FETÖ ve AOTÖ

Adnan Oktar ve şürekâsının, FETÖ ile çok benzer, ortak kaynaklı bir örgütlenme olduğu giderek daha aşikâr hale geliyor.

Çünkü kendilerine karşı yapılan operasyon sonrasında uyguladıkları yöntemler bile bire bir aynı.

Bilinçsiz çevrelere karşı kendilerini acındırma politikası, düşmanlarına karşı sosyal medya üzerinden tehdit ve yıldırma politikası, bilinçli çevrelere karşı ise çok fazla sayıda sosyal medya etkinliği ile beyin yıkama politikası.

FETÖ taktikleri ile aynı taktikler.

Aynı el kitabından hayata geçirilen uygulamalar.

FETÖ ile mücadelede sınıfta kalmaya doğru giden kamu otoritesi Oktar’a karşı da aynı zafiyeti sergilemeye başlamış durumda.

Açıkça suçu ve suçluyu öven, sürmekte olan bir soruşturmayı engellemeye yönelik çok keskin bir sosyal medya aktivitesine karşı son derece duyarsız bir devlet tavrı.

Bu zayıf tavrın tek etkisi ise aynı FETÖ’de olduğu gibi, AOTÖ’de de “yeniden yapılanma” iddiası ile tekrar bir tehdit unsuru haline gelme yolunda inandırıcılık kazanması ve bu yolla devlet karşısında yeniden güçlü konuma geçmesi.

Her iki terör organizasyonun da sosyal medyadaki uzantıları temizlenmeden bu mücadeleyi sürdürmek çok zor.

***

Burs mu, kredi mi?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, üniversite öğrencilerine “Kredi veriyoruz, niye illa burs diye ısrar ediyorsunuz” demiş, hafiften de kızarak.

Doğru, Türkiye’de üniversite öğrencilerine çok yaygın biçimde kredi veriliyor.

Doğru, bu kredilerin geri ödemesi çok uzun süreye yayılıyor, mezuniyetten sonra iş bulunca ödeme başlıyor ve faiz yok.

Ama yine de burs başka bir şey.

Daha birkaç gün önce eski New York Belediye Başkanı, 51 milyar doları aşan servetiyle ABD’nin en zengin 8. iş adamı Michael Bloomberg öğrencilere burs olarak verilmek üzere 1.5 milyar dolarlık bağışla bir fon oluşturdu.

“Krediler öğrencilerin fırsat eşitliğini ortadan kaldırıyor. Bu yüzden burs verilmesinden yanayım” diyerek.

Gerçi ABD’deki öğrenci kredileri ile bizdeki krediler arasında uçurum var ve bizdeki kredi çok daha insancıl ama yine de burs başka bir şey.

Burs daha okul aşamasındayken, başarının ödüllendirilmesi, başarının teşvik edilmesi demek.

Keşke biz de iş adamları kamudan aldıkları araziler üzerine, vergiden düştükleri paralarla üniversite kuracaklarına böyle burs fonları organize etseler ya da mevcut büyük üniversitelerimize bağış yapsalar diyeceğim ama bu bambaşka bir yazının konusu.

Asıl söylemek istediğim ise şu:

Burs iyidir. Elbette ki, her önüne gelene verilmez. Ama başarılı olana burs verilmelidir. Devlet üniversitelerinde belirli bir sistematik içinde burslar organize edilir.

Mesela araştırma üniversitesi olarak belirlenen üniversitelerde ortalaması 3’ün üzerinde olanlara, diğer üniversitelerde 3.5’un üzerinde olanlara, temel bilimler alanında 3 ortalamanın üzerindeki öğrencilere burs vermek hayırlı bir iştir. Kızılacak bir şey değil. Tabii bunu düşünüp planlamak da YÖK’ün işi olmalıdır. Cumhurbaşkanlarının değil.

***

İntikam başka şey ceza başka şey

Galatasaray havuzdan çıksın diye yazdım.

Kimi okurlardan “Ne yani Galatasaraylıların derbide yaptıklarını haklı mı buluyorsun” şeklinde anlamsız mesajlar geldi.

Zannederim bu yorumları yapanlar, beni hayatlarında ilk kez okuyan okurlar.

Galatasaraylı teknik adamlar ve futbolcuların derbiden sonra ortaya koydukları rezaletle ilgili en ağır yazıyı o maçın ertesi bu köşede ben yazdım, “Utanıyorum” başlığı ile.

Fatih Terim’in büyük beceriksizliği ile kaybettiği, berbat hakemden çok Terim’in kabahatiyle kaybedilen maçtan sonra yapılanların rezillik olduğunu en sert şekilde ifade eden bendim.

Terim’in bunu hep yaptığını da söyledim.

Galatasaray kulübesinin yaptığı rezaletin bir bedeli elbette vardır ama bu haksızlık boyutuna ulaşınca itiraz eden de yine ben olurum.

Ceza elbette verilir ama ceza bir intikam alma metoduna, eldeki güç bir haksızlığı uygulama aracına dönüştürülemez.

Bu berbat Federasyon’un, Türkiye’de futbolun bütün güzelliğini bozduğu, futbolun sahada oynanan bir oyun olduğuna dair inançları kökten sarstığını hepiniz kabul etmiyor musunuz?

Eline bir de medya gücü geçiren Federasyon Başkanı’nın, Türk futbolunu oyuncağına çevirdiğini hepiniz söylemiyor musunuz?

İşte dün olan ortada.

Olmayan bir penaltı, rezil bir hakemin izlemeye tenezzül dahi etmediği VAR’a dayanarak verdiği bir kararla Galatasaray’ın iki puanını çaldı.

Üzerine bir de kırmızı kart. Serdar Aziz kırmızı kartı hak etmiş olabilir ama olmayan penaltı VAR edilmese, Serdar Aziz’e kırmızı kart görecek bir öfkeye kapılmayacak.

Şimdi ben size duyduğum bir şeyi anlatayım o zaman.

Bu Federasyon içinden gelen bir bilgi ya da duyum diyeyim.

“Galatasaray ilk yarıyı liderin 4 puan gerisinde bitirirse şampiyon olur. Bu fark daha fazla olmalı” diyen birileri var Federasyon’da.

Doğru mu, yalan mı bilemem.

İftira da olabilir.

Ama ne yazık ki, öyle bir Federasyonumuz var ki, böyle bir iftira bile yakışıyor.

Acı olan bu.

Haksızlık olan bu.

İnsanı çileden çıkartan bu.

***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Bir ömürde bin ömürlük hataya sebep olmadığımız zaman.