Nişan’taş’ı nasıl kazanacak?

İstanbul’un gözbebeği semtlerinden Nişantaşı’nın simgesel hale gelmiş parke sokaklarının asfaltla kaplanmaya başlanması hem Nişantaşı sakinlerinde, hem de Nişantaşı’na biraz hava almak, alışveriş yapmak için gelenlerde “İnfial” yarattı.

Abartmıyorum, hem mail yoluyla hem sosyal medya üzerinden bana ulaşan yüzlerce kişinin yanı sıra, Habertürk’e de çokça şikayet geldi.

Nişan’taşı’ nasıl kaybetti?

Yaptığımız araştırma, bu asfaltlama kararının eski Başkan Hayri İnönü döneminde alındığını, ihalesinin bile o dönemde yapıldığını ancak uygulamasının şimdi başladığını ortaya çıkardı.

Peki bu yanlıştan dönülemez miydi?

Kendisi de uzun yıllardır Nişantaşı’nın hemen yanı başında, Maçka’da oturan Şişli’nin yeni belediye başkanı Muammer Keskin’i aradım.

Kendisine tepkileri aktardım ve konuştuk.

Başkan’ın söylediklerini şöyle özetleyeyim:

“- Ne Nişantaşı’nda, ne de Şişli’nin başka bir yerinde orada yaşayan vatandaşlarımızın istemediği bir şeyi yapmayız.

– Nişantaşı’nda özellikle alt ve bodrum katlarda oturan vatandaşlarımızın şikayetleri olmuş. Sızan suların evlerde nemlenme zaman zaman su baskını derecesinde hasara yol açtığı görülmüş. Bu vatandaşlarımız acil bir çözüm istemişler.

– Asfaltlamanın gerekçesi bu. Bildiğim kadarı ile üç sokakta bu yapılıyor. Ancak bu kalıcı bir durum değil.

– Nişantaşı ile ilgili kapsamlı bir rehabilitasyon projesi hazırlıyoruz.

– Bunu mahalle meclislerine getireceğiz ve tartışacağız. Tüm semt sakinlerinin fikrini alacağız.

– Sadece yollar değil, bazı bölgelerde kaldırımlar da berbat vaziyette. İnşaatlar sırasında zarar görmüş bölgeler var. Bunların hepsini bütüncül bir anlayışla yenileyeceğiz.

– Nişantaşı’nın dokusunu, özelliğini bozacak hiç bir şey yapmayız, yaptırmayız. Tam aksine daha da özellikli bir yer haline getirmek istiyoruz.

– Biraz zaman istiyorum.”

Ben de “Hadi inşallah” diyorum.

Unutmasınlar ki, 23 Haziran’da Ekrem İmamoğlu’na Nişantaşı’nda yüzde 97 oranında oy çıktı.

***

Güvensiz bölge

Aynı hataları tekrarlamak kişiler için iyi değildir.

En basitinden düşünme kapasitenizle ilgili olarak alay mevzuu olursunuz.

Devletler açısından ise son derece tehlikelidir.

Gelecek kuşaklara ciddi sorunlar miras bırakırsınız.

Bunu söylememin nedeni, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde “Güvenli bölge” talebini yeniden dillendirmeye başlaması.

Böyle bir güvenli bölge Türkiye açısından ya da Türkiye’nin gelecek planları açısından doğru bir talep mi yoksa yanlış bir talep mi?

Açıkçası benim bu konuda şüphelerim var ve konuştuğum pek çok uzman “Bu talep Türkiye’nin aleyhine gelişmelere neden olabilir” diyorlar

Beni böyle düşünmeye iten ise, 1990’lı yılların başında, Irak’taki 36. Paralelin üzerindeki bölgeyi “Güvenli alan” haline getiren karar.

Türkiye, Suriye’nin kuzeyinde güvenli bölgeyi PKK/YPG’nin bölgedeki egemenliğine son vermek için istiyor.

Ancak Kuzey Irak’ta 36. Paralelin yukarısını uçuşa kapatan kararın neye yaradığını da herkes hatırlıyor mu acaba!

Üzerinden 27 sene geçmiş bu meseleyi ben hatırlatayım.

Saddam’ın Kuzey Irak’taki Kürtlere saldırmasının ve katletmesinin önüne geçmek için alınmış  olan bu karar o gün için son derece doğru ve insani görünüyordu.

Halepçe benzeri yeni katliamların önüne de geçti.

Ancak bu sırada Türkiye’ye konuşlandırılan Çekiç Güç, Kuzey Irak’ta bambaşka bir işe yaradı.

“PKK’yı güçlendirdi”

1990’ların başına kadar “Yerel ve marjinal” bir terör örgütü kimliğindeki PKK, Çekiç Güç ve ABD desteği ile birdenbire bölgede etkin bir oyuncu haline gelmekle kalmadı, Türkiye’ye karşı da çok yıpratıcı saldırılara başladı.

Çekiç Güç helikopterleri PKK kamplarına mühimmat taşırken defalarca yakalandılar.

PKK, terörü “Pik noktasına” bu yıllarda ulaştı.

Şimdi Suriye’de oluşturulacak bir “Güvenli bölgenin” ABD tarafından kontrol edilmesi benzer bir sonucu doğurabilir.

Ayrıca da İdlib’de böyle bir güvenli bölgenin nasıl oluşturulacağını da bu fikrin sahipleri kısaca anlatırlarsa çok sevinirim!

***

Sahip çık, tepene çıkarma

Bir iki CHP’li belediye Suriyeli göçmenlerle ilgili tedbirler alınca, hükümete yakın olmayı marifet sayan medya “Suriyeliler kardeşimizdir, sizi gidi faşist Cehape zihniyeti” diye kıyameti kopardı.

Açıkçası bana göre Suriyeliler kardeşimiz falan değil ama ben de dara düşene yardım etmeyi hep görev bildim.

Yerinden yurdundan olmuş bu insanlara sahip çıkmamız gerektiğini düşündüm hep.

Sahip çıkmanın tepemize çıkarmak olmadığını bilmek kaydı şartıyla elbette.

Neyse aradan az zaman geçti.

Suriyeli göçmenler meselesinin iktidara oy kaybettiren unsurlardan biri olduğu netleşti ve şimdi hükümet de bu konuda tedbirler almaya başlayacağını açıkladı hatta bir kısmı sınır dışı edilecekmiş.

Ve bakıyorum tedbir alan CHP’li belediyeler olunca “Suriyeliler kardeşimiz” diyen hükümet yanlısı medyada tık yok.

Ne oldu çocuklar?

DNA testi kardeşiniz olmadığını mı gösterdi!

***

Sağlam minareli

Bu Kültür Bakanlığı’nın faaliyetleri hepimizi gülme krizine sokacak sonunda.

Çünkü artık kızmıyoruz, gülüyoruz olan bitene.

Şimdi de Antalya’daki ünlü “Kesik minareli cami” olarak anılan Şehzade Korkut Camii’ne el atmış bakanlık.

Onartmış.

Minareyi tamir etmişler.

Kırığı onarmışlar, yetmemiş tepesine bir de 123 yıl sonra külah oturtmuşlar.

Artık tüm turizm broşürlerini de değiştirirler.

“Sağlam minareli camii” yaparlar.

***

Sergi

Şu anda en merakla beklediğim şey ne biliyor musunuz?

Didem Soydan’ın açacağı sergi.

Olay şu:

Manken Didem Soydan’a DM’den yani benim gibi cahiller için söylüyorum sosyal medya uygulamalarının direk mesaj bölümünden yazanlar oluyormuş.

Ama bunlar yazıyla değil, fotoğrafla yazıyormuş.

Soydan’a çıplak fotoğraflarını yolluyorlarmış.

Soydan da şimdi bu fotoğrafları tab ettirip, bir sergi açmaya karar vermiş.

Büyük bir heyecanla sergiyi bekliyorum.

Direk mesajcıların boynun ölçüsünü göreceğiz.

***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Prof. Ahmet Ercan, bilimsel kanıtlar sunabildiği zaman.