AK Parti’de muhtar paniği

Yerel seçimlere sayılı gün kalmışken herkesin aklı fikri büyükşehir, il ve ilçe belediye başkanlıklarını kimin alacağı ile ilgili konuşup, bununla ilgili çok bilmiş yorumlar yapmak.

Bana sorarsanız, benim bu konuda hiçbir fikrim yok.

Gerçekten yok.

Anketlere bakarak bir şey söylemem de mümkün değil ve zaten bakmıyorum da.

Ortalıkta konuşulan her şeyin yanlışlıklarla dolu olduğunu düşünüyorum.

Kimsenin bir halt bilmediğine eminim.

Buna siyasetçiler de dahil.

Ancak iktidardaki koalisyonun büyük partisi AK Parti’nin yerel seçimler öncesi, hiç tahmin etmeyeceğiniz ve kimsenin konuşmadığı bir sıkıntısı olduğunu biliyorum.

Belki inanmayacaksınız ama emin olun ki, bu sıkıntının adı “muhtarlar sıkıntısı”.

Şaka gibi ama değil.

AK Parti yönetimi bugünlerde en çok muhtarlar meselesine takılmış durumda.

Bu seçim öncesi muhtar adayları için herhangi bir sınırlama getirmeyen ve isteyen herkesin muhtar adayı olmasının önünü açan AK Parti bugünlerde bunun pişmanlığını yaşıyor.

Çünkü her mahallede iktidar partisine yakın isimler, üçer beşer aday oldular.

Her birinin de kendi çapında bir oy potansiyeli var.

Hal böyle olunca, mahallelerde AK Partili muhtarlara verilecek oylar kaçınılmaz olarak bölünecek.

Bu bölünme sonucunda da AK Parti’ye yakın olmayan muhtarların, AK Parti’nin en güçlü olduğu mahallelerde bile seçilme şansı olacak.

Muhtar deyip geçmeyin, AK Parti yönetimi halka en yakın temas noktalarından biri olarak gördüğü muhtarlara çok önem veriyor.

Muhtarların kaybedilmesinin, gelecek seçimler açısından büyük sıkıntı yaratacağını düşünüyorlar.

***

Vizyon, misyon, Real Madrid ve bizimkiler…

Bizim memlekette de bol keseden kullanılan terimlerdendir “vizyon ve misyon”.

Her kurumun, her şirketin, her siyasetin, her siyasetçinin, her sivil toplum örgütünün mutlaka bir vizyonu ve misyonu vardır.

Bana sorarsanız yüzde 90’ı da palavradır.

Vizyon ve misyon sahibinin tipine bakarsanız zaten palavra olduğunu anlarsınız. Türkçe’yi zor bela sökmüş, yabancı dil dediğin şeye kökten yabancı yönetim kurulu üyelerinden oluşan bir “kurum” vizyonuna “uluslararası etkinlik” der meselâ.

Ben de arka tarafımla gülerim buna.

Örnek çok. Dilediğinizce çoğaltın.

Bakın vizyon ve misyona sahip olmak nasıl bir şey Real Madrid bunu çok iyi gösteriyor bugünlerde.

İspanyol futbol devi, genç Ajax’a elenerek Şampiyonlar Ligi’ne veda etti ve Başkan Perez soyunma odasına inerek kıyameti kopardı.

Futbolcuları haşladı.

O futbolcular ki, son 5 yılın 4’ünde Şampiyonlar Ligi Kupası’nı kaldırdılar, son 3 yılda üçte üç yaptılar.

Başkan soyunma odasına inip, “Çocuklar sizin husyeleriniz sağ olsun. Bize 5 yılda 4 şampiyonluk yaşattınız. Son üç yılda üst üste şampiyon olup rekor kırdınız. Bu yıl da kader böyleymiş” demiyor.

Tam aksine kıyameti koparıyor.

Ki o Real Madrid son yıllarda transferde de büyük gelirler elde etmiş, takım mali olarak da büyük kârda.

Yine de doymak bilmez bir açlıkla Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu’nu istiyor.

Vizyon da misyon da budur.

Türkiye’de ise biz Galatasaray olarak hâlâ 19 yıl önceki şampiyonluğu kutluyoruz, Fenerbahçe ise dedemin sünneti zamanında elde ettiği bölgesel şampiyonlukları yıldız yapıp formasına takmak istiyor.

***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

“Bu soruya gülmediğimiz zaman.”