Komplo mu!

Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nde yapılan onarım çalışmalarının Ekrem İmamoğlu’na yönelik bir komplo olduğunu düşünüyor geniş bir kesim.

Öyle midir?

Zannetmiyorum.

Daha önce de hep yavaş işleyen ve kötü yönetilen bir süreçti köprü tamiratları.

Az çekmedi İstanbul köprülerin onarımlarında.

Ki iktidar da belediye de AK Partili idi.

Ama yine ne demişler, iftiranın yakışanından kork.

Sen Ankara Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ı çalışamaz hale getirirsen, İmamoğlu’nu da çalışamaz hale getireceğini söyleyerek övünürsen köprüdeki onarımın komplo olduğuna inanan çıkar.

Hatta inanmayan zor çıkar.

Tabii bir yandan da ister doğal akış, ister komplo İmamoğlu için iyi bir sınav bu köprü meselesi.

Ne kadar çabuk harekete geçebiliyor, ne kadar akılcı önlem alabiliyor, sorun çözümünde nasıl davranıyor görmek için bir fırsat.

Metrobüs seferlerini arttırması olumlu.

Avrasya Tüneli için kolaylık sağlayıcı önlemler için trafikle devreye girmesi yerinde.

Bir de araba vapuru seferlerini arttırıp, kolaylık sağlarsa daha da iyi olacak.

Kötü komşu ev sahibi yapar derler.

Bu biçimde davranan iktidar da tecrübe ve özgüven sahibi yapabilir.

***

Aynı doktrinden karşı karşıya

Ali Babacan’ın kurma hazırlığı içinde olduğu partide pek çok isim konuşulup tartışılıyor ama bence çok önemli iki isim bu tartışmalar sırasında hak ettikleri değeri bulmuyorlar. Bunlar iki hukukçu, Anayasa Mahkemesi’nin çatı altında birlikte görev yapmış iki önemli isim.

Bunlardan biri eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç.

Haşim Kılıç, Özal tarafından atandıktan sonra Anayasa Mahkemesi’nin en çok tartışılan ve konuşulan üyelerinden biri oldu hep.

Sıklıkla da eleştirilerin odağındaydı.

Ben de kendisini sıklıkla eleştirdim.

Ancak Başkanlığı sırasında, odasında baş başa yaptığımız bir sohbet benim için unutulmazdır.

O sohbet sırasında Haşim Bey, “Ben Anayasa Mahkemesi’ne geldiğim günden itibaren kendime tek bir görev edindim. Türkiye’de vesayet rejimine son vermek için elimden geleni yapacaktım. Yaptım da. Ama bugün baktığımda şunu söyleyebilirim, biz bir vesayete son verirken bunun yerine başka bir vesayet türü alsın diye uğraşmıyorduk”
Bu cümlenin son bölümündeki özeleştiri, benim için Kılıç’ın bana göre hata olan tüm yaptıklarının unutulması anlamına geliyordu.

Babacan’ın ekibindeki bir diğer hukuk adamı ise Anayasa Mahkemesi’nin eski raportörü ve bir dönem AK Parti milletvekilliği de yapmış olan Prof. Osman Can.

Osman Can’ın Babacan yanında yer alması şu açıdan da çok önemli.

Profesör Can’ın 2000’lı yıllardan itibaren aynı hukuki perspektifi paylaştığı bir başka hukukçu, Mehmet Uçum, şu anda Cumhurbaşkanı’nın Hukuk Başdanışmanı ve mevcut yeni Anayasa’nın baş mimarı.

Geçmişte biri liberal, diğeri ise radikal sol yaklaşımlardan gelen bu iki “Hemşehri hukukçu” şimdi rakip olarak karşı karşıya gelecekler.

İkisine de sorsanız, fikri olarak o gün neredelerse bugün aynı yerde olduklarını söyleyeceklerdir.

İlginç olan da bu zaten.

Biz tarafsız gözlemciler olarak nerede aynı kalıp, nerede farklılaştıklarını pek yakında görüp anlatabileceğiz.

***

Bunun faturası var

İstanbul Valisi ile İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Valilik makamında bir araya geliyorlar ve bir de fotoğraf çektiriyorlar.

Bu fotoğraf daha sonra Valilik ofisi tarafından sosyal medyada paylaşılıyor ve medyaya servis ediliyor.

Sosyal medyada paylaşılan fotoğrafta büyük rezalet yaşanıyor.

İki yöneticinin arkasında yer alan Atatürk fotoğrafındaki Atatürk’e fotoşopla Recep İvedik kaşları ilave ediliyor.

Bir şerefsiz kendince Atatürk’le dalga geçiyor.

Muhtemelen çevresinde maymundan bozma tipler görmeye alışık olan bir rezil bunu yapıyor ve tepkiler üzerine fotoğraf sosyal medyadan kaldırılıyor.

Ancaaaaak!

Bu iş öyle olmaz.

Fotoğrafı kaldırmakla bu iş çözülmez.

Bunu yapan rezil kim ise bulunacak!

Yargı önüne çıkarılacak!

Görevinden uzaklaştırılacak!

Hesabını ödeyecek.

Öyle olacak değil mi Sayın Valim.

Öyle olacak!

***

Yok daha neler!

Geçmişte kartel medyası kartel medyası diye suçlanan medyanın alında nasıl bir rekabet içinde olduklarını içinde olan biri olarak gayet iyi bilirim.

Bugün neredeyse aynı merkezden yönetildikleri halde, o gün kartel medyası diye suçlayanlar bugün gayet memnun ve mesut.

Ve birkaç gündür bir dedikodu var.

Bir zamanlar her biri 500’er bin satan iki büyük gazeteyi de içlerinde barındıran Türkiye’nin en büyük iki medya grubu aynı çatı altında birleşiyorlarmış.

Turkuaz Medya Grubu, Demirören Medya Grubu’nu satın alacakmış.

Ben böyle bir şeyin olma ihtimalini sıfıra yakın görüyorum ama Türkiye’de olma ihtimali sıfırın altında olan şeyler bile olduğu için kesin konuşmamak lazım.

Ancak böyle bir birleşme, böyle bir satın alma olur ve Rekabet kurulu da bunu onaylarsa, vah o zaman bu ülkenin zaten vah olan haline.

***

İyi bari

Arda Turan, göbeği ile ilgili konuşmuş Kelebek’e.

“Fatih Altaylı haklı ama göbeğim fotoğrafta göründüğü kadar büyük değil, idmanlara başlayınca zaten hemen gidecek” demiş.

İyi bari.

En azından durumun farkında ve “Altaylı kendi göbeğine baksın” dememiş, “Göbek gidecek” demiş.

***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Kullanıcıya yapılmayan zammın, kullanmayana atılmış kazık olduğunu bildiğimiz zaman.