Bakan Ersoy’dan katılımcı öneri

Geçtiğimiz hafta, turizm yatırımcıları, kendisi de bir turizm yatırımcısı olan Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy ile biraraya geldi.

Turizm yatırımcıları derken, sadece otel sahiplerinden söz etmiyorum.

Otel ve restoran sahipleri ve işletmecilerinin de aralarında bulunduğu bir grup.

Sektörün sorunları, çözüm önerilerinin ele alındığı verimli bir toplantı yapmışlar.

Toplantıda en önemli sorunlardan biri olarak Türkiye’nin imajı ve bunu düzeltmeye yönelik özellikle gelişmiş ülkelerde gerekli tanıtımın yapılmıyor olması gündeme gelmiş.

Bu amaçla etkin bir lobi ve tanıtım kampanyası yapılması gerektiği konuşulmuş.

Ancak bakanlığın elindeki tanıtım bütçesi ile bunun gerektiği gibi sağlanamayacağı ortaya çıkınca, turizm yatırımcıları Bakan Ersoy’a bir öneri getirmişler.

Öneri şöyle:

“Tüm turizm belgeli yatırımların, cirolarından yüzde 1’lik oranı bir fona aktaralım. Bu fonda biriken para sadece ve sadece Türkiye’nin gelişmiş ülke pazarlarında Türkiye’nin tanıtımı için kullanılsın.”

Basit bir hesapla, bu yüzde 1’lik katkılarla ortaya çıkacak fonun yılda yaklaşık 150 milyon doları bulacağı ortaya çıkmış.

Turizmciler, bu paranın Bakanlığın tanıtım bütçesine eklenmesini önermişler.

Turizmcilerden gelen bu öneri üzerine Bakan Ersoy da bu paranın değerlendirilmesi ile ilgili fikrini belirterek, “Eğer siz böyle bir katkıyı sağlarsanız bu fonu yönetecek ve kampanyaları planlayacak bir fon yönetimi oluşturalım. Bu paranın etkin şekilde nasıl harcanacağına Bakanlık karar vermesin. Fon yönetimi 9 kişiden oluşsun. Bu yönetime Bakanlık 3 temsilci versin. Turizm yatırımcıları da 6 kişi ile yönetimde temsil edilsin. Böylelikle daha katılımcı bir yönetim sağlanır ve paranın ne şekilde harcanacağı konusunda sektör belirleyici olur” diyerek pek de alışılmadık bir öneri getirmiş.

Bunun, turizm yatırımcıları tarafından büyük bir memnuniyet, hatta coşku ile karşılandığını söylememe gerek yok.

Ancak “Devlet” tarafından nasıl karşılanacağını şimdilik bilemiyoruz.

***

NYT ve Sabah

New York Times’ın (NYT) Türk sermayesinin Türkiye’den kaçtığı yolundaki haberinin maksatlı olduğunu, Türkiye’ye zaten zorla gelen yabancı sermaye yatırımlarını iyiden iyiye engelleme amaçlı olduğunu yazdım iki gün önce.

Dün de Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan resmi bir açıklama ile haberdeki bazı sayısal unsurların gerçek dışı olduğu, Türkiye’den söylenildiği gibi bir kaçış olmadığı belirtildi.

NYT’ın haberinin Türkiye aleyhine yapılmış bir organize iş olduğu açık.

Ancak benzer bir işi hükümete yakın Sabah gazetesi de yapınca, şaşırmamak elde değil.

NYT’de çıkan haberle aynı gün Sabah gazetesi de Türkiye’nin köklü sanayi gruplarından Sabancı Holding’in büyük hissedarı olan Sabancı Ailesi’nin Malta vatandaşlığına geçtiğini yazdı.

Bu haberin de etki olarak NYT’den yaptığından çok farkı yok bana göre.

Bu haber de mealen, “Türkiye’nin en önemli sanayici ailesi bile Türkiye’ye güvenmiyor ve kendine bir B planı hazırlıyor” demeye getiriyor aslında.

Oysa Sabancı Ailesi’nin, Türkiye’den kaçacak hali yok.

Milyarlarca dolarlık yatırımları var burada.

Tekerlek takıp, koca koca fabrikaları götürecek halleri yok.

Bir gün Türkiye’den gerçekten kaçmak isteseler, bunun için Malta vatandaşlığına da ihtiyaçları yok.

Servetleri ile dünyanın herhangi bir ülkesinden rahatça oturma izni ve hatta vatandaşlık alabilecek konumda bir aile.

Belli ki, Sabancı Ailesi Avrupa’ya giderken vize mize gibi işlerle uğraşmamak için Malta’nın bir süredir verdiği vatandaşlıklardan alıp, rahat etmek istemişler.

Ama bir gazete bunu kocaman bir haber yapınca etkisi NYT haberinden farksız hale gelmiş.

Sabah gazetesi muhtemelen bu haberi, bu amaçla yapmadı.

Ama sonucu aynı oldu.

***

Denetim çağrısı

Uzun dönemli otomobil kiralama sektörünün en büyüklerinden biri olan İntercity’nin patronu Vural Ak, şaşırtıcı sayılar verip, ilginç bir çağrı yapmış.

Ak’ın sözleri, pek de farkında olmadığımız bir ekonomik riski haber veriyor.

Otomobil kiralama sektöründe son dönemde hormonlu bir büyüme gerçekleşmiş.

Sektördeki firmaların büyük çoğunluğu 1 sermayelerine oranla 60 kat kredi kullanmışlar.

2. el otomobil pazarı sıkıntıya girince, bu borçların ödenmesi de riske girmiş haliyle.

Bahsedilen büyüklük az buz değil.

10 milyar dolar.

Ak, “BDDK bizim sektörü de denetlesin” diyor.

Çok doğru bir çağrı.

Aslında çok daha önceden başlamış olması gereken bir denetim.

Çünkü ABD’deki 2008 krizi, bankalardan değil, FED denetimine tabii olmayan banka benzeri kredi kuruluşlarının riskli kredilerinden patlamıştı.

***

Yenmeyen yemekte söylenmiş cümle

Galatasaray Spor Kulübü 2. Başkanı Abdurrahim Albayrak yakın dostumdur, bilirsiniz.

Ancak Galatasaray yönetimine seçildiği genel kuruldan bu yana kendisi ile ne konuşmuş ne de görüşmüştüm.

Önceki gün telefonum çalıp, ekranda Abdurrahim Albayrak ismini görünce şaşırdım.

Açınca Albayrak’ın oldukça üzgün olduğunu anladım.

Birkaç gün Serdar Ali Çelikler’in yazısına takılmış.

Serdar Ali bu yazısında “Albayrak gazetecilerle çarşamba günleri düzenlediği geleneksel ‘Çarşamba Yemeği’nde Serdar Aziz’in affedildiğini açıkladı. Terim kendisine danışılmadan yapılan bu açıklamaya çok bozuldu ve Serdar’ın biletini kesip takımdan yolladı” diye bir yazı yazmıştı.

Albayrak bu iddianın doğru olmadığın söyledi.

“Sözünü ettiği çarşamba günü zaten ‘Çarşamba Buluşması’ yoktu. Olmayan bir yemekte söylediğim bir şey nasıl olabilir. Ağzımdan böyle bir cümle de çıkmadı. Hangi gazeteciye böyle bir şey söylemişim. Bir gazeteci de çıksın desin Abdurrahim bunu bana söyledi desin. Ağzımdan Serdar Aziz’i affettik diye bir tek kelimeyi duyan gazeteci açıklasın. Cezayı bir yönetim olarak vermedik ki, biz affedelim. Bu teknik direktörümüzün yetkisinde olan bir mesele” dedi.

Ben de “Serdar’ı ara, dürüst ve art niyetsiz bir gazetecidir. Yüzde yüz güvenirim. Biri ona yanlış bilgi vermiştir” dedim.

Şimdi ya bir gazeteci çıkıp, “Abdurrahim bunu bana söyledi” diyecek ya da Sevgili Serdar kardeşim kendisine bu bilgiyi aktaran kişinin verdiği bilgilere bundan sonra güvenmeyecek.

***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

“En zor tamir edilenin, kaybedilen güven olduğunu anladığımız zaman.”