Kime yediriyorsunuz bunları!

Pazar sabahını lokmanızı boğazınıza dizmek, keyfinizi kaçırmak, istemem ama yazmadan da duramayacağım.

Muhtemeldir ki, sabah kahvaltınızda bir menemen yaptınız.

En azından şöyle bir söğüş domatesi dizip sofranıza koydunuz değil mi!

Aman dikkat.

Bilesiniz ki, bu Ukrayna vatandaşı kadar, Rus kadar değeriniz yok.

Sizin sabah afiyetle yediğiniz domates, bu Rus’un, bir Ukraynalının sofrasına layık bulmadığı bir domates olabilir.

Son günlerde haberler yine dikkatinizi çekmeye başlamıştır.

“Ukrayna bilmem kaç ton domatesi sınırdan çevirdi, Rusya, bilmem kaç yüz TIR dolusu domatesi geri yolladı, içinde bilmem ne maddesine rastlanan sebzeler Rus sınırını aşamadı” türünden haberler ortalıkta dolanıp duruyor.

Peki Rus’un, Ukraynalının midesine girmek için yeterince iyi olmayan hatta zararlı olan bu ürünler kimin midesine giriyor acaba?

Dönüp gelip, bizim hali, bizim tanzim satış mağazalarının vitrinine çıkıyor mu dersiniz bu ürünler.

Üstelik bunlar duyduğumuz bildiğimiz.

Bir de burada yapılan kontrollerde ihracata uygun bulunmayan meyve sebzeler var.

Onları kim yiyor acaba!

Siz mi, ben mi, çocuklarımız mı, komşularımız mı!

Bu ürünlerin Türkiye’de piyasaya verilmediği konusunda en ufak bir inancınız, bizi yönetenlere bu konuda en küçük güveniniz var mı?

Sizi bilmem ama benim yok.

Rus’un yemediğini bize yediriyorlar.

Aksi kanıtlanana kadar bence böyle.

Masuniyet karinesi mi?

Türkiye’de o karine mevta olalı çok uzun zaman oldu.

***

BAKAN SOYLU: İSTANBUL ADAYIMIZ YİNE BİNALİ BEY OLACAK

Eski meslektaşım Sevgili Esad Pala, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Çukurca’ya yapacağı geziye davet etmek için arayınca bin dereden su getirdim ne yalan söyleyeyim.

Siyasetçilerle gezilere katılmaktan çok hoşlanmıyorum nedense.

Sonunda gazetecilik aşkı ağır bastı, dönem olarak Süleyman Soylu’ya sormak istediğim pek çok sorunun olduğu bir dönem olduğu için “Gelelim bari” dedim.

İyi ki de gitmişim.

Uzunca bir zamandır Doğu ve Güneydoğu’ya gitmiyordum.

En azından il merkezleri dışına çıkmamıştım.

Önce Yüksekova Havaalanı’na uçtuk.

Dağların ortasında, denizden epey yüksekte, inmesi kalkması maharetli pilotlar gerektiren bir havalimanı.

Oradan karayoluyla önce Yüksekova merkezine gittik. Çünkü Bakan Soylu orada bizi bekliyor olacaktı.

Gittik ki, Bakan çıkmış esnaf dolaşıyor.

Gayet de rahat. O dükkan senin bu dükkan benim geziyor.

ZIRHSIZ BAKAN

Ziyaretler bitince Çukurca için yola döküldük.

Konvoydaki bütün araçlar zırhlı.

Ben hemen kendimi bir Mercedes’e attım.

6. dereceden zırhlı.

Tüm araçlar öyle neredeyse.

Bir tek Volkswagen bir minibüs var zırhlı olmayan.

Onda da Bakan Süleyman Soylu var.

Anlamadım niye ama öyle.

Açıkçası Çukurca’ya niye gittiğimizi bilmiyorum. Ama yoldayız. Hakkari’ye bahar gelmiş. Karlar erimiş, Zap Suyu coşmuş.

Yaklaşık 130 kilometrelik yol boyunca yolda askeri kontrol noktalarının olduğu her yerde durduk. Bakan askerlerle kucaklaşıp öpüştü.

Sonra devam ettik.

En sonunda Çukurca’ya 3-4 kilometre kala yol kenarında, Zap’ın kıyısında bir doğa sporları merkezine geldik.

Gençler dağ bisikleti yapıyor, azgın Zap’ın nispeten daha az azgın kıyı tarafındaki ceplerde rafting yapanlar ve bir de İran ile Türk takımları arasında paintball savaşı.

Meğer Türkiye paintballda Avrupa ve Dünya şampiyonlukları kazanmış.

Bilmiyordum orada öğrendim.

ÇUKURCA’DA KARADENİZLİ LOKANTACILAR

Ardından Çukurca merkezine gittik.

Çok hoş bir restoran.

Sahipleri üç Karadenizli arkadaş.

Çukurca’ya spor tesisi ihalesini alıp, inşaata gelmişler.

Sevmişler, yerleşmişler.

Bir de restoran açmışlar.

Şahane.

Yanlarında çalışanlar ise Çukurcalı genç kızlar ve erkekler.

“Deli misiniz çocuklar, burada ne işiniz var?” dedim.

“Yok abi Karadenizliyiz” dediler gülerek.

Yemekler şahaneydi. Özellikle de kadın budu köfte.

Yemek sırasında Bakan Soylu ile üç beş kelam etme fırsatı buldum.

Tabii ki ilk sorum “İstanbul Seçimi tekrarlanırsa Binali Bey’in aday olmayacağı ve onun yerine sizin aday olacağınız dedikodusu doğru mu?” diye sordum.

“Hayır doğru değil” dedi, “İstanbul’da seçim tekrarlanırsa AK Parti’nin adayı Binali Bey olacak. Kesin” dedi.

Israr ettim.

“Kesin olmasa kesin demem. Adayımız Binali Bey olacaktır ve biz de bütün gücümüzle onu destekleyeceğiz” dedi.

Bakan Süleyman Soylu’nun tavrından anladığım İstanbul seçimlerinin tekrarlanacağını düşünüyor.

İlk kez beraber olduğum Süleyman Soylu’da gördüğüm en önemli özellik şu oldu: Tam bir politik varlık.

Her şeyle ilgileniyor, tüm dertleri dinliyor. Halkın içine giriyor, herkese dokunuyor, sorunları not ediyor, danışmanlarına dağıtıyor.

Bazı AK Partililerin kendini pek yakın hissetmediği bir gazeteciyi de gezisine çağırıp, sohbet etmekten kaçınmıyor, hatta samimi yanıtlar vermekten kaçınmıyor.

Ve çok çalışkan.

Seversiniz veya sevmezsiniz. Bilemem ama Sezar’ın hakkı Sezar’a. Durmak bilmiyor.

Bakan Soylu’nun kısa gezisi sırasında dikkatimi çeken şey ise “Hükümete yakın medya” deyince ilk akla gelen gazetelerden hiç kimsenin geziye katılmamış olmasıydı.

Bunu da aklımın bir kenarına not ettim.

Niyeyse.

NOT: Bakan Soylu ile yemek sırasında Çukurca’ya oldukça yakın bir bölgeden, sınırdan üç askerimizin şehit olduğu haberi geldi. Bir anda herkesin tadı kaçtı. Bakan Soylu yemekten kalkarak, şehitlerimizin getirildiği hastaneye gitti ve Çukurca seyahatimizi orada noktaladık.

***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

En tehlikeli yalanın kendimizin söyleyip kendimizin inandığı yalan olduğunu bildiğimiz zaman…