5 yıldır bir aday bulamadınız mı?

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın Türkiye’deki en önemli siyasi pozisyonlardan biri olduğu söylememe gerek olan bir durum değil.

Partiler açısından önemi daha da büyük.

Yerelde İstanbul’da kazanamayan bir partinin, genelde Türkiye’yi kazanma şansı hemen hemen yok.

Dahası İstanbul’u kazanan bir parti, eğer büyük bir hata yapmazsa Türkiye’yi de kazanır.

Ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı kazanma ihtimali olan iki partinin de hâlâ açıkladığı bir belediye başkan adayı yok.

Bu anlaşılabilir bir durum değil.

Bu seçim bir erken seçim değil, bir baskın seçim değil.

2019 yılının Mart ayında yerel seçimlerin olduğu, bu yerel seçimlerde İstanbul’da büyükşehir belediye başkanının da seçileceği 2014 yılı Mart ayından bu yana belli.

Yani partilerin 5 yıllık bir zamanı vardı adaylarını bulmak ve belirlemek için.

Ama yumurta kapıya dayandı, hâlâ iki aday da belli değil.

Hadi iktidar partisinin durumunu bir nebze olsun anlayabilirim.

– İktidar olmanın rahatlığı var.
– Adayı geç açıklasalar bile o adayı hızla popülerleştirebilecek medyaları var.
– 20 küsur yıldır İstanbul’u yönetmenin getirdiği avantajlar kadar yıpranmışlık da olduğundan en güçlü adayı bulmak için meclis içi ve dışı imkanları son ana kadar zorlamak istiyor olabilirler.
– Uzun zamandan beri ilk kez İstanbul’u riskte gördükleri için rakip adayın açıklanmasını bekliyor olabilirler.
– Güçlü isim veya isimleri ikna etmekte zorlanıyor olabilirler.

Bunlar anlaşılabilir gerekçeler olmakla beraber yine de iktidar partisi açısından belirli bir “korku” ya da “zaafiyeti” gösterir.

Ancak CHP’yi anlamak gerçekten mümkün değil.

İstanbul’u kazanmanın ne kadar önemli olduğunu kendileri söyleyip duruyorlar ki, haklılar. Kazanmak büyük bir moral üstünlük sağlayacak.

Buna rağmen hâlâ bir aday belirleyememiş olmaları üzücü.

Karşındaki aday kim olursa olsun, karşında Tayyip Erdoğan olacak.

Sen de elindeki en güçlü isim kim ise onu koyacaksın ve açıklayacaksın ki hazır olduğunu gösteresin.

En güçlü ismi açıklayamıyorsan, o zaman yine adayını erken açıklayacaksın ve toplumun karşısına çıkaracaksın ve o adayın seçime kadar güçlenmesini sağlayacaksın.

Aşikar ki, iktidar ya Binali Yıldırım’ı ikna edecek ya Süleyman Soylu’yu ya da Numan Kurtulmuş’u.

Üçü de kamuoyunun tanıdığı isimler. Sen bunların karşısına Muharrem İnce ile çıkmayacaksan o zaman bir an önce adayını açıkla ki, o da çalışmaya başlasın, halk da onu tanımaya başlasın.

Adaysız geçen her günün AK Parti’nin adayına yaradığını hâlâ fark etmeyen bir CHP yönetimi ile işleri çok zor.

***

Kol gibi yanıt

Bu anlatacaklarımdan kim üzerine ne alınırsa alınsın.

Benim lafım ortaya karışık.

İngiltere Milli Takımı Teknik Direktörü Gareth Southgate, teknik adamlığının zirvesinde bir isim kuşkusuz.

Öyle olmasa dünyanın en önemli futbol ülkesinin teknik adamlığını alamazdı.

Son Dünya Kupası’nda da finalin kapısından döndü.

O Gareth Southgate, bir süre önce İngiltere’de üst düzey bir antrenör kursuna kaydoldu ve “elit antrenör kursuna” gitmeye başladı.

Milli takım antrenörünün teknik direktörlük kursuna başlaması İngiltere’de garip karşılandı ve medyada alay konusu yapılmaya başlandı.

Tabii İngiliz medyası bunu Southgate’e sormadan edemedi.

Southgate’in yanıtı müthişti:

“Benim milli takımımın oyuncuları dünyanın en üst düzey kulüplerinden geliyorlar. O kulüplerde dünyanın en iyi hocaları ile çalışıyorlar. Guardiola, Kloop, Mourinho ile antrenman yapan, onlardan taktik alan oyuncuların karşısına çıkarken, oyuncularımın saygısını kazanacak kadar bilgili olmalı, takımlarındaki hocalardan aşağıda olmadığımı kanıtlayacak donanımda olmam lazım. Eğer bir takım hocasının bilgisine saygı duymazsa, o hocanın takımı başarılı olamaz. Ben de bu saygıyı bilgimle hak etmek için kendimi geliştirmeye çalışıyorum”

Bu yanıt karşısında İngiliz basını da kamuoyu da sus pus.

Siz bu yanıtı alın ve Türkiye’de istediğiniz takıma ve istediğiniz kuruma adapte edin.

***

Gelenek, Kandilli’ye karşı

Kandilli Rasathanesi, İstanbul’da bu kış çok soğukların olmayacağını, nispeten daha ılık ama çok yağışlı bir kış sezonu beklediklerini açıklamış.

İnansam mı bilemedim.

Çünkü ben 50 küsur yıldır İstanbul’da şunu duydum hep:

“Palamut bolsa, dallarda ayva çoksa İstanbul’un kışı sert geçer.”

Bu yıl palamut boldan da öteydi.

Ayvalar maşallah hem bol hem de kafam kadar.

Yani “gelenek” kış sert geçecek diyor.

Kandilli ise merak etmememizi söylüyor.

Bakalım hangisi bilecek.

***

Kapak

Dün bu köşeye Le Monde’un bu ayki Tarih ve Medeniyetler dergisinin kapağını koydum.

Kapakta kalpaklı bir Atatürk fotoğrafı ve “Osmanlı İmparatorluğu’ndan Türkiye’ye” başlığı yer alıyordu.

Biz ülke olarak liderlerimizle ilgili olumlu kapaklara pek alışık değiliz.

Ama bu kapak oldukça pozitif ifadelerle yazılmış bir araştırmanın kapağa çıkarılmış halini yansıtıyordu.

Ve Atatürk ile Cumhuriyeti kuran kadroların “Osmanlı’nın onurunu kurtaranlar” olduğunu bilgiler, belgelerle ve olaylarla anlatıyordu.

Bunları kaleme alan da bir Türk değildi.

Yani birileri istediği kadar sövsün, tarihe nasıl geçtiğiniz ve ilerde düşmanlarınızın bile sizin için ne dediği, ne yazdığı önemlidir.

Aradan yüz yıl geçer ve kapaklar, aşağılıklara kapak olur.

***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Aynı fikirde olmamak hain olmak zannedilmediği zaman.