Kaç kişi değişmiş!

Artık çok belli ki, İstanbul’da seçimler yenilenmeye doğru gidiyor.

Bunun böyle olacağı 31 Mart akşamı belliydi.

AK Parti ve MHP seçimlerin yenilenmesini çok açık biçimde istiyor, yenilenme halinde “Cumhur İttifakı olarak” kazanacaklarını düşünüyorlar.

Elbette YSK’nın ne karar vereceğini bilemeyiz ama YSK’ya yönelik “psikolojik baskı” çok açık.

Bu aynı zamanda “siyasi baskı” anlamına da geliyor.

Tüm argümanlar boşa çıktıktan, defalarca sayımlar yapıldıktan sonra Cumhur İttifakı’nın en önemli argümanı “sandık başkanlarının atanmasındaki usulsüzlük” oldu.

Açık söylenmese de ima şu:

“Sandık başkanlarının atanmasına FETÖ’cüler müdahale etti. İlçe seçim kurulları sandık başkanlarını kendilerini verilen listelerden değil, dışardan atadılar.”

Bunun tam bir kanunsuzluk hali olduğunu ileri sürüyor AK Parti.

Bunun sayım sonuçlarına nasıl bir etkisi olduğunu, sandık başındaki AK Partili müşahitlerin iddia edilen sayım hatalarına neden itiraz etmedikleri de ayrı bir muamma.
AK Parti sandıklardaki görevlilerinin de “kandırıldığını” ya da “uyutulduğunu” düşünüyor.

Ben bu iddialara “Doğrudur” ya da “Yanlıştır” diyemem.

Ama bir şeyi sorabilirim herhalde:

“24 Haziran seçimleri ile 31 Mart seçimleri arasındaki sandık görevlilerinden kaç kişi değişmiş?

24 Haziran’da güvenilir, itiraza mahal olmayan bir seçim yapılırken sandık başında olanlar ile 31 Mart’taki “güvenilmez” seçimlerdeki sandık görevlilerinden kaçı farklı isimler!

Ve tabii bu “güvenilmez” sandık görevlilerinin sandıklarda fırıldak çevirdiğini düşünüyorsak bence ilçe belediye başkanı ve belediye meclisi seçimleri de yenilenmeli.

***

Kurt ve kuzu ve ben ve

Çok sevdiğim bir arkadaşım bir süre önce biraz geç de olsa baba oldu.

Eşi ile kısa bir seyahate çıkmaları gerekince 2 yaşını biraz geçkin ufaklığı “Fatih Amcasına” bıraktılar. Daha doğrusu benim kız kocaman olduğu için bebek özlemiyle ben talip oldum.

Gece yatırırken de annesinin tavsiyesi üzerine çocuğa bir masal okudum.

Masal çok hoşuma gitti. Size de anlatayım dedim:

“Kurdun biri su içmek için bulağa gelir.

Tam kafasını suya sokmuşken bir de bakar ki, az aşağıda minik bir kuzu da su içmektedir. Kuzu iştahını kabartır.

Gerçi sık sık sürüye dalıp birkaç koyunu mideye indirdiği için çok da aç değildir ama kuzu körpe ve lezzetli göründüğü için ağzı sulanmıştır bir kere.

Kuzuya doğru seslenir:

– Kuzu suyumu bulandırıyorsun.

Kuzu yanıtlar:

– Aman Kurt hazretleri ben sizden daha aşağıdayım. Benim içtiğim su size doğru akmıyor ki, nasıl bulandırayım.

Kurt kafaya koymuştur yemeği.

– Şimdi bulandırıyorsun demedim. Ukalalık yapma. Geçen sene yine burada su içerken bulandırmıştın. O gün kaçtın ama bugün hesabını vereceksin.

Kuzu şaşkın yanıtlar:

– Aman efendimiz ben doğalı daha iki ay oldu. Geçen sene burada olmam mümkün değil. Kurt daha da sinirlenir.

– O zaman senin babandı o. Babanın hesabını vereceksin.

Kuzucuk babasının asla oraya gelmediğini, sunni dölleme ile doğan bir kuzu olduğunu söylemeye fırsat bulamadan kurt atılır ve kuzucuğu mideye indirir.”

Masalı dinleyen ufaklık biraz panikledi.

“Biz kuzu muyuz, kurt muyuz?” diye sordu.

“Hiç düşünme bunu. Dün kuzu olan yarın kurt, dün kurt olan öbür gün kuzu olur. Güç el değiştirebilir ama bu kural değişmez” dedim.

Anladı mı bilmiyorum ama büyüyünce yaşayarak anlar.

***

Beton yol

Çimento Müstahsilleri Birliği “Yollardaki bariyerler betondan imal edilsin” demiş.

Bence çok iyi demişler.

Ben bunu yıllardır söylüyorum.

Otoyolların ortasındaki metal bariyerlerin yerine, pek çok Avrupa ülkesi gibi biz de beton bariyerler koymalıyız.

Bunun birkaç faydası var.

Öncelikle otomobillere ok gibi saplanan çelik bariyerlerin yarattığı riskten kurtulmuş oluruz.

İkincisi, çelik gibi pahalı ve büyük oranda ithal etmek zorunda kaldığımız bir ürünü değil, yerli çimentoyu kullanmış oluruz.

Bu bariyerlerin doğru bir tasarımla yapılması halinde aynı zamanda otoyollardan yerleşim merkezlerine gelen gürültüyü de minimuma indirmiş oluruz.

Üstüne bir de gece karşı yönden gelen araçların farlarının gözlerimizi almasının da önüne geçeriz.

Bana sorarsanız yollarımızı bile ithal ürün asfalttan değil, betondan yapmalıyız ama o iyice hayal.

Ve tabii daha önce beton yol olsun diyip, inşaat sektörü canlanınca bu işten vazgeçen çimento sanayicilerinin aklı başına inşaat işi kötü gidince gelmiş o da ayrı.

***

Terbiye nerede Mustafa Bey, terbiye!

Dursun Özbek’in berbat bir Başkan olmasından dolayı hasbelkader Galatasaray Başkanlık koltuğuna oturdu Mustafa Cengiz.

Yanında Abdurrahim Albayrak gibi bir isim olmasa, hiçbir iş beceremezdi ama Allah’tan Albayrak vardı da, durum idare edilebiliyor.

Ancak Mustafa Cengiz niyeyse, maddi manevi tüm yükü Albayrak’ın sırtına yıkmanın verdiği rahatlıkla ortalıkta dolaşıp sürekli konuşuyor.

Önceki gün yine bir röportaj yapmış.

Bir sürü şey söylemiş.

Ancak çok da büyük bir “terbiyesizliğin” altına imzasını atmış.

Sen Genel Kurul sırasında kendisine gelerek “Başkan, istersen seçim kararı alacağını ve sezon sonunda seçime gideceğini açıkla yoksa bu Genel Kurul’dan edindiğim intiba seni ibra etmeyecekler ve kulüp kaosa gidecek” diyerek tecrübesini aktaran eski Başkan Faruk Süren’den bahsederek “Küfür edecektim ama arkamı döndüm gittim” demiş.

Bak Mustafa Cengiz.

Hasbelkader o koltuğa oturmuş birisi de olsan, bir eski Galatasaray Başkanı’na “Küfür edecektim” diyemezsin.

Ki o Başkan, başkanlık yaptığı 4 yıl içinde bu kulübü 4 yıl üst üste şampiyon yapan, o 4 yıl içinde bir UEFA Şampiyonluğu, bir de Süper Kupa kazandıran başkandır.

Bugün peşinden koştuğun Fatih Terim’i Galatasaray’a Teknik Direktör yapan ve arkasında duran adamdır.

Sen daha Galatasaray’ın adını duymamışken Galatasaray’da yöneticilik yapan adamdır. Velev ki, bunların hiçbirini yapmamış bile olsa bir Galatasaray Başkanı, bir başka Galatasaray Başkanı’na “Küfür edecektim” diyemez.

Bu cümlen ile senin Galatasaray Başkanı olmayı hak etmediğin ve o koltukta geçici bir süre fuzuli işgal yaptığın tescillenmiştir.

Şunu da kafana sok.

Galatasaray’da seçime gidilip gidilmeyeceğine Florya değil, Genel Kurul karar verir.

***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Aylar önce yazdığımız şeyleri yeni bir şeymiş gibi okura yutturmak gazetecilik zannedilmediği zaman.