O korkuyor, biz utanıyoruz

O notu gördünüz mü o notu.

Minicik bir kız çocuğunun titreyen elleri ile kaleme aldığı o minik notu.

Okurken gözyaşlarıma hakim olamadım.

İnsanlığımdan utandım.

Ülkemde var olduğu söylenen adaletten utandım.

Hukuktan, yargıdan utandım.

Hakimlerden utandım.

Yasalardan utandım.

İnsanlığımdan utandım.

7 yaşındaki bir kız çocuğu 2 yıl önce bir ara ortalıktan kayboluyor.

Daha sonra ortaya çıkıyor ve mahallesindeki bir kişinin cinsel tacizine uğradığı anlaşılıyor.

Zanlı yakalanıyor, yargılanıyor…

Önce 10 yıl hapse mahkûm ediliyor.

Daha sonra mahkemedeki tutumu dikkate alınıyor ve 8 yıla indiriliyor ceza.

Dosya Yargıtay’a gidiyor.

Yargıtay kararı bozuyor.

Dava yeniden mahkemeye geliyor.

Bu kez ceza 6 yıla indiriliyor.

İyi hal ve mahkemedeki terbiyeli tutumu göz önüne alınarak serbest bırakılıyor.

O not, titreyen ellerle yazılmış korku dolu o not işte o serbest bırakılan tecavüzcüsünün korkusuyla, minik çocuğun kaleme aldığı not.

Bakın şu ülkenin “adalet”ine, bakın şu ülkenin “yargısı”na.

Şunu anlayabilirim.

İftiradır, yargılanır, suçsuz olduğu anlaşılır, serbest kalır.

Ama hem çocuğa tecavüzden suçlu bulacaksın hem de serbest bırakacaksın.

“Mahkemedeki tutumundan ve iyi halinden.”

Çok merak ettim mahkemedeki iyi tutum neymiş?

Ellerini önünde kavuşturup oturduğu için mi, iyi hal indirimi.

Ne yapacaktı!

Hakime sarkıntılık mı edecekti, mübaşire tecavüze mi kalkışacaktı mahkeme salonunda.

Bu neyin iyi hali, olumlu tutumu.

Böyle bir ceza böyle bir indirim olur mu?

Böyle adalet olur mu?

O hakimler bu kararı nasıl verdiler, hangi vicdana sığındılar çok ama çok merak ediyorum.

O minik çocuk korkuyor besbelli.

Biz ise utanıyoruz.

Böyle adaletten, böyle insanlıktan.

Çok utanıyoruz…

Kararı alanlar utanıyor mu orasını bilmiyoruz!

***

Bu karar ne kadar doğru?

Madem yargıdan başladık, yargıdan gidelim.

Önceki gün bir gazetede garip bir Yargıtay kararı okudum.

Bir adam, eşinin evlilik birliğini sarsacak davranışlarda bulunduğu iddiasıyla boşanma davası açıyor. Kusurlar arasında aldatma da var.

Kadın da adamı suçlayan bir dava açıyor.

Sonuçta mahkeme kadının açtığı davanın reddine, adamın açtığı davanın kabulüne ve boşanmaya karar veriyor.

Adamın işsiz ve herhangi bir gelire sahip olmamasından, kadının ise gelire sahip olmasından ötürü de, zaten kusurlu taraf kadın olduğu için nafakaya hükmetmiyor.

Dava Yargıtay’a gidiyor ve zaten işsiz ve herhangi bir geliri olmayan adamın nafaka ödemesine karar veriyor.

“Kusurlu taraf kadın bile olsa erkek nafaka verir” diye hükmediyorlar özetle.

Burada benim gördüğüm “tehlike” şu.

Bu gibi yargı kararları kadına yönelik şiddetin artmasına neden olacak türden kararlar.

Çünkü içinde mantık ve vicdan yok.

Elbette hiçbir şey şiddete gerekçe olmamalı ve olamaz ama.

Gerçek hayatta durum pek de öyle olmuyor.

***

Depreme hazır mıyız!

Kartal’da oturanların üzerine yıkılan evden sonra kullanılan cümle şu:

“Bu bize ders olsun.”

Gülünecek şey değil ama tebessüm etmekten kendimi alamadım.

1999’da binlerce ev yıkıldı ders almadık da, Kartal’daki tek bir binadan mı ders alacağız?

Siz de güldünüz, görür gibi oluyorum.

Kaçak ve ruhsatsız binalara da ruhsat vermeyecekmiş artık devlet.

Zannedersin geçen baharda birkaç milyar TL toplamak uğruna tüm kaçaklara “İmar Barışı” adı altında af getiren de benim…

İktidarın getirdiği bu yasal düzenlemeye “Aman oy kaybetmeyelim” korkusu ile el kaldırıp, onay veren CHP’nin de bugün söyleyebileceği bir şey yok.

Alamayacağı üç beş oy için suç ortaklığından utanmamışlar, şimdi bundan mı utanacaklar?

Bırakın depremi, deprem sonrasına bile hazırlıklı olmadığımız ortada.

Bir evin enkazını günlerdir kaldıramıyor, günlerdir altında kalanlara ulaşamıyoruz.

Ya bir de deprem olup, yüzlerce, binlerce enkaz olsaydı ne yapacaktık acaba!

***

Nerede bu milli piyango talihlileri

Birkaç hafta önce “Artık Milli Piyango’da veya diğer çekilişlerde milyonlar kazananları basın bulamıyor, göremiyor?” diye yazdım.

Bakın üzerinden 1 ay 10 gün geçti, yılbaşı ikramiyesini kazanan talihli de hâlâ hiçbir yerde haber olmadı.

Üstelik de tam bilete çıktı.

Gazetecilik mi öldü, talihliler mi saklanıyor?

***

Motosiklet ve saygı

Motosiklet sürücüleri trafikte kendilerine saygı gösterilmesini bekliyorlar.

Haklılar.

Ama biz de onlardan saygı bekliyoruz.

Özellikle İstanbul’da bir motosiklet ya da moped terörü var.

Ne kural tanıyorlar ne başka bir şey.

Ters yönde gitmek onlara hak, kaldırımlarda motosikletle ilerlemek onlara hak, araçların arasından yılan gibi kıvrıla kıvrıla gazlamak onlara hak.

Küçücük bir motora onlarca su bidonu yükleyip sözde servis yapmak onlara hak.

Evet, saygı beklemeye hakları var.

Ama gösterdikleri saygı kadar saygı bekleyebilirler.

***

Irkçılık mı bu!

Artık her şeyin zıvanadan çıktığı bir çağda mıyız acaba ve acaba hassasiyet denilen meseleyi fazla mı abartmaya başladık?

Ya da ayrımcılığın dibine vurduk ve zemin altına mı iniyoruz.

Şu fotoğrafta gördüğünüz giysi bir Gucci tasarımı.

Bu yıl koleksiyonunda bulunan bir kazak.

Kazak ve kar maskesi kombinasyonu.

Ve Gucci satışa sunduğu bu ürünü apar topar satıştan çekti.

Hem online hem de diğer mağazalarından kaldırdı.

Daha doğrusu kaldırmak zorunda kaldı ve bir de “özür” diledi.

Çünkü bu kıyafet ırkçı bulunmuş.

Siyah ırkla alay ediyormuş, siyah ırkı aşağılıyormuş.

Biraz fazla mı abartılıyor bu mesele artık.

Mesela bu maske beyaz veya sarı olsaydı diğer ırkları aşağılıyor mu olacaktı!

Bana fazla geldi bu kadarı.

Size?

***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Hiç tanımadığımız birinden nefret etmemizin nedeninin kıskançlıktan başka bir şey olamayacağını anladığımız zaman.