Tatildeyim

Pazartesi günü yazı günüm değil.

Dahası gazetedeki tek izin günüm.

Üstelik de tatildeyim.

Hazır 15 Temmuz özel programları nedeniyle Teke Tek Bilim ve Spor Saati programları bu hafta yayınlanmayacağı için eşimle beraber, Ege kıyılarına tüymüşüm.

Sevgili ağabeyim Fikret Kızılok gibi anlatmak gerekirse “Uzanmışım kumsala, güneş damlar içime, yaşıyorum aheste, şimdi çok uzaklarda nafile telaşlarım, hayattan çalıyorum, umudum yarınlarda, tatildeyim” durumu anlayacağınız.

Öyle ki, telefonum bile tatile girmiş sanki.

Çalmıyor günlerdir.

Derken zııııırrrrrr….

Kötü haberdir olsa olsa diye alıyorum elime.

Bakıyorum ekranda sicil amirim, Umum Neşriyat Müdürüm Yavuz Barlas yazıyor. “Tamam” diyorum, “Bu sefer kovuldum. Onu söylemek için arıyor”.

Çünkü bu yayın yönetmeni denilen insan cinsi hayırlı bir iş için aramaz.

Yani arayıp “Abi, çok iyi yazdığın için iki maaş prim yazdım” ya da “Yahu uzun süredir sana zam yapmamışız. Biraz zam yapalım diye düşündük” diye arayanı görülmemiştir.
Arıyorsa bilin ki, ya yazıda bir sorun vardır ya gereksiz bir yazıdır ya da en iyi ihtimalle katılmamız gereken bir toplantı vardır.

Ki o da toplu halde fırça yiyeceğiz demektir.

Bir ihtimal daha vardır elbet.

Kovulduğunuzu bildirmek için ararlar.

İyi umum neşriyat müdürleri yüz yüze konuşup kovarlar.

Biraz çekingen ve hisli olanları telefonla işe son verirler.

Haza öküz olanları ise kovulduğunuzu insan kaynakları vasıtasıyla bildirirler.

O yüzden “Yok” diye düşündüm, “Yavuz iyi adamdır. En azından yüzüme söyler kovulduğumu” ve açtım telefonu.

Siz Umum Neşriyat Müdürümüz Yavuz Bey’i tanımazsınız.

Çok ilginç karakterdir.

Aynı anda hem mutlu hem gergin hem sinirli hem sıkkın hem de neşeli olabilen benim tanıdığım tek insandır.

Umum Neşriyat Müdürü olmadan evvel süper gazeteciydi.

Şimdi ise bildiğin diktatör.

Az Hitler, az Çavuşesku, bir katre Mussolini…

Yok yok merak etmeyin benzetmeyi burada kesiyorum.

Bunları niye anlatıyorum?

Çünkü telefonu açınca karşıdan gelecek sesten duygusal olarak hiçbir şey anlaşılmayacağını bilin diye.

“Naber Abi”
“İyi Yavuz’cum”
“Tatildesin”
“Evet Yavuzcum”
“İyi, iyi”
“İyi”
“Çok iyi abi”
“Çok çok iyi Yavuzcum”
“İyi abi o zaman…”
“Yavuzcum ne söyleyecektin”
“Senin bugün yazı günün değil onu söyleyecektim”
“Evet değil”
“Ama istersen 15 Temmuz ile ilgili bir şeyler yazabilirsin”
“Yazabilirim”
“İyi Abi… “
“İyi Yavuzcum”
“Çok çok iyi abi”

Telefon kapandı.

Bu “Yavuzca” isimli yeni yeni öğrendiğim lisanda “Abi, bugün 15 Temmuz. Sen bu konuda bir şeyler yaz. Yazmazsan mutsuz olurum. Mutsuz olursam mutsuz ederim” demek, o kadarını söktüm.

Ve geçtim daktilonun başına.

Aşağıda okuyacağınız yazı, emir komuta zinciri içinde hiyerarşik sistem dahilinde, izin günümde göreve çağrılarak yazılmış bir yazıdır.

***

Şehitler lafla anılmaz

Bugün dünyanın en alçakça ama en az onun kadar da ahmakça yapılmış darbe girişiminin yıldönümü.

Alçakça idi çünkü kendi milletinin, kendi meclisinin üzerine ateş açan gözü dönmüşlerin eseriydi.

Ahmakça idi çünkü ağlak ve hain bir sözde din adamının hezeyanlarına kapılıp, onu önder belleyecek kadar akılsız ve zavallı ve ezik bir güruhun girişimiydi.

Darbeyi kötülemek, darbecileri kötülemek görevini başkalarına bırakayım.

Benden çok daha sert, çok daha hakaret dolu sözlerle bunu cömertçe yapacak pek çok arkadaş var piyasada.

Gerçi bunların çok önemli bir bölümü yakın zamana kadar aynı ağlak ve hain hocayı övme konusunda da şimdiki hakaretleri kadar cömerttiler ama olsun.

Nasılsa o durum milattan önceye denk geliyor.

Bizim gibiler büyük dedemizin yaptıklarından bile sorumlu tutuluruz ama onlar dün yaptıklarından bile sorumlu tutulmazlar.

Bugün herkesin minnet ve saygı ile andığı insanlar ise darbe girişimine karşı sokakta vuruşan ve hayatlarını kaybeden yurttaşlarımız.

Onlar gerçekten saygıdeğer, sevgideğer onurlu insanlardı.

Ve şimdi onları güzel sözlerle anıyor herkes.

Bakın ben size bir şey söyleyeyim.

Peşin peşin.

Hayatını veren, sevdiklerini bırakıp giden o insanları anmak ve onurlandırmak lafla olmaz.

Eylemle olur, işle olur.

Ne dendi bu FETÖ cemaati için?

Üstü ihanet, ortası ticaret, altı ibadet!

Yani bu örgütün lider kadrosu ülke yönetimini etkilemek, ele geçirmek istiyordu. Ortada bir ticaret kadrosu vardı. Bunlar hem cemaat denilen bu yapının ortamından faydalanarak zenginleşiyor, çıkar sağlıyor, bir yandan da elde ettikleri paranın bir bölümü ile cemaatin üstteki siyasi kadrolarını ve karanlık işlerini fonluyorlardı.

Altta ise tüm bunlardan habersiz cemaati gerçekten dini bir organizasyon zanneden akılsız bir inanmış kitle vardı.

Darbeden sonra ne oldu peki?

En tepedeki siyasetle uğraşan lider kadro kaçıp gitti. Yakalananları ise serbest bırakıldı ve onlar da kaçtı.

Cemaati fonlayan, destekleyen orta bölümdeki ticaret erbabından ise bir ikisi “Göstermelik” olarak içeri atıldı. Diğerleri ise iddia olunur ki, bedeli mukabilinde serbest bırakıldı, aklandı, paklandı, temize çıkarıldı.

En alttaki dünyadan habersiz kitle, yani meseleyi “ibadet” zanneden salaklar ise işinden gücünden oldu, içeri atıldı, gücünden oldu, eşinden, çoluğundan çocuğundan edildi.

Peki sorarım size o gece şehit olan yüzlerce insan bunun için mi şehit oldu?

Bank Asya’ya para yatıranlar içeri atılırken, o bankayı yönetenler bürokrasi içinde yükselsin diye mi!

Cemaatin futbolcuları ve futbol adamları futbol piyasasında daha da egemen daha güçlü olsunlar diye mi?

Cemaatin işadamları ticarette daha güçlü olup, başka yerleri fonlamaya devam etsinler diye mi?

Mücadelede yol alınmış olsa bile siz o şehitlere gerçekten değer veriyorsanız, şehadetlerini kalben hissediyorsanız, darbenin hesabını FETÖ’nün “İbadet” bölümünden değil “Ticaret” ve “İhanet” bölümünden sorardınız.

Ticaret bölümü daha da zengin, ihanet bölümü danışman olurken ibadet bölümü hesap veriyorsa eğer…

Tanklar ileri giderken de, geri giderken de garibanları ezmiş demektir.

Her zaman olduğu gibi…

***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Aynı problemi aynı metotla çözüp farklı sonuç bekleyenlerin problem çözebileceklerine inanmadığımız zaman.