Nefese de ceza gelecek mi!

Birkaç hafta önce “Aman dikkat edin. Artık her şeye ceza yazacaklar” diye sürücüleri uyarmıştım.

Boşuna uyarmışım.

Dikkat etseniz de, etmeseniz de ceza gelecek.

Artık gece evinin önüne park eden vatandaşlara bile park cezası yazmaya başlamışlar.

Ve iddiaya göre gece bekçilerine bile makbuz verilmiş, cezaları onlar yazıyormuş.

Pes artık.

İyi de bu vatandaş nereye park edecek, arabasını neresine sokacak biri anlatsın.

Belediyenin otopark yönetmeliğine göre her apartman, daire sayısı kadar otopark yapmak zorunda. Projede otopark yoksa ruhsat verilmiyor.

Ancak belediyeler bu durumu bir gelir kapısına çevirmişler.

Belirli bir para karşılığında otoparksız inşaat izni veriyorlar.

Karşılığında belediye park yapacak sözde.

Yok tabii öyle bir park.

Türkiye’de trafiğe kayıtlı araç sayısı yaklaşık 20 milyon. Bunun 5’te biri İstanbul’a kayıtlı.

Yani en az 4 milyon.

Buna karşın İstanbul’da toplam otopark sayısı, AVM’si, hastanesi, iş merkezi dahil 669 bin.

Üstelik bunların dağılımı da uygun değil. Yönetmeliğe göre vatandaşa evine veya iş yerine en fazla 250 metre mesafede otopark yeri sağlanması lazım.

Bunlar olmadığı için vatandaş da bulduğu yere park etmek zorunda.

Ve şimdi o vatandaşa ceza kesiliyor.

Pek yakında soluduğumuz havaya da vergi, nefes verirken çıkardığımız karbondioksite de “Çevre kirletme cezası” kesilirse kimse şaşırmasın.

***

Yurt dışından FETÖ haberleri

10 günü aşkın bir süredir yurt dışındaydım.

Söylemiştim gideceğimi.

Amerika’daydım.

10 günlük süre içinde uzun süredir ABD’de yaşayan ve ABD’de iş yapan iş adamlarıyla da buluştum, görüştüm.

Sohbetlerimizde üç temel konu vardı.

1. Türkiye’nin durumu ve özellikle ekonomisi
2. Türk Amerikan ilişkileri
3. FETÖ

Ekonomi ile ilgili izlenim veya şikayetler şöyle:

– Dolar kurunun yüksek olması veya alçak olması sorun değil ama çok fazla ve çok hızlı dalgalanması Türkiye ile iş yapmayı zorlaştırıyor. Türkiye’yle iş yapan iş adamları, Türkiye’deki partnerleri ile fiyat belirlemekte zorlanıyorlar. Oynak kurların Türkiye’de iş yaptıkları firmaları zora soktuğunu söylüyorlar.

İlişkilerle ilgili şikayetleri de imajla ilgili:

– Papaz meselesi Amerika’da durduk yerde Türkiye’ye karşı çok olumsuz bir hava oluşturdu. Papaz salıverilince siyasi ilişkiler düzelmiş gibi görünse de, kamuoyunda oluşan olumsuz hava dağılmadı. Madem serbest bırakılacaktı, pazarlıklar neyse baştan yapılıp konu büyümeden kapatılabilirdi. ABD kamuoyu papaza yönelik suçlamaları bilmiyor, konuyu sadece Türkiye’de diğer dinlere baskı var diye algılıyor.

FETÖ konusu ise ABD’deki Türklerin en yakından ilgilendiği konu. Anlatılanları aktarıyorum:

– FETÖ’cüler burada hiç olmadıkları kadar aktif.

– Hâlâ buradaki iş adamlarına gelip himmet talebinde bulunuyorlar. Ancak eskiden talep ettikleri paraları değil daha düşük miktarları istiyorlar.

– Anlaşılan o ki, ABD’ye çok miktarda, milyarlarca dolar denilebilecek bir para aktarmışlar. Burada iş yapan herkese ortaklık, birlikte iş yapma, sermaye desteği gibi öneriler getiriyorlar.

– Bu teklifleri kabul eden yok ama herkesi tehditvari konuşmalarla ikna etme çabası içindeler. “Bu dönem geçecek, o zaman pişman olursunuz” diye aba altından sopa gösteriyorlar.

– Hâlâ Türkiye’de etkin olduklarını ima eden sözler söylüyorlar.

– Amerika’daki okulları hâlâ faal ve artık ABD ile daha yakın ilişkileri varmış gibi görünüyor.

– Siyasetçilerle, sivil toplum önderleriyle ve dini gruplarla akçeli ilişkiler kurdukları iddia ediliyor.

– Eskiden Demokratlarla yakınlardı şimdi Cumhuriyetçilerle de yakınlaşmaya çalışıyorlar.

***

Kapak oldu. Kapak olsun.

***

Ben bu halkı merak ettim

Dün bir magazin internet sitesi benim Acun ve Şeyma Subaşı’nın boşanması ile ilgili kaleme aldığım eğlenceli yazıyı alıp koymuş.

Okurlar da altına yorum yapmışlar.

Yorumlardan biri beni çok güldürdü.

Yorumu yapan hanımefendi şöyle demiş:

“Bu konuda ahkam kesmek Altaylı’ya mı kalmış. Acun mütevazı, halktan biri. Altaylı gibi züppenin teki değil”

Şöyle bir düşündüm.

Acun’un sürekli yenilediği özel jetleri var.

Benim yok. THY ile uçuyorum. Genelde de ekonomiyi tercih ediyorum.

Acun’un 35 metrelik yatı, milyonluk sürat tekneleri var. Bu yatta sürekli arkadaşlarını ağırlıyor. Partiler veriyor. Sürat tekneleri ile hız denemeleri yapıyor.

Benim sandalım bile yok.

Acun’un çevresinde ünlü futbolcular, top modeller, Hollywood yıldızları var. Onları uçağına doldurup oradan oraya dünyayı geziyorlar.

Benim ise 45 yıllık mektep arkadaşlarım ve Galatasaray’dan dostlarım var. Haftada bir buluşup İstanbul’da yemek yiyoruz, hesabı paylaşıyoruz.

Acun’un eşi(eski) özel uçağına atlayıp orası senin burası benim geziyor, su gibi para harcıyor. Benim eşim evde oturmuş kitap, senaryo yazıyor, haftada bir gün arkadaşlarıyla buluşabilirse kendini şanslı sayıyor.

Acun’un Allah bağışlasın minik kızı “Ben Londra’yı özledim. Kaptanı arayacağım” diyor. Benim kızım dolar yüksek, masraf olmasın diye okulundan dışarı çıkmıyor.

Ve yorum yazan hanımefendiye göre ben züppeyim.

Acun ise halktan biri.

Açıkçası bunu duyduğuma ve öğrendiğime çok sevindim.

Sadece ben bu halkı merak ettim.

Nerede bu halk.

NOT: Yanlış anlama Acun kardeşim. Eleştirim sana değil. Bunları yazdım diye yanlış anlama. Bin bir emekle kazandığın parayı istediğin gibi harcarsın. Eğlenirsin. Ne ben karışabilirim ne başkasının karışma hakkı var.

***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Kendimize semer vurdurtmadığımız zaman.