Dürüstlüğe güven

Ali Babacan’ın kurmakta olduğu iddia edilen parti ile ilgili taze bilgileri Nagehan Alçı’nın köşesinden öğrenmeye çalıştık.

Mesela partinin bir “Nomenklatura”sı varmış.

Okuyunca şaşırdım.

Alçı bu “tanımı” bilerek mi kullandı yoksa aile dostları Ertuğrul Özkök’ten mi duydu diye. Çünkü “Nomenklatura” Özkök’ün çok sevdiği bir terimdir, sık sık kullanır.

Alçı’da görünce şaşırdım.

“Galiba komünist parti kuruyor Ali Babacan” diye düşündüm.

Çünkü bu kelime Sovyet rejiminden kalmadır.

Sovyet bürokrasinin kilit elitini tanımlamak için kullanılırdı vaktiyle.

Partide üst düzeydeki bürokrat kadroya, bir anlamda “Derin Sovyet”e “Nomenklatura” denirdi.

Ali Babacan’ın partisinin de bir “Derin Devlet”i olacak anlaşılan.

Yine Alçı’dan öğrendiğimiz kadarıyla Babacan’ın partisinde Babacan “Primus interpares” olacakmış.

Her ne kadar Latincede inter ile pares ayrı yazılsa da, yani cümlenin doğrusu “primus inter pares” olsa da, Alçı şunu demek istiyor: “Eşitler arasında Babacan birinci olacak”
Ve tüm bunlar “Deep background”muş.

Yani derin arka plan.

Ve en önemlisi de Babacan ve arkadaşları yani “Nomenklatura” resmen konuşmuyorlarmış.

Fakat “Dürüstlüğüne güvendikleri gazetecilere bilgi veriyorlarmış”.

İşte burası çok ilgimi çekti.

Ben de şöyle diyorum onlara:

“Bana dürüstlüğüne güvendiğin gazeteciyi söyle, ben de sana kim olduğunu söyleyeyim.”

***

Plakayı iptal edin bakalım oluyor mu!

İstanbul’da taksi sürücülerine yönelik “Son durak operasyonu” yapılmış.

Birkaç taksici gözaltına alınmış.

Ben gerçek taksi sürücülerinin bundan şikayetçi olduklarını hiç düşünmüyorum.

Çünkü İstanbul’daki bir tür taksiciden, herkesten çok gerçek taksici esnafı rahatsız, çünkü onların adını lekeliyorlar.

İstanbul’da son yıllarda felaket bir taksi sürücüsü tipi peydahlandı.

Taksi sürücüsünden çok eşkıyaya benziyorlar.

Bunlar genelde Sultanahmet, Laleli, Taksim ve Mecidiyeköy Cevahir Alışveriş merkezi civarında kümelenmişler.

Bunu herkes biliyor, bir sır değil.

Turistleri dolandırmaya, kazıklamaya yönelik bir örgüt aslında bunlar.

Türk yolcu almıyorlar bile.

Zorlarsanız da başınıza bela alırsınız.

Zaten tiplerine bakınca zorlamaya da cesaret ister.

İstediğiniz kadar operasyon yapın bunlarla baş edemezsiniz, benden söylemesi.

Biri gider biri gelir.

Burada yapılması gereken şu.

Bu tip sürücülere aracını veren ya da plakasını kiralayanlarla mücadele etmek lazım.

Bir taksi böyle bir sürücü ile yakalandığında 10 bin TL ceza verecek.

Bir daha tekrarında ceza 100 bin TL olacak.

Üçüncü tekrarda ise plaka iptal edilecek.

Bakın bakalım o zaman bu eşkıya gibi sürücülere kim taksisini teslim eder.

***

“Post truth çağının bullshit lideri”

Post-truth yeni bir kelime aslında.

Oxford Dictionary’nin 2016 yılında “Yılın kelimesi” seçerek sözlüğe dahil ettiği bir kelime. Hayatımıza girişi 1992 yılı olmakla birlikte, son 15 yıl içinde siyasette ortaya çıkan gelişmelerle anlam kazanan bir tanım.

“Doğruların, gerçeklerin ve olguların değerini ve önemini yitirdiğ bir dönemi” tanımlamak için kullanılıyor.

ABD’de ise Trump’la özdeşleştiriliyor.

Önceki gün The Atlantic’te David Graham imzalı harika bir makale okudum.

Trump’ı anlatan bir makale.

Trump’ın bazı konuşmalarında konuya girişini ve bazı sorulara verdiği yanıtları ele almış Graham.

Ve ABD Başkanı’nın hakkında hiçbir şey bilmediği, muhtemelen daha önce duymadığı, ne olduğu konusunda en ufak bir fikre bile sahip olmadığı konularla ilgili konuşmaların, yanıtlarını aktarmış.

Ve buna “Bullshitting” demiş.

“Zırvalamanın” biraz daha ağırı sanki.

Bu gerçeklik sonrası popülist politikacıların ortak özelliği aslında.

Bu tipler için gerçeğin ya da yalanın, doğrunun ya da yanlışın hiçbir önemi yok.

Onlar için önemli olan, ele aldıkları bu konuda ne bilip bilmedikleri değil bunu kendi menfaatine nasıl çevirebileceği ve hakkında hiçbir şey bilmediği konuları laf ebeliği ile geçiştirme yaratıcılığı.

Çünkü bu tip liderler ya da politikacılar biliyor ki, hitap ettiği kitle açısından da gerçeğin bir önemi yok ve o kitle de zaten bu konu ile ilgili hiçbir fikir ya da bilgiye sahip değil. Kendisi ne söylerse gerçek olacak, bilinçsiz kitlesi onun söylediğini gerçeğin yerine koyacak.

Bu toplumlar için tehlike mi?

Tartışılır.

Bu dünya için tehlike mi?

Kesin!

***

Trafiği kilitleyen hatalı kurallar

İstanbul’da bazı yollar, bazı kavşaklar, bazı mecburi yönler ya da girilmez yollar var ki, bunlara küçük bir dokunuşla trafiğin akışını çok rahatlatmak mümkün.

Ama ne yazık ki, bu gibi kararları çakarlı otomobillerle gezip, trafiği asla tanımayanlar aldığı için sorunlar çözülmüyor.

Geçen gün böyle bir yolda görev yapan trafik polisi arkadaşlarla sohbet ediyorduk. “Memur Bey, bu yolun hatalı olduğunu ve tam tersi bir uygulama gerektiğini görmüyor musunuz?” diye sordum.

“Evet abi tamamen yanlış bir iş ama ne yazık ki, bu tabela buraya konmuş” dedi.

“Peki siz bunun yanlışlığını bildirseniz de düzeltseler” dedim.

Güldü.

“Abi en az 10 kere yazdık, söyledik, anlattık. Bizi dinleyen mi var zannediyorsunuz” dedi. Yoldaki polisi dinlemezsen, yolu kullanan vatandaşı dinlemezsen…

Yolu çakarlı ile gezenler belirlerse olacağı budur.

***

Karpuz kabuğu

Devlet Bahçeli yine sert konuştu, esti, yağdı, gürledi.

En büyük öfkesi “erken seçim” diyenlere ve “rejimi tartışmaya açmak isteyenlere” yönelikti.

Rejim dediğim başkanlık rejimi.

“Bu iş bitmiştir, bu tartışılmaz, tartışan haindir”e getirdi lafı.

Ancak rejimi tartışmak, tekrar parlamenter sisteme dönmek fikrini yani bir anlamda karpuz kabuğunu akla sokan Bahçeli’nin kendisi oldu.

Geçen 13 Ekim’de yaptığı konuşmada “İttifakımız 3 büyük ili kaybederse, rejim tartışması başlar. Bu illeri kaybetmemeliyiz” diyen kendisiydi.

***

Tanımıyorum, ne yapayım!

CHP’li bir milletvekili, Ahmet Kaya, Meclis kürsüsünden beni hedef yapıyor. Ne yapmışım?

Bu sezona adını veren Cemil Usta’yı tanımadığım için Trabzonspor’a karşı terbiyesizlik yapmışım.

Anlamadım.

Tanımamak ayıp mı?

Terbiyesizlik bunun neresinde!

“Cahil” dese, “Bilgisiz” dese, “Nasıl tanımazsın” dese amenna.

Ama terbiyesizlik nerede anlamadım doğrusu.

Beni hedef tahtasına koymak neyin nesi!

Kemal Kılıçdaroğlu hedef gösterilip yumruklandığında, bir CHP’li olarak ne hissetti

Ahmet Kaya?

Dayanamadım.

Kendisini aradım.

“Fatih Bey, sizin tanımadığınız için çok samimi bir şey söylediğinizi dinlerken gördüm ama taraftarlar çok kızmış” dedi.

Arkadaşlar bu kızgınlık neye?

Trabzon’u işsiz, aşsız, keyifsiz bırakana kızmıyorsunuz da “Cemil Usta’yı tanımadığını” samimi bir şekilde anlatan bana mı kızıyorsunuz?

Yapmayın.

***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Üç beş seçmene yaranmak için insanlar hedef gösterilmediği zaman.