BİMdirme

İlginç bir gelişme oldu dün.

Makul insanlar için olmaması gereken bir şey.

BİM’in hisseleri borsada hızla değer kazandı.

Garipti çünkü ekonomimize yönelik hain saldırıyı yapanların market zincirleri olduğu iddia ediliyordu en üst perdeden ve bu market zincirleri “terörist” muamelesine tabi tutulacaktı belli ki!

Böyle bir durumda Türkiye’nin en yaygın market zincirinin hisselerinin değer kazanması garip, hatta imkansız olması gereken bir şeydi.

Sonra oturup inceledim.

Büyük bölümü sıkıntılı geçen 2018 yılında BİM’in mağaza sayısı 713 artmış.

Dahası BİM’in kârı da aynı yıl içinde yüzde 45 artmış.

Daha da dahası 2018 yılında BİM’in cirosundaki artış yüzde 30.

Kâr artış oranı, ciro artış oranının yüzde 50 fazlası.

Belli ki, ekonomik belirsizlik, kurun geçici artışının neden olduğu kalıcı zamlar falan derken BİM fırsatları iyi değerlendirmiş.

Bu nedenlerle de BİM’in hisselerinin değer kazanması çok normal haliyle.

Garip olan ise “ekonomik fırsatçılar” diye suçlanan kesimin en önünde gidenlerden birinin BİM olması.

İktidar partisine, en yakın, hatta içinden bir patronu varken hem de!

***

Hepsini alalım

ABD seçim öncesi imdada yetişir gibi görünüyor.

Başladılar Türkiye aleyhine sallamaya.

Manav, market dışında bir düşman bulacağız galiba hayırlısı ile.

Konu bildik konu aslında.

S400 meselesi.

“Almayın, alırsanız çok kızarız, biz size Patriot verelim” tantanası devam ediyor.

F 35 uçaklarını vermeme tehdidi de cari.

Bana sorarsanız Türkiye hem S400’leri almalı hem Patriot’ları.

Çünkü sonuç olarak bize kim dost kim düşman artık bilmiyorum.

Günlük ve anlık değişiyor.

İki savunma sistemi de olursa bu nedenle rahat ederiz.

Ruslarla aramız bozulursa Patriot’lara, ABD ile aramız bozulursa S400’lere güveniriz.

İsrail ile aramız bozulursa kime güvenebiliriz emin değilim.

Uçak meselesinde de öyle.

Niye sadece NATO’ ve ABD uçaklarına sahip olalım ki!

F 35 de alalım, Sukhoi 54 de, 57 de.

Doğu sınırlarımızı F 35 ve Patriot’lar, Batı sınırlarımızı da S400 ve Sukhoi’ler savunur.

***

Mercimek Teyze

Mercimek Teyze’yi hatırlayan var mı aranızda?

Hatırladığım ilk kamu spotu idi herhalde.

Televizyonlara çıkıp, mercimek tüketmenin önemini anlatırdı.

Türkiye öyle tanıdı Prof. Ayşe Baysal’ı.

ABD’de iki ayrı üniversiteden lisans ve doktoralı bir beslenme uzmanıydı.

Üç yıl önce kaybettik Ayşe Baysal hocamızı.

Bakın ölümünden kısa süre önce kendisiyle yapılmış bir röportajda neler demiş:

“Beslenme ve diyetetik ayrı bir bilimdir.  Birtakım spor hocaları, beslenme önerileri yapanlar ne eğitim almış ki, diyet önerileri yapıyorlar.

Profesör Canan Karatay’ın ekmeği yasaklaması da bilimsel değil. Ekmek için şeker diyor. Hayır efendim. Yanlış. Şekerde protein olmaz. Ekmekte var. Diyette yasak değil, dengeli ve yeterli beslenme önemli. “

Nur içinde yat Ayşe Baysal Hocam.

***

Boş beleş tiplere iddianame

İddianame okumaktan sıkıldığım bir gerçek.

Son 10 yıldır o kadar çok iddianame gördüm, o kadar çok iddianame okudum ki, fenalık geldi.

Dün de elime Gezi Parkı İddianamesi geçti.

6 yıl geçtikten sonra hazırlanabilmiş bir iddianame.

Geç olsun, güç olmasın demişler herhalde.

Eski heyecanım olsa satır satır okurdum.

Ama yok.

Olmamasının nedeni de yargı.

Oku, anlamaya çalış, geceni gündüzüne kat.

Sonra ortaya çıksın ki, kumpasmış, palavraymış, düzmeceymiş falan.

O yüzden heyecanım yok, okuyasım yok.

Ama tabii yine de bir göz atmadan duramadım.

Fazla derin bir ahkam kesemem.

Ama okuduğum kadarından anladığım şudur.

Türkiye’de bir grup sözde aydın ve sözde liboş, genç ve tertemiz insanların başlattığı tertemiz bir eylem üzerinden nemalanmaya kalkışmışlar.

Kimi bu işten etkinlik, bir bölümü ise bu işten mangır devşirmek için harekete geçmişler.

İddianame bu tiplerin ne kadar boş beleş adamlar ve kadınlar olduğunu ortaya koyuyor.

Önce Gezi’yi rezil etmişler, şimdi de kendi rezillikleri ortaya çıkıyor.

Buradan mahkumiyetlik bir şey çıkar mı bilmem ama buradan bu tiplerin rezilliği çok açık seçik çıkar!

***

İnanç mı dediniz! 

Sıla Gençoğlu ile Ahmet Kural arasındaki davanın ilk celsesi ile ilgili haberlere şöyle bir baktım.

İlginç geldi.

Ahmet Kural, Sıla’yı dövme gerekçesi olarak “İnançlarına saygısızlığı” göstermiş.

İnanç artık her türlü suçun üzerini örten bir örtü olarak algılanıyor herhalde.

Ahmet Kural’ın olay sırasında aşırı alkollü olduğunu söylemesi ve yakın geçmişinde bir uyuşturucu sabıkası olması  bu kardeşimizin kendi inançlarına kendisinin de pek saygısı olmadığını gösterse de çok önemli değil.

Hemen değil ama 3. celse öncesi yapılacak bir umre ve bunun sosyal medyadan paylaşılması davanın seyrine önemli katkıda bulunacaktır demiştir herhalde Kural’ın avukatları…

***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ? 

Yamuklar kendilerinden uzaklaşan doğruyu yamuk zannetmediği zaman.