Kabataş 2.0

Yakın dönem Türk siyasetinin “ajitatif” söylemlerinden biriydi “Kabataş’ta saldırı” iddiası. Şimdi çıkıp birisi “ajitatif” de ne demek demesin.

Onu da açıklayalım.

Ajitatif, TDK’ya göre “Körükleyici, Duygu sömürüsü yapmaya yönelik, İnsanın zihninde ve duygu dünyasında sarsıntı yaratan” demek.

Kabataş iddiası da tam böyleydi işte.

İstanbul’un bir ilçesinin belediye başkanının ailesinden bir hanımefendiye Kabataş’ta saldırmıştı bir grup. Saldıranlar deri pantolonlu, belden yukarısı çıplak, deri eldivenli 100 kişilik bir gruptu.

Kadıncağızı yerlerde sürüklemiş, bebek arabasındaki yavrusunu havalara atıp tutmuşlardı.

Dahası bir de saldırıya uğrayan hanımefendinin üzerine işemişlerdi.

Akıl alır gibi bir vahşet değildi anlatılan.

İnsanlık dışıydı.

İnfial uyandırıcıydı.

İktidarla en ufak bir yakınlık hissetmeseniz bile böyle bir rezalete tepki göstermeden duramazdınız.

Öylesine bir rezaletti.

O sırada bazılarımız “Yahu böyle bir grup olsa bir yerde, en azından sosyal medyada, birinin cep telefonunda fotoğrafı çıkardı. Olayın değilse de en azından böyle bir grubun fotoğrafı, görüntüsü, bir göreni olurdu” derken, İsmet Berkan ve Balçiçek İlter gibi bazı gazeteciler olayı, daha doğrusu olayın güvenlik kamerası kayıtlarını gördüklerini söyleyince bu şüpheler de dağıldı.

Ancak aradan epey bir zaman geçince bölgedeki kamera kayıtları ortaya çıktı ve böyle bir olayın olmadığı, ne böyle bir grubun ne de böyle bir saldırının olayın olduğu iddia edilen zamanda Kabataş’ta olmadığı anlaşıldı.

“Gördüm” diyen gazeteciler “Aslında görmemiştim” diyerek özür dilediler.

Konu bir büyük palavra ve neden uydurulduğu anlaşılmayan bir garip muamma olarak kaldı.

Şimdi de benzer bir olay yaşıyoruz.

“Ahlaksız kadınlar ezanı yuhaladı”.

Olay hemen kürsülere taşınıyor, hemen gerilim tırmanıyor, ertesi gün aynı yerde bazıları “Ezana saygı” yürüyüşü düzenliyor.

Ama olay görüntüleri kesilip biçilmeden izlenince kimsenin ezana saygısızlık yapmadığı, yuhalamaların o sırada müdahaleye hazırlanan polise yönelik olduğu anlaşılıyor.

Meseleyi gündeme getirenler de “Yanlış anlamışız. Yuhalanan ezan değilmiş” diyorlar.

Ama sonuç değişmiyor.

“İçlerinden bazıları da ezanı yuhalamış olabilir” denilerek ajitasyon sürdürülüyor.

Ben de oturup dua ediyorum, şu seçim bir an önce bitse de kurtulsak diye.

Kimin kazanacağı zerre umurumda değil emin olun.

Yeter ki, bu millet biraz daha bölünmesin, biraz daha gerilmesin.

***

Düşmanlarımdan ben korunurum, beni dostlarımdan koruyun

Hükümete yakın medyada Kıbrıs Rum Kesimi’nin ekonomik çıkar bölgesinde sondaj çalışmaları yapan ve son 20 yılın en büyük 3. doğalgaz rezervini bulan Exxon Mobil şirketine ve Kıbrıs Rum Kesimi’ne yönelik tepkiler okuyorum.

Hatta bu doğalgazı taşımak için, Kıbrıs’tan İtalya’ya bir sualtı doğalgaz hattı çalışması yürütecek diye AEB’ye de tepki gösteriyorlar.

Ancak bir şeyi yazmayı unutuyorlar.

Bu gazı çıkaran Exxon Mobil’in kiminle ortak olduğunu.

Bu köşenin devamlı okurları ise Exxon’un Kıbrıs’taki ortağını gayet iyi biliyor.

Çünkü aylar önce yazdım.

Exxon Mobil, Kıbrıs’taki sondajlarda Katar ile ortak.

Hatırlarsanız, o anlaşmanın imza törenin fotoğraflarını bile yayınlamıştım.

***

Bağımsız bir tesettürlü adayın hissiyatı

Bir süreden beri aklımda hep şöyle sorular vardı:

“Niye bizim gibi sıradan insanlar siyasette aday olmaz?

Niye bir ya da iki dönem belediye başkanlığı ya da başka bir görev yaptıktan sonra tekrar işine dönüp, bakkalsa bakkal, muhasebeci ise muhasebeci olarak hayatına devam eden siyasetçi tipi bizde pek bulunmaz?

Niye ülkeye hizmet etmek için öncelikle partileri yönetenlere hizmet etmek gerekir?”

Önceki gün gelen bir mail bu soruları soranın sadece ben olmadığımı gösterdi bana.

Bakın ne anlatıyor:

“Ben Aysel Tezcan. İstanbul Kartal Bağımsız Belediye Başkan adayıyım. 1969 İstanbul doğumluyum, ailem Balıkesirli. İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Kimya bölümü mezunuyum. 1998’den bu yana otomotiv sektöründe çalışmaktayım. Yaklaşık 10 yıldır eşimle birlikte bu alanda esnaflık yapıyoruz. İş yerim ve evim Kartal’da. Bilgisayar mühendisliği 1. sınıfta okuyan bir oğlum var.

Muhafazakar bir ailede büyüdüm ve ben de tesettürlü bir kadınım. Dini inancımız; mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim’i okuyarak anladığımız doğrultuda yaşamaya çalışmak ve hiçbir etkide kalmadan kendi hür fikrimizle yorumlamak. Bugüne kadar hiçbir dini cemaate sempati dahi duymadan yaşadım ve hiçbir siyasi parti fanatikliğim de olmadı.

(…) Neden Bağımsız Belediye Başkan Adayı oldum? Biraz da bundan bahsetmek istiyorum. Siyasi görüşüm bu ülkeye gerçekten faydası olacağına inandığım kişileri desteklemekten öteye gitmemiştir. Her iyi bir iş yapan partinin iyi yönlerini övdüğüm gibi yanlış bulduğum yönlerini de korkmadan açıkça söylerim. Tıpkı sizin gibi. Yaklaşık son üç yıldır tüm siyasilere karşı maalesef iyi duygular besleyemiyorum. Gerek iktidar partisi gerekse tüm muhalefet partileri hep birlikte bir oyunun parçalarıymış gibi geliyor ve bizler bu ülkenin temelini oluşturan sade, hiçbir çıkar ilişkisine tenezzül etmeyen kişiler yokmuşuz gibi davranılıyor. Sesimizi kimseler duymuyor, duymak istemiyor. Peki biz dediğim kişilerin nedir özellikleri derseniz eğer, sizin de çok aşina olduğunuz gibi; borç namustur deyip vergisini ödeyen, kredi kartlarını aksatmayan, kimsenin hakkını asla gasp etmeyen, trafikte dahi kendini iş bilen olarak tarif edip kural tanımaz rezillere tahammül eden, imar barışı adı altında yapılan çok yanlış bir uygulamanın açıklarından yararlanıp 5 katlı binasının üzerine 6. katı çıkıp çok akıllı olduğunu düşünen haramzadelere katlanmaya çalışan, ekonomik alanda sözde esnafımıza nefes aldıracağız adı altında açıklanan tüm paketlerin fırsatçılar tarafından nasıl talan edildiğini seyretmekten başka bir şey yapamayan, düşük faizli kredileri alıp yüksek mevduatlara yatırıp hiçbir şekilde ticaret hayatına faydası olmayan kişileri şikayet etmekle bir sonuç alamayan ve maalesef artık bu ülkede bir şeylerin değişeceğine inancı kalmayanlarız biz.

Siyaset nasıl bir rant kapısı olmuş ki kimse yerini bırakmak istemiyor. Görev aşkı olmasa gerek bu kadar ısrar ve kavganın sebebi. Belediyeciliği sadece beton bloklardan ibaret sanan, içinde yaşayan insanın gelişiminin inşasına hiç önem verilmeyen yönetimler sayesinde maalesef her an beka sorunu ile karşı karşıya kalmamız kaçınılmaz. Şu an çok popüler bir tartışma olan beka sorunu insanlığın oluşumundan günümüze ve kıyamete kadar olacak. Benim belediyecilik anlayışım tüm bireylerimizle birlikte ne iş yapıyorsak yapalım alanında en iyi olabilmek. Bu sayede markalaşmak ve ilçemizi enleriyle ünlü bir konsepte kavuşturmak. Bizler eğer her alanda en iyi olmayı başarırsak leş yiyen atmacalar gibi bekleşen kötü niyetli ve başımızı sürekli ağrıtan dış mihraklar bize bir şey yapamaz. Bizim tek kurtuluşumuz iyi olmak. Başka çaremiz yok. Bu seçim belki ben ve benim gibilerin sesini duyurabileceği bir fırsat olur düşüncesiyle aday oldum. Bu anlamda ne kadar başarılı olurum bilemiyorum ama denemeyi kendime bir borç bildim.”

***

Bence soda

Spor programı sunucusu Ertem Şener’in program sırasında gizlice rakı içtiği iddia ediliyor, bununla ilgili görüntüler ortalıkta dolaşıyor.

Haliyle ben de baktım.

Açık söyleyeyim bana göre o içtiği şey rakı falan değil.

O programa katılan herkesin ayık kafa olduğunu söyleyecek değilim ama ortalıkta dolaşan görüntülerde içilen şey gerçekten limonlu soda gibi duruyor. Anlamadığım ise limonlu sodanın niye masanın üzerinde değil de, masanın altında olduğu.

***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Kurumların kalitesini o kurumları yönetenlerin gösterdiğini unutmadığımız zaman.