Trafik rezaleti

Henüz okullar açılmadı.

Hatta önemli bir kısım da yazlıklarda.

Ama İstanbul trafiği bu dönemlerde hiç görülmediği kadar berbat durumda.

Burada birden çok suçlu var.

– İlk neden altyapı yetersizliği. Yollar hem yetersiz hem de çok bozuk

– İkinci neden sürücülerin sorumsuzluğu. Akıllarına esen yerde duruyorlar, akıllarına esen yerde park ediyorlar. Ama kendi yaptıklarını başkası yapınca kıyameti koparıyorlar.

– Trafik akışını düzenleyen otoritelerin konuyla ilgisizliği ve beceriksizliği.

Yanlış planlanmış yollar, beceriksizce oluşturulmuş saçma sapan kavşaklar.

“Bu trafiğin akışı nasıl hızlandırılır, yoldan daha çok aracın geçmesi nasıl sağlanır” diye kafa yoran yok.

Sözde ulaşım koordinasyonunu sağlayan bir birim var. Yalan. Dünyadan haberleri yok. Muhtemelen kent içinde asla trafiğe çıkmayan bir grup adam var burada ve kafalarına göre düzenleme yapıyorlar.

– Trafik ışıkları hiçbir mantığa sahip değil. Akıllı bir kent trafik planlaması yapılmadığı ışıklardan belli.

– İSPARK her yolun bir şeridini otopark yaptı. Ama fiili durum iki şerit otopark. Geçecek tek şerit kaldıysa çok iyi. Böyle bir park anlayışı yok. Hem de devlet eliyle. Üstelik de zarar edermiş yıllardır nasıl oluyorsa.

– Ve tabii en büyük rezalet denetim.

İstanbul trafiğinde denetim diye bir şey yok.

Denetimden anlanılan tek şey “Ceza kesmek”. Tuzak kur, vatandaşı yakala ve ceza kes. Trafik akışı umurlarında değil.

Hele bir çekici terörü var ki, aman Allah.

Alakasız yerde, trafiği hiç etkilemeyen aracı çekerler.

Trafiği kilitleyen araca dönüp bakmazlar bile.

Oysa trafiği etkilemeyeni çekeceğine cezasını yaz, trafiği engelleyeni çek.

Normali bu değil mi!

Hayır ama İstanbul’un Trafik Vakfı çekicileri ve polisleri böyle yapmaz.

Bir örnek vermek gerekirse.

Taşkışla Caddesi diye bir cadde var, tam bizim gazetenin yolunda.

Bir kilometre boyunca sağlı sollu servis araçları minibüsler park ediyor. Gün boyu.

Geçecek yer kalmıyor.

Umurlarında değil.

Bakmıyorlar bile!

Niye?

Bilmiyoruz.

Türlü tevatür, türlü çirkin iddia var ama ihtimal dahi vermek istemiyorum.

Keza son aylarda müthiş bir “Siyah minibüs terörü” esiyor.

Siyah VİTO ve Transporter minibüsler.

Her türlü ihlali, her yeri işgali kendilerinde hak görüyorlar.

Tamam turizme hizmet ediyorlar ama her şeyin bir haddi hududu var değil mi!

Bunlara yok.

Ama niyeyse sanki görünmezler.

Sıradan vatandaşın üzerine uçarak atlayan trafik polisleri bunların ihlalleri karşısında süt dökmüş kedi.

Ya da muhtemelen bunlar polislere görünmemek için özel bir alaşımla kaplamışlar minibüslerini. Polisler onların yaptığı hiçbir şeyi görmüyor.

Ve temmuz ayında bu haldeki İstanbul trafiğinin, okullar açılınca ne hale geleceğini düşünmek bile istemiyorum.

***

Anlaşma iyi de, kalite ne olacak!

Bein Sports TFF ile anlaştı.

550 milyon dolarlık anlaşmayı bozma tehdidi ile anlaşma yeniledi ve 410 milyon dolara iş bitti.

Maksimum kur ise 5.80 olacakmış.

Yani yine işin içinde alengirli bir şeyler var anlaşılan.

Umarım daha önce unutulan ve TFF’ye ve kulüplere 80 milyon dolara mal olan paketler unutulmamıştır.

Anlaşma iyi bir anlaşma bence.

Yeter ki bir daha mızıkçılık yapılmasın.

Bir daha pişmiş aşa su katılmasın.

Pazartesi akşamı Bein Sports’u eleştirirken, “Bir futbolcuya 250 milyon dolar veren Katarlılar, Türkiye ligi için böyle su koyverince inandırıcı olmuyor” demiş ve TRT kozunu öne sürmüştüm.

Şimdi de Bein’in hakkını vereyim.

Lige hâlâ değerinden fazla ödüyorlar.

Ama ağlamakta haklı değiller.

Çünkü TFF’nin ve kulüplerin en büyük iş ortağı olarak Türkiye liginin toplam kalitesinin yükseltilmesi için ortak çalışmak zorundalar.

“Ben yayıncıyım, sadece yayınlarım” deme hakları yok.

Federasyona ve kulüplere baskı yapmak. Organizasyonun daha iyi yürütülmesini sağlamak ve kaliteyi arttırmak için belki bazı kulüpleri desteklemek hatta belki ortak olmak zorundalar.

Yoksa seneye bir kez daha “Bu lig bu parayı etmez” demek zorunda kalabilirler.

***

Bu nasıl apron

Binali Yıldırım özel uçak ile gittiği memleketi Erzincan’da büyük coşku ile karşılanmış. Normaldir.

Erzincanlılar evlatları ile gurur duyuyordur.

Ancak karşılama fotoğrafına bakınca biraz ürktüm.

Normal şartlarda girmenin yasak olduğu havalimanı apronunda yüzlerce kişi.

Olacak iş değil.

Buna kim nasıl izin vermiş anlamak mümkün değil!

Hani güvenlik?

Hani medeniyet!

***

Foto muhabiri biz

Geçenlerde Nişantaşı’ndaki Arnavut kaldırımı yolların asfaltlanması ile ilgili Şişli Belediye Başkanı Muammer Keskin ile yaptığım konuşmayı yazdım.

Yurttaşların tepkisi üzerine Başkan Keskin hemen duruma el koydu ve çok kötü durumdaki Arnavut kaldırımı sokakları asfaltlamayı durdurdu ve buraları daha iyi bir altyapı ile yeniden Arnavut kaldırımı döşetti.

Sağ olsun.

Bu arada benden bir gün sonra Ahmet Hakan da aynı konuyu ele aldı.

Almasında bir mahzur yok, mahallenin delikanlısı.

Fakat garip olan köşesinde kullandığı fotoğrafın benim yazımda kullandığım fotoğraflar olması garibime gitti.

Üstelik de aynı iki fotoğraf, aynı kolajla.

Keşke foto muhabiri olarak adımızı da yazsaydı.

***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Ağaç gölgesinde serinleyen itler, gölgeyi kendi gölgeleri zannetmediği zaman.