YSK teoremi: Tam ama üçte bir

YSK tarihi bir karar verdi.

Gerçekten tarihi.

Uzun yıllar unutulmayacak, tarihe geçecek bir karar.

İstanbul’da büyükşehir belediye başkanını seçmek için yeniden sandığa gidilecek olmasının gerekçesi “tam kanunsuzluk”.

Sandık kurullarının oluşumunda tam kanunsuzluk yapmış YSK’ya bağlı alt birimler yani ilçe seçim kurulları.

Seçimden önce “Her şey 10 numara beş yıldız, bize güvenebilirsiniz” diyen YSK’nın ilçe seçim kuralları.

Meğer güvenemezmişiz. Durum tam kanunsuz imiş.

Ancak bu tam kanunsuz durumdan bile ilginç bir sonuç çıkardı YSK!

Tam kanunsuz ilçe seçim kurulları aslında tam da kanunsuz değilmiş.

Çünkü ilçe belediye başkanlarının seçiminde, il genel meclisi seçiminde kanunsuzluk yapmamışlar.

Sadece ve sadece büyükşehir belediye başkanının seçiminde kanunsuzluk yapmışlar.

Bir garip matematik bu.

Tam ama üçte bir.

Yarım ama çeyrek.

Onda bir ama sekizde 6.

Kafanız mı karıştı?

Yormayın boşuna. El Cebir mezardan çıksa çözemez YSK teoremini.

Siz mi çözeceksiniz!

***

Soru

Günün sorusu şu olmalı:

Acaba HDP İstanbul’da büyükşehir belediye başkan adayı göstermek isterse YSK buna onay verir mi?

***

AK Parti’den izlenimler

Aşağıda okuyacaklarınızı kaleme aldığım sırada YSK kararını henüz açıklamamıştı.

Ona göre okuyun lütfen.

Son günlerde sıklıkla AK Partili isimlerle bir araya geldim.

Partide 2 ya da 3 dönem milletvekilliği, MYK üyeliği yapmış ve hâlâ parti içinde olan isimlerle.

Konuştuğumuz konu genel olarak İstanbul seçimleri ile ilgili itirazlar ve Ankara seçimleriydi.

Şunu çok açık söyleyebilirim.

Parti içinde İstanbul’un CHP hile yaptığı için kaybedildiğine inanan fazla kimse yok.

Samimi olarak böyle bir duruma ihtimal vermiyorlar.

Kalenin kaybı ile ilgili hataları şöyle sıralıyor hemen hepsi:

  1. İstanbul İl Örgütü iyi çalışmadı. Tembel bir il örgütü söz konusuydu.
  2. İl örgütü Büyükşehir adayıyla ortak çalışma yürütmedi. Binali Yıldırım yalnız bırakıldı. Binali Bey’in tecrübelerine kulak asılmadı.
  3. Sandık başına yollanan AK Partili gözlemciler tecrübesizdi.
  4. Seçim kampanyasının genelindeki strateji İstanbul’da kazanmanın önünde engel haline geldi.
  5. MHP İstanbul’da hiçbir yarar sağlamadı. Tam aksine zarar verdi.
  6. Binali Yıldırım’ın sakin hali seçmen tarafından isteksizlik olarak algılandı.
  7. İmamoğlu sokağa çıktı. Biz ise salon toplantılarına tıkıldık. Sokağı unuttuk.
  8. Seçimin tekrarı bize fayda değil zarar getirir. İstanbul’u almamız zor. Alsak bile Ekrem İmamoğlu’nu Cumhurbaşkanlığı seçiminde ciddi ve güçlü bir rakip haline getirmiş oluruz.

Şu anda bilmiyorum, YSK siyasi baskıya boyun eğip yeniden seçim diyecek belki.

Ama parti içinde bile hava bu.

Büyük ölçüde

***

FETÖ’yü güçlü gösterenler

Seçim gecesi faciasından bu yana seçim konularında sessiz sedasız giden Anadolu Ajansı önceki gün yine “seçim işlerine” dahil oldu.

42 sandık kurulu başkanının FETÖ üyesi olduğu, bazılarında bylock bulunduğu gibi çeşitli iddiaları haber yaptı.

İddiaların kaynağı yoktu ve ne Emniyet’ten ne YSK’dan bu iddialarla ilgili bir “onay” gelmedi.

Devletin ajansını yalancılıkla suçlayacak halim yok.

Ancak haber eksik bence.

O sandık başkanları geçmişte kaç seçimde sandık başkanlığı yapmışlardı ve o seçimleri kimler kazanmış keşke onu da söyleselerdi.

AK Parti ve onun adına konuşanlar farkında mı bilmiyorum ama “Bu seçimi FETÖ yüzünden kaybettik” diye bağırdıkça, “Eski seçimleri FETÖ sayesinde kazanmıştık” algısına hizmet ediyorlar.

Bu söylem de sadece ve sadece FETÖ’ye hizmet ediyor.

Bunu bilerek yapıyorlarsa, FETÖ’yü gücü ve kuvveti hâlâ yerinde bir örgüt gibi göstermek istiyorlarsa sorun yok. Bu yaptıkları tam da o işe yarıyor.

Yok eğer FETÖ hâlâ terör örgütü ise.

O zaman bu yaptıkları ile terör örgütünü güçlü gösterdiklerinin farkına varsınlar.

***

Pis kokular, gaz kokuları

NATO’da gayrı resmi olarak da olsa Kıbrıs Rum Kesiminin “konuk olarak” dahi bulunması Türkiye açısından çok ama çok önemli bir “karizma çizilmesidir”.

NATO’nun askeri açıdan en güçlü ülkelerinden biri olmayı bir yana bırakın, NATO sözleşmesi gereği, üyelerden bir tekinin bile kabul etmeyeceği herhangi bir karar NATO’da alınamaz. Bırakın kararı kararsız bir uygulama bile olmaz.

Buna rağmen Türkiye’nin hassasiyetleri biline biline, göz göre göre Kıbrıs Rum Kesiminin komutanlık devir teslimine davet edilmesi Türkiye’ye çok açık bir mesajdır.

Diyeceksiniz ki; “O gün niye yazmadın?”

Yazmadım çünkü arkasının geleceğini biliyordum.

Ve geldi.

ABD Türkiye’yi Kıbrıs’ta doğalgaz arama konusunda tehdit etti.

Açık açık.

Burada çok ciddi bir durum var ve kimse farkında değil.

Dost ve kardeş Katar ise Kıbrıs Rum Kesimi ve Amerikan Exxon ile Kıbrıs’ta gaz çıkarmaya devam ediyor.

Onların çıkardığı gazın kokusu her ne hikmetse Türkiye’den duyulmuyor.

***

Ölünün arkasından bal gibi konuşulur

Önceki gün ölen Kadir Mısıroğlu hakkında bir şey yazmayı düşünmüyorum.

Bu kişi ile ilgili tavrım zaten sağlığında belli idi.

Bilim programlarından birinde tarihten söz ederken birisi mail atıp “Mısıroğlu’nu çağırın bu konu ile ilgili olarak” dediği zaman “Ben öyle bir tarihçi tanımıyorum” demiştim.

Tanımadığım adam hakkında iyi ve kötü bir şey yazmam.

Benim için yok hükmündedir.

Ancak iki gündür kendisini sevmeyenler aleyhine yazıyorlar.

Kendisini sevenler ise “Ölünün arkasından konuşmaya utanmıyor musunuz” şeklinde kibarlaştırılabilecek tepkiler gösteriyorlar.

Efendim ölünün arkasından bal gibi konuşulur.

Zaten tarih dediğin şey genelde ölülerin arkasından konuşmaktır.

Gerçi Mısıroğlu’nun tarihe geçecek hali yok ama “Ölünün arkasından konuşulmaz” diyen sevenlerine sormak isterim.

Mısıroğlu’nun sürekli hakaret ettiği Mustafa Kemal Atatürk diri miydi de Mısıroğlu ona hakaret ederken çıtınız çıkmıyordu.

Hadi diyelim ki, Atatürk’ün fikirlerinin bu millet için ölümsüz olduğunu siz de kabul ediyorsunuz.

Peki Mehmet Akif Ersoy gibi, Ziya Gökalp gibi isimlere hakaret ederken ne halt ediyordunuz?

Yoksa onlar da diri miydi!

***

Müşteriyi kazıklayan devlet olur mu!

Turizm Bakanı Mehmet Ersoy, Yenikapı’ya yeni bir kruvaziyer limanın inşa edileceğini ve turist taşıyan kruvaziyer gemilerin buraya yanaşacağını açıklamış.

Yatırım iyi bir şeydir, bir itirazımız olamaz da…

Bu ülkeye hangi yatırımcı güvenir o da ayrı bir mesele.

Niye mi?

Hatırlayacaksınız, yıllar önce dev bir ihale ile Karaköy’deki kruvaziyer limanı özelleştirildi.

Galataport adı altında bir proje başlatıldı.

Yatırımcı firmalar buraya büyük para ödediler.

Şimdi orada modern bir kruvaziyer limanı, oteller, turistik tesisler, kültür ve sanat alanları inşa ediliyor, milyarlar harcanıyor.

Ama gelin görün ki, devlet kendi ihale ettiği işi batırmak, yatırımcılarını zor duruma düşürmek istercesine Yenikapı’ya bir kruvaziyer liman daha inşa etmek istiyor.

Hani İstanbul’a her gün yüzlerce yolcu gemisi gelse de Galataport yetmese anlarım da.

Zaten iki üç gemi ya geliyor ya gelmiyor.

Bir de Yenikapı’ya sattığınız mala rakip çıkarırsanız, bundan sonra devletten hiç kimse bir şey almaz.

Satacak bir şey kaldı mı diye soruyorsanız, onda da siz haklısınız.

***

Bahçeli’nin yeni eskisi

Devlet Bahçeli klasik otomobil koleksiyonundan yeni bir parçayı sergiledi dün.

Aslında Bahçeli’nin otomobilleri tam anlamıyla klasik tanımına uymuyor.

Daha çok “vintage” demek lazım belki.

Dünkü aracın ne olduğunu pek kimse yazmamış.

Biraz aydınlatalım.

Bahçeli’nin dün dolaştığı otomobil Ford Mustang’ın 1987 ile 1993 arasında ürettiği 3. jenerasyon Mustanglerden biri.

Ford bu otomobili çok farklı motor seçenekleri ile üretti.

2.3 litre sıralı 4 silindir, 2.8 litre V6, 3.3 litre sıralı 6 silindir, 3.8 litre V6, 4.2 litre V8 ve Ford’un en makbul motorlarından biri olan 5 litrelik yani 302 cubic inch V8.

Bahçeli’nin kullandığı hangi motor bilmiyorum.

Bu araçlar durumuna göre ABD’de 5 ila 30 bin dolar arasında fiyatlarla satılıyor.

Türkiye’ye gelmesi halinde ise en az 36 bin, en fazla da 60 bin dolar civarından satılır.

***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Hayatı bir gün onu da bugün zannetmediğimiz zaman.