Mantık aramayın, kafayı yersiniz!

Anladığım kadarıyla Yüksek Seçim Kurulu, 80 küsur milyonluk bir kitle ile kafa bulmakta çok kararlı.

Bizimle alenen ve çok açık biçimde dalga geçiyorlar.

İstanbul seçimleri, bazı sandık kurulu başkanlarının yasaya uygun kişiler arasından olmadığı gerekçesi ile hiçbir yolsuzluk ve hırsızlık bulgusuna rastlanmadığı halde iptal edildi.

“Bu sandık başkanları ile yapılan seçim hukuksuz olur” diyerek.

Biz de inanmasak bile inanmış gibi yaparak bu gerekçeyi kabul ettik.

Ağzımıza gelen cümleleri yutkunarak geri ittik ki, mahkum olmayalım.

Şimdi aynı YSK, aynı sandık kurulları ve haliyle aynı sandık kurulu başkanları ile seçimi tekrarlıyor.

Açıklamadan anlaşılan aynen bunu yapıyorlar.

“Yok artık” dediğinizi, hatta bunu daha argo bir biçimde söylediğinizi duyar gibi oluyorum.

Kibarcası “Yok daha neler” olarak çevrilecek bir cümle söylediğinizi tahmin edebiliyorum. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise bu açıklamanın “Seçim kurullarının aynı kalacağı” şeklinde algılanması gerektiğini, sandık kurullarının yasaya uygun hale getirileceği şeklinde yorumluyor.

Ama o bile “Yine de itirazımızı yaptık” diyerek kuşkusunu dile getirmekten de kaçınmıyor.

Benim komplo teorim ise şu:

YSK kendi kararını kendi tekzip ediyor.

Bunun başka mantıklı bir izahı yok.

Ama zaten Türkiye’de olan biten herhangi bir şeyin mantıklı izahı var mı ki!

***

Hayırlı olsun demek isterdim

Futbol Federasyonu seçimleri yapıldı.

Memlekete hayırlı olsun diyeceğim ama hayırlı olacağına ben inanmıyorum ki, samimi olarak böyle bir dilekte bulunayım.

Federasyon seçiminin tek faydası, komplo teorisyenlerini açığa düşürmesi oldu.

Tüm rakipler, Galatasaray’ın şampiyonluklarını Ali Dürüst’ün federasyondaki varlığına bağlıyordu son iki yıldır.

Beşiktaşlı başkanlar, Fenerbahçeli başkan vekilleri arasında Ali Dürüst Galatasaray’ı tek başına şampiyon yapıyor diye ciddi ciddi inanıyorlardı.

Buna inanmayan tek kulüp Galatasaray olmalı ki, Galatasaray yönetiminin isteği doğrultusunda Ali Dürüst yeni yönetimde yok.

Fenerbahçe’yi temsilen ise Selim Soydan orada olacak.

Neyse konuşturmayın beni.

Ya da en azından şimdilik konuşmamayım.

En iyisi geçmişi anmak.

Kimileri diyor ki, yaşlılık emaresi.

Ben de diyorum ki, “Geçmiş tecrübelerin gelecek kuşakları aktarılması”.

Eskiden Türkiye’de futbol, Federasyon, siyaset, iktidar ilişkileri nasılmış onu bir anlatayım.

Geçmiş zaman, yılı tam hatırlamıyorum ama 80’lerin sonu. Son senesi…

Hikaye birebir vaki.

Uzatmayayım, aşağıdaki yazıya geçin hemen.

***

Geçmişten siyaset futbol ilişkisi üzerine

Türkiye’nin UEFA’daki en üst düzey temsilciliğini yapan, dünya futbolunda çok önemli görevler üstlenen, Türkiye’de Futbol Federasyonu Başkanlığı yapan Şenes Erzik’i herhalde bilmeyeniniz yoktur.

Erzik tüm bu görevleri yaparken, arkasında ona destek veren çok önemli bir isim vardı, eski Fenerbahçe Başkanı Emin Cankurtaran.

Erzik, Cankurtaran’a ait şirketlerde üst düzey yöneticilik yaparken futbol dünyasında da çok ciddi bir kariyer elde ettiyse bunda Cankurtaran’ın Erzik’e verdiği desteğin payı çok büyüktü.

Rahmetli Emin Bey, her aşamada Erzik’in arkasında yer almış, hem destekçisi hem finansörü olmuştu.

Şenes Erzik, TFF’nin özerkleştirilmesi projesi içinde 1980’lerin sonunda Türkiye Futbol Federasyonu Başkanlığına gelmişti.

Ve o yıl Malatyaspor küme düşmeme mücadelesi veriyordu.

Güçlü Başbakan Turgut Özal Malatyalıydı. Onun döneminde Malatyaspor’un küme düşmesi olacak iş değildi.

Malatyaspor’un küme düşmesi kesinleşince Turgut Özal, Şenes Erzik’e yıllardır finansörlük yapan ve aynı zamanda patronu olan Malatya kökenli işadamı Emin Cankurtaran’ı aradı:

“Emin Bey, Malatyaspor’un küme düşmesini kabullenmem mümkün değil. Sizden rica ediyorum. Patronu olduğunuz Şenes Bey’i ikna edin ve ligdeki takım sayısını arttırsınlar. Böylelikle Malatyaspor’un küme düşmesini engellemiş oluruz.”

O güne kadar Şenes Erzik’ten futbolla ilgili tek bir talepte dahi bulunmamış olan Cankurtaran, “Tabii efendim. Emriniz olur. Olmuş bilin” diyerek telefonu kapadı.
Ve hemen Şenes Erzik’i arayarak bir öğlen yemeğinde buluşmak istediğini söyledi.
Ertesi gün yanlış hatırlamıyorsam Park Şamdan restoranda buluştular.

Şenes Erzik tek başınaydı.

Emin Bey’in yanında ise oğlu Cüneyt Cankurtaran vardı.

Emin Bey, Erzik’e “Dün Turgut Bey aradı. Malatya’nın düşmesini istemiyor. Ligdeki takım sayısını arttırman gerek. Söz verdim. Arttırmalısın” dedi.

Erzik gayet soğukkanlı bir biçimde “Emin Bey, size saygım sonsuz ama bu sözü vermeden önce keşke bir beni arasaydınız” dedi.

Emin Bey, “Arasaydım ne diyecektin?” diye sordu.

“Hayır diyecektim” dedi Erzik.

“Peki şimdi ne diyorsun” diye sordu Cankurtaran.

Erzik, “Yine hayır diyorum. Bu işe siyaset bulaşmasın diye özerklik peşindeyiz. Buna evet dersem fikrimizi inkar etmiş oluruz. Sizi kırmak istemem ama buna evet demem mümkün değil” dedi.

Konu orada kapandı.

Kimse kimseye kırılmadı.

Kızmadı.

Eski Türkiye idi.

Böyle acayip şeyler olabiliyordu.

***

Palavra

Futbolda olan bitenlere bakarak çok açık biçimde söyleyebilirim ki, “FETÖ ile mücadele artık dört dörtlük bir yalandan ibarettir. Futbol gibi herkesin gözünün üzerinde olduğu bir konuda bu mücadele palavraya dönüşmüşse…

Diğer alanlardaki durumu varın siz hesaplayın.

***

İstanbul

Ne mutlu bize ki, ülkemizin en üst otoritesi Cumhuriyet kazanımlarının her birini savunuyor.

Bunlardan sonuncusu “İstanbul”.

İstanbul’a İstanbul demek bir cumhuriyet kazanımıdır. Çünkü Osmanlı, İstanbul’a asla İstanbul demezdi.

Ecdadımız için İstanbul anlamsız bir kelime idi.

İmparatorluğun başkentinin, payitahtın adı “Konstatiniyye” idi.

Kentin Avrupalılar için adı da “Konstantinople” idi.

1920’lerin sonuna kadar bu isim kullanıldı.

Ta ki Cumhuriyet yönetimi kentin adını “İstanbul” olarak kabul edene kadar.

***

Bu havalimanı gençler için

Yeni Atatürk havalimanı ile ilgili olarak herkes bir şeyler yazdı ama en güzelini 76 yaşındaki bir okurum yazmış. Aynen aktarıyorum:

“Sevgili kardeşim,

İstanbul Havalimanı yapıldı bunu kabul etmek zorundayız ancak bu havalimanı yapılırken kullanacak insanların konforu hiç göz önüne alınmamış

Paris’e 24’ünde gittim 26’sında döndüm. Giderken THY Business Lounge’ı hayranlıkla kullandım.

Ama ötesi çıkış kapısına kadar tam bir eziyet ve benim gibi 76 yaş için çok fazla.

Muazzam bir AVM ve çevresine yerleştirilmiş bir havalimanı ama bana bir şey ifade etmiyor.

O uzun yolları yürümemek için Golf arabasına bineyim dedim 7 euro istediler.

Sen de seyahat eden birisin, dünyanın her yerinde bireylerin konforu ön planda. Paris’te artık bisiklet ve iki tekerlekliler her yerde bedava.

Biz ise havalimanının en büyüğünü yapıyoruz ama kullanacak olanları düşünen yok.

İlk defa burada ücretli golf arabası görüyorum.

Uçağın kapısından pasaport kontrolüne gitmek tam bir işkence.

THY en azından yaşlılara ve engellilere, sakatlığı bulunanlara bir golf arabası tahsis etmeyi düşünmüyor.

Açık söylemek gerekirse bu havaalanı 60 yaş grubu üstüne hitap etmiyor. Hastalığı veya rahatsızlığı olanlara da.

Yurt dışına sık gidiyorum, bir defasında yan yana oturup sohbet de etmiştik ancak bundan böyle Sabiha Gökçen Havalimanı’nı kullanmam gerekecek.

Sevgilerimle”

***

İyi bayramlar

Sevgili okurlar, hepinizin Ramazan Bayramını en içten dileklerimle kutluyor, küçüklerim gözlerinden büyüklerimin ellerinden öpüyorum.

***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

İnançla bilimi rakip yapmadığımız zaman.