Bir değil iki hatta üç kez karşılaşsalar

Hadi biraz dedikodu yapalım.

Sever misiniz diye sormayacağım.

Kim sevmez ki!

Bizim yapacağımız dedikodu siyaset dedikodusu, kiminle yatıyor, kim kiminle kalkıyor değil, merak etmeyin.

Gerçi diğeri de iyidir ama onu uzmanlarına bırakmak daha iyi.

Efendim, bir iki gün önce “Binali Yıldırım, Fatih Portakal’ı istemiştir” diye yazmıştım, meşhur tartışma programına moderator olarak.

Binali Bey’in yakın ekibinden bir dostumuz uğradı dün.

“Fatih Bey, içeriden bilgi alarak mı yazdınız bilmiyorum ama gerçekten de Binali Bey ‘Tartışmayı Fatih Portakal sunsun’  önerisini getirdi. Ancak bu fikir destek görmedi. Yoksa Binali Bey, Portakal sunsun, Fox TV’de yapalım diyecek kadar gözünü karartmıştı” dedi.

Uğur Dündar meselesini de anlattı.

“Biz bu tartışmayı en muhalif kimse o sunsun istedik. Binali Bey öyle istedi. O yüzden Uğur Dündar adı gündeme geldi ve açıklandı.”

Sonrası ilginç.

“Biz bu açıklamayı yapınca Uğur Bey aradı. Çok mutluydu ve teşekkür etti. Çok iyi bir yayın olacağını, bu tartışmayı en iyi şekilde yöneteceğini söyledi. Çok mutluydu” dedi.

Sonra ne olduysa olmuş, Dündar vazgeçmiş. “Biz de çok şaşırdık bir anlam da veremedik. Belli ki, sosyal medya üzerinden başlayan saldırı Uğur Bey’i korkutmuş. Kendince haklı nedenleri olabilir” dedi.

Sonrasında içinde 4 gazetecinin adının bulunduğu bir liste hazırlanmış.

Bu listeden İsmail Küçükkaya ismini bizzat Binali Bey istemiş.

“En muhalif o görünüyor. En azından kanalı itibarıyla muhalefetten olduğu algısı daha kuvvetli olacaktır” diyerek Küçükkaya’yı seçmişler.

Bu seçimden memnun olmayan AK Parti içinden isimler de varmış, Küçükkaya’yı muhalif görmeyenler de!

Bu arada ilginç bir de iddia var.

Uğur Dündar’ın İsmail Küçükkaya’yı arayarak “Sen de sunma” dediği, hatta bu konuda baskı yaptığı iddiası ortalıkta dolaşıyor.

Doğru mudur, değil midir bilmiyorum ama ciddi ciddi söyleniyor bu.

Program 45’er dakikalık üç bölüm olarak planlanmış.

Aralar da 15 dakikalık aralar olacak.

Yani kırk beş dakika arada iki 15 dakika.

Toplamda 2 saat 45 dakikalık bir yayın.

Bu süre içinde İsmail Küçükkaya’nın hazırladığı 20 sorunun sorulma ve yanıtlanma ihtimali yok.

Çünkü her soru için aday başına 3 dakika yanıt süresi düşüyor.

Tecrübem bunun mümkün olmadığını söylüyor.

Keşke adaylar bu şekilde bir değil 2 hatta 3 kez karşı karşıya gelselerdi diye düşünüyorum.

Öyleyse varım☺

***

Hişt, hişt sakin ol!

Can Ataklı komplo teorisini üretmiş. “Ortak yayın tuzaktır” diye yazarak; “Ya Cumhurbaşkanı talimat verir ve bu yayını kimse yayınlamazsa” demiş.

Niyeyse araya Habertürk’ün de adını katarak.

Müsterih olsun.

Habertürk yayınlayacak.

Emin olabilir.

Pazar akşamı saat 19.00’dan itibaren her iki adayın karşılıklı tartışmasının öncesinde programa başlayacağız.

21.00’den itibaren tartışmayı yayınlayacağız.

Tartışmaya ara verildiği anlarda ve sonrasında da adayların performanslarını değerlendireceğiz.

5 saatlik bir yayın olacak.

Habertürk ekranlarında Veyis Ateş ve ben olacağız ve tabii konuklarımız olacak.

Bu arada Sevilay Yılman da kızmış çok ve saydırmış, “Biz bu tartışmayı yayınlamayalım” demiş.

“Fikri ortaya atan Habertürk ve Didem Arslan’dı, bu yayının İsmail Küçükkaya’ya yaptırılması Habertürk ve Didem’e haksızlık. Biz bunu yayınlamayalım” diyor.

Bak Sevilay kardeş, bu meslekte egolarımızı bastırmayı öğrenmeliyiz.

Evet bize bir haksızlık yapılmış olabilir.

Ama bize haksızlık yapıldığına inanıyoruz diye bizim de Habertürk izleyen ve Habertürk’ü son aylarda haber kanalları arasında zirveye taşıyan izleyicilerimize haksızlık yapma hakkımız yok.

Onlar bu tartışmayı izlemek istiyorsa, biz de yayınlarız.

Ve yayınlayacağız da!

***

Nefes alma duygusu

31 Mart seçimlerinin ve bu seçimlerde ortaya çıkan “Kabul görmeyen sonucun” Türkiye’ye olumlu bir etkisi olduğu kanaatindeyim.

Türk insanına, ister iktidardan yana olsun, ister muhalefetten yana bir miktar soluk aldırdığı, bir miktar özgürlük duygusu yarattığı gibi bir izlenim edindim.

“Her şey şahane, müthiş bir havadayız” demiyorum, yanlış anlamayın.

Ama biraz da olsa “Nefeslendik” sanki.

Ve sanki 23 Haziran’daki sonuç ne olursa olsun bu nefes alma duygusu sürecek gibi.

Öyle çok derin, çok teferruatlı analizler yapacak halim yok.

Çok basit şöyle bir anlatmaya çalışacağım meramımı.

Gülmeyin ama magazin haberlerine bakın diyeceğim.

Sibel Can’ın oldukça erotik albüm tanıtım fotoğrafları, Seda Sayan’ın oldukça cüretkâr dekoltesi, genel olarak sanatçılarımızın biraz daha rahat tatil pozları bile sanki bir işaret.

Bunlar bile simgesel bir anlam taşıyor bana göre.

Bilmiyorum.

Belki de fazla mı iyimserim.

***

Bu bir moda yazısıdır

Allah Allah…

Moda ile ilgili ilginç haberler duyuyorum.

Moda değişiyor.

Akit TV’nin generallere hakaret eden programcısı ve Akit TV’ye dava açılıyormuş.

Türk Silahlı Kuvvetleri’ne hakaretten.

Ben bu suçun geçmişte kaldığını, 2008’den sonra Silahlı Kuvvetler’e hakaretin moda olduğunu düşünüyordum.

Demek ki ya Silahlı Kuvvetler değişti ya da moda.

Belki de ikisi birden değişti.

Modaya ayak uydurmakta güçlük çekenlere hatırlatmak istedim.

***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Kızgınlığın hak, kinin yük olduğunu unutmadığımız zaman.