alıyorsa sığıyor mu?

Hadi bana muhalif diyorsunuz, o diyorsunuz, bu diyorsunuz.

Peki Bülent Arınç da mı muhalif?

Bakın ne diyor eski TBMM Başkanı:

“Bunlardan dolayı ceza verilecek olsa, ben bir hukukçuyum, bu mesajlar toplumu infiale sürükleyecek olsa, 2013’te bir soruşturma açardı savcılarımız. Ama üzerinden 6 yıl geçtikten sonra dava açılıp hemen 2-3 celsede karar veriliyorsa buna nasıl bakmak lazım?”

Bunu söyleyen Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyesi.

Muhalif mi, düşman mı?

Değil.

Sadece vicdan sahibi.

Devam da ediyor: “Verilen kararın iyi ya da kötü olduğunu söylemekten uzağım.

Kaftancıoğlu’nu sevmiyor olabiliriz. Attığı mesajların hiçbirisine katılmıyorum. Ama ifade özgürlüğüne saygı duymalıyız, tahammül etmek zorundayız”

Bu kadar basit.

Vicdan varsa ve izan var ise hayat çok da zor çözülen bir şey değil.

Zaten Bülent Bey, “Ahmet Türk’ün terörle ilgisi yok” da diyor.

Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu için “Siyaseten yanlış yapıyor olabilirler ama ben onlara hain sıfatını kesinlikle yakıştıramam. Belki bu sözü gelişigüzel kullananların kendileri o sıfata daha layıktır” da diyor.

Siyaseten nerede durursak duralım, gereken şey biraz Adalet duygusu, biraz vicdan.

***

İmamoğlu’na değil, herkese

Cumhurbaşkanı Erdoğan, büyükşehir belediye başkanlarını Saray’a yemeğe davet etti.
İsterseniz size bu davetin arka planını anlatayım biraz.

Biliyorsunuz, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu seçilir seçilmez Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan randevu talep etmişti.

Geçtiğimiz günlerde, keyifli bir anında Cumhurbaşkanı Erdoğan çevresindekilere sordu: “Ne dersiniz, Ekrem Bey’e bir randevu verelim mi?”

Önce bir sessizlik oldu.

Sonra fikirler uçuştu.

“Vermeyelim”, “Verelim ama…”, “Vermek gerekir, sonuçta en büyük kentin belediye başkanı seçildi…”, “Onca laf etti, bir de randevu mu vermemizi istiyor”
Erdoğan farklı fikirleri dinledi.

Büyük ihtimalle kafasında çözüm vardı ama bu çözümün birinden gelmesini bekledi.
Sonunda danışmanlardan biri, belki de danışıklı bir biçimde, “Büyükşehir belediye başkanlarının hepsine birden bir davet yapalım. Arada Ekrem İmamoğlu da gelir.

Böylelikle sadece Ekrem İmamoğlu’na randevu vermemiş oluruz. Sonra gerekirse bir özel randevu da verilir”

Bu fikir benimsendi.

Ancak 30 büyükşehir belediyesinin tamamını aynı anda çağırıp çağırmama konusunda kararsız kalındı.

Anladığım kadarıyla kayyumların atanmasıyla beraber o konuda karar netleşti.

***

Dilenci terörü

İstanbul’da artık bir “dilenci terörü” esiyor.

Bunlar o eski bildiğimiz bir köşede oturmuş, kimisi gerçek kimisi sahte özrünü sergileyerek para isteyen garibanlar değil.

Bunlar bir tür “eşkiya”.

Yolda yanınıza geliyorlar.

Bazen bir şey satıyormuş gibi davranarak. Bazen doğrudan.

Zor durumda olduklarını söyleyerek, bazen bir hastane raporu, bazen bir çocuk fotoğrafı, bazen hiçbir şey göstermeden para istiyorlar.

Ancak öyle bir tavırları var ki, “Vermezsen olacaklardan biz sorumlu değiliz” der gibi. Beyoğlu’nda, Nişantaşı’nda, Bağdat Caddesi’nde her yerde.

Kimi Türk, kimi göçmen.

Ama her yerdeler, her saatte mevcutlar.

Yani gencecik çocuğun, polisin kol gezdiği İstiklal Caddesi’nde “Bira parası vermediği için” bıçaklanması boşuna değil.

Yarın daha böyle çook olay duyarız.

***

İçerde bir ibadet kaldı

Televizyondaki spor programımda “FETÖ ile mücadele falan kalmadı” dediğimde kızanlar oldu.

Ama her geçen gün beni doğruluyor.

FETÖ’nün en büyük para kaynaklarından Kaynak Holding Davası’nda kalan 9 tutuklu sanığın, 9’u da tahliye oldu.

FETÖ için “Üstü ihanet, ortası ticaret, altı ibadet” diyordu Devlet büyükleri.

İhanet tarafını hiç göremedik.

Ticaret tarafı artık kuşlar kadar özgür.

Meğer mesele ibadet tarafındaymış.

İşinden gücünden olan, içeri atılan o alt taraf oldu.

Gerisinin keyfi yerinde.

***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Ancak pes edince yenildiğimizi unutmadığımız zaman.