Z kuşağımız ne istiyor?

Avukat Murat Keçeciler ve Zafer Küçükşabanoğlu 8000 genç üzerinde gerçekleştirilen bir araştırmadan ve benzer araştırmaların verilerinden yola çıkarak, “Türkiye’de gençlik ve siyaset: Yeni nesil yaklaşımlar” adlı bir çalışma gerçekleştirmişler.

Yaptıkları değerlendirmede Türkiye’deki resmi istatistiki verilerden de yararlanmışlar.

Ortaya çıkardıkları tablo gelecek açısından çok umut verici değil. Türkiye’nin mutluluk endeksinde giderek daha geriye düşmesini ve bir yıl önce bu endekste 69. sırada olan Türkiye’nin bir yıl içinde 74’üncülüğe gerilemesinin genç nüfusun umutsuzluğuna işaret ettiğini düşünüyorlar.

PARA İÇİN ÇALIŞIYOR

Çalışma hayatına atılmış gençlere “Neden bu kurumda çalışıyorsunuz” sorusu sorulduğunda yüzde 17.1’i “Para kazanmak için” yanıtını vermiş.

“Geçim derdine düşmemek için” diyenler de yüzde 11.7.

“İşimi sevdiğim için” diyenlerin oranı ise yüzde 7.8.

“Başka iş bulamadığım için” yanıtı da yüzde 7.5 oranında verilmiş.

GİRİŞİMCİLİK ZAYIF

Gençlerin sadece yüzde 38.2’si kendi işini yapma arzusunda. Bu da OECD’nin girişimcilik endeksinin ortalamasının hayli altında.

2000 yılı ve sonrası doğumlular anlamına gelen Z kuşağı ise en mutsuz kitle.

Kendilerine verilen eğitimin, kendilerini hayata hazırladığına dair inançları çok zayıf. Dünyada en girişimci kuşak olan Z kuşağı, Türkiye’de bu özelliğe sahip değil.

SİVİL TOPLUMA UZAK

Gençlerin yüzde 99.4’ü herhangi bir sivil toplum örgütüne üye değil.

Olanların büyük bölümü de sosyal sorumluluk duygusundan çok burs ya da diğer maddi nedenlerle üye olduklarını söylüyorlar.

Türkiye’de Z kuşağının en önemli sorunu “amaçsızlık” olarak ortaya çıkmış değerlendirmeye göre.

İlginç olan ise bu kuşağın kendini ifade etmekte bir sorun yaşadığını düşünmemesi. Yüzde 77.3’ü kendini ifade etmekte bir sıkıntı yaşamadığını söylerken, çalışan gençler arasında bu oran yüzde 63’e düşüyor.

MUTLULUK GÜÇ VE PARA

Gençler genel olarak mutlu olmadıkların söylüyorlar.

Mutlu olmalarını sağlayacak faktörleri ise şöyle sıralıyorlar:

1. Para yüzde 26.7
2. Aile ve çocuk yüzde 23.1
3. Saygınlık yüzde 21.5
4. Güç yüzde 15.8
5. Aşk yüzde 4.7

Bu sonuçlarda ilginç olan ise gençlerin değer yargılarının başında milli ve manevi değerleri saymalarına rağmen, bu değerleri mutlulukla bağdaştırmadıklarının görülmesi.

ÇOK MİLLİYETÇİ AZ DİNDAR AZ LAİK

Gençlere kendilerini nasıl tanımladıkları sorulduğu zaman alınan yanıtlar ise şöyle:

1. Milliyetçi yüzde 31.2
2. Atatürkçü yüzde 29.6
3. Muhafazakar yüzde 16.8
4. Dindar yüzde 12.6
5. Demokrat yüzde 11
6. İslamcı yüzde 6.5
7. Laik yüzde 6.3

Araştırmaların değerlendirmesinin ortaya koyduğu bir başka olgu ise gençlerin giderek daha fazla oranda küreselleşme karşıtı ve yabancı düşmanı olmaya başlaması. Ancak bu durumun Türkiye’ye özgü olmadığı da değerlendirmede vurgulanıyor.

Keçeciler ve Küçükşabanoğlu’nun değerlendirmelerinde oldukça ilginç detaylar ve öneriler de yer alıyor.

Onları da başka bir gün aktarırım.

***

Çevremdeki gençler

Yukarıdaki sonuçları veren soruları, kendi çevremdeki gençlere de sordum.

İstatistiki hiçbir değeri olmadığını biliyorum elbette ama aldığım yanıtlar, araştırma sonuçlarından çok ama çok farklı idi.

En çarpıcı olan ise çevremde kendini muhafazakar olarak tanımlamayan gençlerin, aileye yukarıdaki oranların çok üzerinde bir değer verdiklerini gördüm.

***

Arjantin’de Veliaht Yusuf Yusuf bin Selman

Arjantin’deki G20 Zirvesi’nde ilginç şeyler oluyor.

İstanbul’da Suudi Konsolosluğu’nda öldürülen Kaşıkçı’nın cinayet emrini verdiği açık seçik ortada olan Suudi Prens MbS neredeyse tüm liderlerin “kankası” durumunda.

Tüm görüşme randevularını iptal eden Trump, Senato korkusundan MbS ile resmi bir görüşme yapmasa da, gayriresmî bir görüşme yapıyor.

Fransa Devlet Başkanı Macron ile aynı Prens fısır fısır bir şeyler kaynatıyorlar. Belli ki, aralarında önemli anlaşma ve uzlaşmalar var.

Putin ise Selman’ı öyle bir kucaklıyor ki, zannedersin Kızıl Ordu’dan asker arkadaşı.

Siyasette bunlar oluyor ama aynı anda Human Rights Watch örgütünün suç duyurusu ile yasaları da müsait olan Arjantin’de Prens Selman hakkında bir soruşturma başlatılıyor.

Ve iddialara göre Suudi Veliaht korkudan otelden çıkıp Buenos Aires’teki büyükelçiliğe yerleşmek zorunda kalıyor.

Bu bile insan haklarına, hukuka, adalete değer vermeyen sözde liderlerin öyle pek de huzur içinde dolaşamayacaklarını göstermesi açısından keyif verici.

***

“Dün beni…” haberi

“Allah’ım ne günlere kaldık” mı demek lazım acaba?

Dün internet haber sitelerinde dolanıyorum.

Hemen hepsinde ortak bir haber.

Bir genç kadının beyanatı.

“Artık bakire değilim.”

Adını sanını bilmediğim, daha önce duymadığım biri.

Daha önce “Bakireyim” diye açıklama yapmış birkaç kez.

Şimdi de “Artık değilim” diyormuş.

Bu da niyeyse haber olmuş.

Hadi kadının izanı falan kalmamış.

Peki habercilerin de mi izanı yok artık?

Kime ne bu kızın önceki gece kiminle ne yaptığından?

Bu kadar mı rezil bir hale geldik!

***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Ar kelimesi sözlükte kalmadığı zaman.