Demokles’in kılıcı

Parti kurma hazırlığı içindeki Ali Babacan hakkında birisi suç duyurusunda bulunmuş. Demiş ki, “Bu adam FETÖ’cü, FETÖ’yü koruyup kolladı”.

Savcılık da bunu ciddiye almış, araştırmaya başlamış.

Bir şey çıkar mı bilemem.

Ama “Korkutur”.

Ali Babacan’ın partisine katılmayı düşünen tüm eski AK Partililer ve muhafazakar çevreler açısından “tedirgin edici” bir gelişme.

Bir anlamda Babacan’a katılmak isteyen herkes için “riskli” bir durum.

Diyeceksiniz ki, “Ne alaka”.

Ben de diyorum ki, “Çok alaka”.

AK Parti’de siyaset yapmış, 2002-2013 arasında iktidar çevrelerinde dolaşmış kişiler arasında FETÖ ile şu veya bu şekilde bağlantısı olmamış bir iki kişi ya bulursunuz ya bulamazsınız.

O yüzden de kimi soruşturmaya kalksanız illa ki bir FETÖ izi bulursunuz.

Limanda kalırsanız kimse sizi araştırmaz.

Ama güvenli limanın dışına çıkmaya kalkarsanız bir anda kendinizi FETÖ soruşturmalarının göbeğinde bulabilirsiniz.

Peki benim bu durumdan bir şikayetim olur mu?

Vallahi hiç olmam.

2013’ten beri bulunmayan “FETÖ’nün siyasi ayağının” en azından bir bölümü böylelikle soruşturulmaya başlar.

Geri kalanlarını soracak olursanız.

Onun da günü başka bir gün gelir herhalde.

***

Bu kadar yaygın bir sistemi bilmek marifet değil

Dün belediyelerin ve kamu kurumlarının hangi yöntemle bol miktarda kayıt dışı lüks ya da orta sınıf makam aracı sahibi olduğunu anlattım.

Kamu ile ya da belediyelerle iş yapan şirketlerden otomobil istendiğini, bu otomobillerin şirketler üzerine kayıtlı ama kamu kullanımında olduğunu fakat bunun asla ortaya çıkmadığını çünkü kayıt dışı olduğunu yazdım.

Bazı okurlar demiş ki, “Saçma. Bunların plakaları belli değil mi? Onları söylersin iş ortaya çıkar”.

Çıkmaz efendim.

Plakalarını açıklasan yalancılıkla suçlanırsın.

Çünkü aracın trafik kaydı bilmem hangi özel sektör şirketinin üzerine çıkar. Bunun belediyedeki müdür, daire başkanı, BİT Genel Müdürü tarafından kullanıldığını söylesen “Vay müfteri” diye damgalanırsın.

Açık söyleyeyim bunu yapmayan belediye, kamu kurumu yok.

Öyle ki, yöntem başarılı bulununca muhalefet partileri tarafından bile uygulanır olmuş. Yapmayan yok.

Ama benim yazının hafif bir panik yarattığı da kulağıma geldi.

Hem belediyeler hem de bu otomobilleri belediyelere tahsis eden şirketlerde “Bu herif bu yöntemi nereden biliyor” diye hafiften bir panik olmuş.

Yahu bunlar galiba kendilerini uyanık, milleti de iyiden iyiye salak zannediyor.

Bu yöntemi bilmeyen mi var zannediyorsunuz!

O kadar yaygın ki, gizli olması mümkün değil.

Taşıtmatik bile taktırıp öyle istiyorlar otomobilleri demiştim.

Arayan bir belediye çalışanı dedi ki, “Fatih Abi ne taşıtmatiği, otomobillerin yıkama parasını bile şirketler ödüyor”.

***

Yurt dışı çıkış yasağı

Birkaç yıl önce ailece bir Afrika gezisi yapalım dedik.

Kızımın sömestr tatiline denk getirdik, bir tura yazıldık ve yola çıktık.

Atatürk Havalimanı’nda pasaporttan geçiyoruz.

Eşim geçti, kızım geçti. Sıra bana geldi.

Polis memuru bilgisayara adımı yazdı, bana baktı, bilgisayara baktı ve “Fatih Bey, hakkınızda yurt dışı çıkış yasağı var” dedi, pasaportuma el koydu ve beni havalimanı karakoluna teslim etti.

Eşim ve kızıma “Siz gidin, ben halledebilirsem yarın gelirim. Halledemezsem siz gezin eğlenin” dedim.

Avukatım geldi, ertesi gün polislerle birlikte hakkımda yurt dışı çıkış yasağı koyan mahkemeye gittik.

Bildiğimiz bir dava yok, böyle bir karar bize tebliğ edilmemiş, ne olduğunu dahi bilmiyoruz.

Mahkeme kalemine gittik.

Dosya çıktı. İş aydınlandı.

Ödememiz gereken bir harcı eksik ödemişiz ya da ödememişiz.

Toplam miktar yanlış hatırlamıyorsam 46 TL. O günün parasıyla yaklaşık 25 dolar.

Neyse parayı ödedik, yasak kalktı.

Fakat bu kez de uçak yok.

Önce Londra’ya uçtum, oradan da Nairobi’ye.

Son dakikada aldığımız biletler haliyle ateş pahası.

Tura üç kişi için ödediğimiz paradan daha fazla bir parayı sadece Nairobi’ye uçabilmek için ödedim.

Bunu niye anlattım.

Yıllardır yurt dışı çıkış yasağınız olup olmadığını öğrenmek zor bir işti.

Savcılığa gidip soruşturmanız gerekiyordu.

Ancak şimdi e-devlet sisteminde çok iyi bir uygulama başladı.

Nüfus ve vatandaşlık işleri modülü altında, protokol belgesi sorgulama ile pasaportunuzun durumunu kontrol edebiliyor ve yurt dışına çıkıp çıkamayacağınızı önceden görebiliyor, havalimanlarında hem rezil hem perişan olmuyor, bilet paranızı yakmıyor, sevdiklerinizi yolda bırakmıyorsunuz.

***

O intihar günü Genelkurmay’ın başında kim vardı paşam!

Bizim Didem Arslan Yılmaz ile eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ televizyonda mutlu bir beraberlik yaşıyorlar.

Emekli orgeneral, Didem’in programında bir nehir söyleşi biçiminde soruları yanıtlıyor, bilgi veriyor, güzel şeyler anlatıyor.

Kendisi ile ilgili izlenimim şu.

Sayın Başbuğ, Türkiye’nin son “Karizmatik Genelkurmay Başkanı” imiş.

Lafını dinleten, bilgili bir adam.

Hâlâ konulara hakim, hâlâ meseleler üzerine kafa yoruyor.

Konuşmaları mantıklı ve akil.

Hepsini keyifle dinliyorum.

Ancaaaaak!

Bir konu var ki, o konuda konuştuğu zaman Sayın Başbuğ’un inandırıcılığı çok aşağılara iniyor.

O konu da Ergenekon davaları.

Bu davalar başladığı sırada Başbuğ Genelkurmay Başkanı idi.

Sözünü ettiği haksızlıkların büyük bölümü onun Genelkurmay Başkanlığı döneminde yaşandı.

Mesela “Bazı arkadaşlarımız onurları için intihar ettiler” diyor Başbuğ.

Sözünü ettiği kişi Binbaşı Ali Tatar.

2009 Aralık ayında canına kıymıştı. Onuru için. Haysiyeti için.

Tatar’ın ağabeyini yıllar önce Teke Tek’te konuk etmiştim.

En fazla suçladığı kişi dönemin Genelkurmay Başkanı idi.

Peki dönemin Genelkurmay Başkanı kimdi?

Ya da bir başka deyişle Ali Tatar intihara sürüklenirken, Genelkurmay karargahında komutan olarak kim vardı?

Orgeneral İlker Başbuğ.

O dönemde Ergenekon mağdurlarına en azından hukuki destek vermediği için, silah arkadaşları Başbuğ’a hayli kırgınlar.

Televizyondaki güzel konuşmalar o kırgınlığı pek ortadan kaldırmıyor Paşam.
Kusura bakmayın!

***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

“Nisyan”a sığınmadığımız zaman.