Bein’e değil kendimize kızalım

Türkiye Süper Ligi’nin yayıncısı Bein Sports, Federasyon’dan dolar kurunun sabitlenmesini istemiş.

Naklen yayın haklarını 500 milyon dolara alan Katarlı yayıncı diyormuş ki, “Dolar kurunu 3.80’den sabitleyelim”.

Bunun anlamı şu:

“Biz bu lige 500 değil, 320 milyon dolar verelim.”

Bana gelen bilgilere göre asıl talep tüm anlaşmayı TL’ye çevirmek ama bunun şimdilik mümkün olmadığını gördükleri için buradan gidiyorlar.

Haklılar mı?

Haklılar.

Bana göre bu lige zaten ederinden fazla bir para vermişlerdi.

Niyeyse!

Dünyada 160 ayrı yayıncıya satılan İspanyol Ligi La Liga 1.15 milyar dolar ederken, bizim ligin 500 milyon dolar etmesi abes.

Hızla artan kuru abonelere yansıtamayan Bein’in indirim istemekten başka çaresi yok. Güvendiği unsur ise başka bir yayıncının lige talip olma ihtimalinin hemen hemen 0 olması.

Yani Federasyon ve kulüpler kabul etmezse yeni yapılacak bir ihalede 320 milyon dolar veren bile çıkmaz.

Bein buna güveniyor.

Güvenilirliği kalmamış, her sezonu hakem tartışmaları ile geçiren, uluslararası başarısı olmayan, siyasetin müdahale ettiği düşünülen, en büyük iki kulübünden birinin küme düşmemeye oynadığı ve yılladır taraftarını mutlu edemediği, neredeyse tüm kulüpleri batma notasına gelmiş, tribünleri birkaç maç dışında doldurmayan bir lige kim para verir ki!

Bu ligin değerini artırmak için çalışmayan federasyonların, kötü yönetilen kulüplerin sonunda geleceği nokta buydu.

Kimse Bein’e kızmasın.

Kendimize kızalım!

Not: Bein’in Türkiye’de sahip olduğu Digitürk’ü çok kötü yönettiğini, giderek zaviye kaybeden bir platforma dönüştüğünü, özellikle spor kanallarında felaket durumda olduğunu söyleyebiliriz ve haklı oluruz. Ama yine de ligimizin de o parayı edecek bir durumu olmadığını kabul etmeliyiz.

***

Önemli olan

Fatih Portakal var dedi ama yayınlamadı.

Erdoğan Aktaş yayınladı.

İmamoğlu’nun Ordu Valisi için “Vali itlik yapmıştır” dediği görüntüler dün ortaya çıktı. Şüpheyle yaklaşanlar olacaktır elbet.

Ne görüntüler, ne kayıtlar “Montaj” diye geçiştirilince bu kayıt ya da görüntü için de “Montaj” diyenler çıkabilir.

Oturup teknik analiz yapmadım.

Görüntülerin ne gerçekliğine kefil olabilirim ne de montaj diyebilirim.

Bildiğim şudur:

Eğer Ekrem İmamoğlu Ordu Valisi için “İtlik etti” demişse bu bir siyasetçinin bir bürokrata ya da bir vatandaşa ettiği ne ilk ne de son hakarettir muhtemelen. Yakışıksızdır, kötüdür, yanlıştır, ayıptır.

Ama bir ilk değildir.

Ama bu durumun bir siyasetçi için asıl kötü olan tarafı nedir biliyor musunuz?

İnkarıdır…

Herkes gibi İmamoğlu da öfkelenebilir.

Kızabilir.

Tahriklere kapılabilir.

Ve sonunda patlayabilir.

Söylenmemesi gereken, söylememesi gereken bir şeyi söyleyebilir!

Ama söylediğini “inkar” etmez.

Valiye “İtlik etti” demek Vali’ye hakarettir ama “Basit dedim, bası gitmiş iti kalmış demek” bize hakarettir.

Ekrem Bey çıkıp “Vallahi öylesine üzerime geldiler ki, etmemem gereken bir lakırdıyı etmiş olabilirim. O öfke ile ağzımdan çıkmış olabilir. Vali’den de vatandaşlarımdan da özür dilerim” deseydi doğrusunu yapmış olurdu.

Bu haliyle yanlışını yapmış oldu.

***

Moral mi!

Erdoğan Aktaş’ın İmamoğlu’nun Ordu’daki sözlerini yayınlamasından sonra gelen bilgiler şöyle:

– AK Parti sosyal medya gruplarında moraller tavan yapmış.

– Bu yerel seçimlerin başından beri ilk kez moral olarak bu seviyeye çıkmışlar

– Doların FED kararı sonucu az da olsa gevşemesi de AK Parti’de keyifleri yerine getirmiş.

– Kredi kartlarına ek taksit imkanı gelmesi mutluluk yaratmış.

– Tatil havası ve yaz morali ile ekonomik baskının en az hissedildiği dönemde sandığa gidilecek olması parti yönetiminin umutlarını arttırmış.

– CHP’nin lideri yumruklansa da, aldıkları mazbata ellerinden alınsa da mağdur görülmüyor olması AK Parti’de rahatlamaya neden olmuş.

– İlk kez İstanbul seçimlerini alabiliriz havası oluşmuş.

Ben ise tüm bunların seçime 8 gün kala netleşmiş olan tarafları çok etkilemeyeceğini düşünüyorum.

Pazar günü tarafların göstereceği performansın tüm bunlardan daha önemli olabileceğini öngörüyorum.

***

Tıraş

Koskoca İçişleri Bakanı’nın, Türkiye’nin en köklü sanayici gruplarından biriyle, bu ülkede milyonlarca insana istihdam sağlayan, toplam ihracatın yüzde 10’undan fazlasını tek başına yapan grupla itişmesini bir nebze olsun anlarım ama bu itişmeyi şehir efsaneleri üzerinden yürütmesini anlayamam.

Belli ki, Süleyman Soylu da Rahmi Koç’un tıraş olmak için Atina’daki berberine gittiği şehir efsanesine inanmış.

Yahu Rahmi Bey’i bir nebze olsun tanıyanlar ne kadar tutumlu olduğunu, lüzumsuz para harcamaktan nasıl kaçındığını, hatta lüzumlu harcamalarına bile çok dikkat ettiğini bilirler.

Rahmi Koç’un saç tıraşı için Atina’ya gittiği tam bir palavradır.

Hani şans eseri Atina’daysa orada berbere gidebilir belki ama berber için Atina’ya gitmez. Bunu da Rahmi Bey’i bilen herkes bilir.

***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Gözümüzdeki çapağı görebildiğimiz zaman.