Afyoncu: Büyük taarruz son yüzyıllardaki en önemli taarruzumuzdur

Dün bir yazı yazdım herkesten yanıt geldi.

İlk “yarı itiraz” için Milli Savunma Üniversitesi Rektörü Prof. Erhan Afyoncu dostum mesaj yolladı.

“Sorun Kuzu değil, sorun cehalet” başlıklı yazımdaki “Abdülhamit” ile ilgili bölüm için “Benim değil Murat’ın fikri” derken Kurtuluş Savaşı’nı küçümseyenlere de “Atatürk olmasa idi 200 bin kilometrekareye sıkışmış bir ülke olacaktık” tezini aktarıyor.

30 Ağustos tartışmaları için de “Büyük taarruz, Türk tarihinin son asırlardaki en önemli taarruzudur” diyor.

Afyoncu’nun söyledikleri aynen şöyle:

“Sevgili Fatih,

Beni Murat Bardakçı ile karıştırmışsın. II. Abdülhamit döneminde en büyük toprak kaybı olduğu iddiası benim değil, Murat Bardakçı’nındır.

Bana göre İmparatorluk döneminde en büyük toprak kaybı İttihat ve Terakki dönemindedir. 1908’de 5 milyon kilometrekare ile aldıkları devleti 1918’de 200-300 bin kilometrekare ile bırakmışlardır.

4.5 milyon kilometrekareden fazla toprak kaybedilmiştir.

Bugün hamakat sahibi bazı kişilerin küçümsediği Atatürk’ün liderliğindeki Milli Mücadele olmasaydı ülkemizin sadece dörtte biri olacaktı.

Şunu da ilave edeyim birkaç gün önce bazı aklıevvellerin laf ettiği 30 Ağustos, Türk tarihinin son asırlarındaki en önemli taarruzdur. İmparatorluğun son dönemindeki askeri başarılarımıza bakarsak bunların savunma savaşları olduğunu görürüz. Plevne, Şıpka, Yanya savunmaları gibi. Sarıkamış ve Kanal harekatı gibi taarruzları kaybettik. Büyük taarruz tarihimizin son dönemlerinde kazandığımız tek önemli taarruzdur.

II. Abdülhamit’e gelince yaptıkları ortada. Büyütmek için tek karış toprak kaybetmedik diye doğru olmayan bir ifade kullanılmamalıdır. Ben II. Abdülhamit döneminde toprak kaybedildiğini söylerim ama en büyük kaybın Abdülhamit döneminde olduğu ifadesi ise Murat’ındır.”

Murat Bardakçı’nın Tarihin Arka Odası programında bu konuyu ele aldıkları sırada, Murat Bardakçı bunu söylemişti.

Erhan Afyoncu’nun da itirazı olmadığı için ikisinin de aynı kanıda olduğunu düşünmüştüm.

Ancak Afyoncu “Abdülhamit döneminde toprak kaybı var” derken, Bardakçı “En büyük kayıp onun döneminde” diyor.

Aynı yazıya, Profesör Burhan Kuzu da yanıt verdi.

Hayli öfkeli.

Prof. Kuzu bu konuda sanki kimse bir şey söylememiş de, sadece ben söylemişim gibi hiddetini üzerime salmış.

Yolladığı mesajları, gazetecilik anlayışım doğrultusunda aynen sizinle paylaşıyorum.

İşte Profesör Burhan Kuzu’nun yazıma olan tepkisi ya da yanıtı:

“Fatih Altaylı; benim şahsımdan ne istiyorsun? AK Parti’ye olan nefretini bana saldırarak mı çıkarmaya çalışıyorsun? Sen kimsin de benim akademik kariyerimi sorgulama cüretini gösteriyorsun?

2 tane program yaptın diye kendini bilim adamı mı zannettin?

Mahkemede hesaplaşacağız.

Fatih Altaylı,

Profesörlük unvanını bakkaldan almadım.

Sorbon’da eğitim görmüş bir bilim adamıyım.

Mithat Paşa’nın kim olduğunu ve nasıl öldürüldüğünü bilmediğimi düşünecek kadar vahşi bir ruh haline sahipsin.

Bir alıntı olduğu için dikkatten kaçmış.

Sözün özünü neden tartışmıyorsun?

Şahsi kin, garaz ve husûmetiniz var bana.

Sebebini bilemiyorum.

Sizin derdiniz görüşümün yanlışlığı ya da doğruluğu değil, fırsat elime geçmişken nasıl şu adama hakaret edebilirim modundasın.

Edep sınırının çok çok dışına çıkıyorsunuz.

Oysa ben eleştiriye çok açık bir insanım.

Ben de senin gazeteciliğine diye başlasam normal karşılar mısın?

Akşam futbol programında bile kaleci ile beni mukayese ediyorsunuz. Bu nasıl bir ruh halidir?”

Profesör Kuzu’nun dava açacağı yolundaki cümlesine “Nasıl uygun görürseniz” diye yanıt verdim.

“Sorbon’da eğitim gördüm” cümlesine “Sorbon değil, Sorbonne yazılır” demedim ama “Hukukçuluğunuzla ilgili eleştiri yapmadım ki” dedim.

“AK Parti’ye olan nefretin” cümlesine ise “Ben kimseden nefret etmem. Böyle bir duygum yoktur” demekle yetindim.

Yazdıklarını aynen aktaracağımı da söyledim.

O da “Teşekkür ederim” dedi.

***

Kel alaka

Şimdi gelelim Burhan Kuzu’nun içerikle ilgili “Niye yazmıyorsun” cümlesine.

Diyor ki, “O bir alıntı idi”.

Yanlış olduğunu bile bile o alıntıyı yapıyor ise bu doğru mu peki!

Daha da kötü bir durum değil mi!

İçerik meselesi ile ilgili.

Prof. Kuzu diyor ki, “Abdülhamit devrilmese idi 1. Dünya Savaşı çıkmazdı”.

Sayın Kuzu Allah aşkına sakın bunu okuduğunuz Sorbonne’da falan tekrarlamayın. Gülerler.

1. Dünya Savaşı’nın çıkmasının Sultan Abdülhamit’in tahtta olup olmamasıyla ne alakası var? Yapmayın Burhan Bey.

Hukuk falan konuşun.

Anayasa’dan bahsedin.

Ama bu konular öyle bildiğiniz gibi değil.

***

Neredesin Hidayet

Basketbol Milli Takımımız, oldukça iyi oynadığı bir maçta son saniyelerde ABD’ye yenildi. Son saniyelerde biraz daha şanslı ya da konsantre olabilseydik dünya devini yenebilirdik. Biz son saniyede elimizden kaçırdık ama Avrupalı rakiplerimiz bu ABD’yi yener.

Öyle görünüyor.

Ben ise başka bir şeyi merak ediyorum.

Basketbol Federasyonu Başkanı Hidayet Türkoğlu kardeşimiz niye takımla birlikte Çin’e gitmedi?

Pazartesi akşamı Spor Saati programında “Türkoğlu niye gitmedi?” diye sordum. Partnerlerim böyle bir şeye ihtimal dahi vermedikleri için “Yok yok gitti” dediler.

Ancak gitmemiş.

Nedenini gerçekten çok merak ediyorum.

Sevgili Hidayet kardeşim bir yanıt verirse hemen yazarım.

***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Sporu ve sporcuları küçümsemediğimiz zaman.