Solanum melongena

“Bu başlık da ne?” diye düşünüyorsunuzdur muhtemelen.

Son günlerde en çok tartıştığımız meselenin “bilimsel” adı.

Yani patlıcan…

Günlerdir izliyorum, patlıcanın fiyatının yüksekliği üzerinden hayli abuk sabuk bir tartışma yürütülüp duruyor.

“Bu fiyata patlıcan olur muymuş, zam şampiyonu patlıcanmış” gibisinden bir garip tartışma.

Televizyon kanallarının genç muhabirleri ellerinde mikrofon pazar pazar dolaşıp “patlıcan araştırması” yapıyorlar.

Bu tartışma bir garabettir çünkü bu mevsimde patlıcan tartışması olmaz.

Patlıcan tipik bir yaz sebzesidir. (Kimilerine göre de meyvedir.)

Ana vatanı Güneydoğu Asya’dır.

Bize de Hindistan üzerinden gelmiş olduğu rivayet edilir.

Ve mevsimi olmadığı için de, üretici de istediği fiyatı koyar.

Adı üzerinde “turfanda”dır. Hatta turfandadan bile hallice, normalde olması gereken mevsimin dışında olduğu için, kışın olmaması gereken bir sebze olduğu için de pahalı olmasından daha normal bir şey yoktur.

Mesela şimdi biri çıkıp “can erik” satmaya kalksa ve kilosuna 200 TL istese “Bu fiyata erik mi olur?” diyemeyiz.

Çünkü zaten bu zamanda erik olmaz.

Olmaması gerekeni var edersen de, fiyatını tartışmak abes olur.

***

Her şeyin mevsimi vardı

Şimdi gençlerin bilmediği, benim yaşımdakilerin ise yavaş yavaş unutmaya başladığı bir konuya girelim isterseniz.

“Hangi meyve ve sebze hangi mevsimde olur” konusuna.

Çocukluğuma hatta gençliğime döneyim biraz.

Biz çocukken, kış meyve ve sebzeleri ile yaz sebze meyveleri diye bir ayrım vardı. Mesela şimdi köy manavında bile 4 mevsim elinizin altında olan domatesi biz çocukluğumuzda kışın yiyebilme şerefine nail olmamıştık.

Domates yaza doğru ortaya çıkardı.

Nisan, mayıs gibi “turfanda domates” gelirdi manavlara, pazarlara normalde 50 kuruş olacak domates turfanda olunca 2.5 liraya satılırdı.

Kış ortasında çoban salatası yemek diye bir şey yoktu.

Mayıs gibi lezzetli çoban salatası olurdu sofralarda. Maliyeti de pek ucuz olmazdı.

Keza biber de öyle.

Lahana kışın olurdu, keza yeşil salata da öyle.

Yazın bulamazdın arasan da!

Can erik en erken mart sonu, nisan ortası gibi manavlara gelirdi.

İlk çıktığı zaman altın fiyatına satılırdı.

Sonra ucuzlardı.

Muz senede bir iki ay bulunurdu.

Mersin’den gelirdi az miktarda. Anadolu’da satılmazdı bile. Büyük kentlerin, zengin meyvesiydi.

Şeftali için yaz ortasını beklerdik.

Güzel kayısı için de.

Mevsimi geldiği zaman, her şeyin yerlisi olurdu.

İstanbul’un ortası bostandı.

Hıyar Langa’dan gelirdi. Langa dediğin şimdi Marmaray durağı.

Bakla Bayrampaşa’dan, bamya Kemerburgaz tarafından, keza patlıcan da.

Tarımı el birliği ile öldürdük.

Tarla eken yok, bostan bakan yok.

Artık her şey uzaklardan geliyor.

Sonra tarlada 1 lira iken, manavda niye 5 lira?

Tarlada bedava olsa, onu getiren kamyonun benzini bedava değil.

Ucuz taşımak istesen tren lazım, o da yok zaten.

Sonra vur manava, vur markete.

Çok uzun yol yaptığım için, yollardaki tezgahlardan alış veriş yapmayı severim.

Eylül ortası Manisa’dan geliyorum. Yolda durdum domates almaya.

Kilosu üç lira dedi.

Salça yapacağım aldım bir sandık.

Geldim eve. Markete gittim. Aynı domates 2,5 TL.

Anladınız herhalde ne demek istediğimi.

***

Muaviye ve Tunç Soyer

Babasının hesabını Tunç Soyer’e kesmeye kalkışanları izliyorum.

En basit hukuk ilkesinden bile haberdar olmamaları mümkün değil elbet.

Tunç Soyer’i ne tanırım ne gördüm.

Ama söylenenler kabul edilebilir gibi değil.

Bir kez de anlayacakları dilden anlatmak lazım belki de…

Bildiklerini iddia ettikleri yerden gidelim.

Hazreti Muhammed’in komutasındaki İslam ordularına karşı iki kere kumandanlık yapmış Ebu Sufyan ve Hz. Peygamber’in öz amcası Hz. Hamza’yı şehit ettiren Hind bint Ubeyd’i bilmeyen Müslüman yoktur herhalde.

Bunu bilen Müslümanlar elbette ki, bu ikisinin Muaviye’nin anne ve babası olduklarını da bilirler.

Peki İslam Peygamberi, Hz. Muhammed, kendine karşı iki kez savaşan, çok sevdiği amcasını öldürtüp, yüreği söktüren bu ana babanın oğluna karşı ne yaptı onu da bilirler mi?

Bilirler elbet ama ben bir daha hatırlatayım unutmuş gibi yapanlara.

Hazreti Muhammed amcasını öldüren ve kendisine karşı savaşan bu ailenin oğlunu önce kendine katip, sonra da ordularına kumandan olarak atamadı mı?

Ne anasının ne de babasının yaptıklarının hesabını evlatlarından sormadı.

Ortada bu kadar açık bir misal varken, “Çakma İslamcıların” soy kütüğüne günah yazmalarının anlaşılır tarafı yoktur.

Bu yapılanın hukukla alakası olmadığı gibi, İslam’la da alakası olmadığı aşikardır.

***

Bu bir Ridley Scott filmidir

Türk Hava Yolları’nın büyük yönetmenlerden Ridley Scott’a bir reklam filmi çektirdiğini biliyordum ama çekilenin nasıl bir şey olduğunu bilmiyordum.

Dün ilk kez izledim.

Çok beğendiğimi söylemeliyim.

Scott, 6 dakikalık bir macera filmi fragmanı yaratmış.

Muhtemelen peşi sıra farklı bölümleri de gelecektir.

İzlediğim bölümden edindiğim intiba bu.

Filmin 30 saniyelik bir versiyonu, Dünyanın en pahalı reklam mecrası olan Spur Bowl finalinde de yayınlanmış.

Bu da iyi bir şey.

THY’nin oynadığı lig bunu gerektiriyor.

THY’nin iletişim ve sponsorluklar konusunda başarılı olduğu bir gerçek.

Filmi izleyince THY’nin kurumsal iletişimini başarıyla yürüten genç arkadaşımız Yahya Üstün’ü aradım ve filmin maliyetini sordum.

“Halka açık şirketiz. Açıklayamıyoruz” dedi.

Ucuz etin yahnisi olmayacağını bilenlerden olduğum için pek önemli değil.

Ancak tek bir eleştirim olacak.

Film THY kadar, Range Rover’ın de reklamını yapıyor.

Maliyetin bir kısmını da İngilizlerden alsaydık keşke.

***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Buğday ekenler arpa hasat etmeyi ummadığı zaman.