Kuzu’dan mesaj: FETÖ kumpası olabilir

İlgilisinden hemen yanıt geldi.

Dünkü yazımda İranlı uyuşturucu kaçakçısı ve seri cinayetlerin azmettiricisi olarak 4 yıl arandıktan sonra yakalanan Zindaşti’nin yakalandıktan hemen sonra skandal bir hakim kararı ile serbest bırakıldığını ve yeniden tutuklanması için karar alındığı sırada çoktan sırra kadem bastığını hatırlatarak bir iddiayı dile getirdim.

Zindaşti’nin serbest bırakılması kararını alan İstanbul 5. Sulh Ceza Hakimi C.Ö. hakkında HSK soruşturma açmıştı.

Hakimin adliye çevrelerine verdiği ilk bilgi şöyleydi:

“Eski bir milletvekilli beni sürekli aradı ve bu şahsın mutlaka tahliye edilmesi gerektiği yönünde telkinde, baskıda bulundu ve devletin bu konuda böyle bir duyarlılığı olduğunu belirtti.”

Bu yazım üzerine eski milletvekili ve TBMM Anayasa Komisyonu Başkanlığı da yapmış bir isim olan Burhan Kuzu bir mesaj yolladı.

Kuzu’nun mesajını aynen aktarıyorum:

“Fatih Bey bugünkü yazınızda ismimi vermeseniz de vermiş gibi oldunuz. Ben ne o İranlıyı tanırım ne de o hakimle görüşmem oldu. Hele hele duygusallık dediğin para işleri benim asla yapmayacağım işler. Bu bilgiyi kim verdi size bilmem. Ancak uzaktan yakından alakam yok. Yeni bir FETÖ kumpası olabilir. 15 Temmuz gerçekleşseydi öldürülecek ilk 5 ismin içinde benim de adım var. Ömrümde hiçbir hakimi arayıp telkinde bulunmadım. Ben bir Anayasa Hukuku Profesörüyüm. Yargıya baskının ne anlama geleceğini çok iyi bilirim. Dürüst bir gazeteci olarak tanıdığım Altaylı bu düzeltmeyi de yapar diye ümit ediyorum.

Selam ve sevgiler.”

Burhan Kuzu, “Yurt dışında olduğunu bildiğim için mesaj yazdım. Yoksa telefonla konuşmayı tercih ederim” diye de eklemiş.

Dönüşümde kendisi ile görüşeceğim.

Ama bilmesini isterim ki, bilgiyi çok güvenilir kaynaklardan aldım.

Dahası aldığım bilgiyi doğrulatmak için HSK Başkanı Sayın Mehmet Yılmaz’a da sordum.

Kendisinden aldığım yanıt şu oldu:

“Zindaşti tahliyesi haberleri ihbar kabul edilip HSK Birinci Dairesi’nin verdiği inceleme izni teklifi Bakan tarafından onaylanmış ve müfettiş eli ile gerekli inceleme yapılması için evrak HSK Teftiş Kurulu’na gönderilmiş, müfettiş tahkikata başlamış, henüz başka bir bilgi Kurulumuza iletilmedi.”

Sayın Kuzu’nun cevap hakkına saygımdan ötürü yolladığı yanıtı sizinle paylaştım.

Bu skandala dair gelişmelerle yine karşınızda olacağım.

***

Saçmalık

Bugün hayatımda gördüğüm en saçma haberlerden birini okudum.

MHP’nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı için düşündüğü Melih Gökçek’le ilgili bir kulis haberi.

Haberdeki kulis bilgisi şöyle:

“Melih Gökçek MHP’nin kendisine yaptığı teklifi AK Parti ve MHP’nin ortak adayı olma fırsatı olarak görüyormuş ve böylelikle Cumhur İttifakı da devam etmiş olacakmış”

Yakın sayılabilecek bir süre önce AK Parti’nin lideri ve Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından zorla istifa ettirilen birinin birkaç ay sonra yeniden AK Parti’nin adayı olması ihtimalinden söz edilmesi açıkçası bana çok saçma geldi.

AK Parti’nin böyle bir adaylığı izah edebilmesi çok ama çok güç.

Elbette ki, “Biz Melih Bey’i çok severiz. 20 küsur yıldır Belediye Başkanlığı yapıyordu. Biz sadece biraz dinlensin, ailesine vakit ayırsın diye istifasını istedik. Şimdi dinlenmiş olarak yeniden Belediye Başkanlığına dönebilir ve daha iyi çalışır” şeklinde bir açıklama yapılabilir.

Dahası oldukça geniş bir seçmen kitlesi de bu açıklamaya “Bak vallahi doğru söylüyorlar” diyerek itibar edebilir.

Ama bu bile durumun saçmalığını ortadan kaldırmaz.

***

500 milyon aç, 500 milyon obez

G20 toplantılarında iki oturuma katıldık.

İlk oturumda gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelere desteği ve çevre sorunları ile ilgili bir oturum vardı.

Oturumun konuşmacısı TBMM Başkanı Binali Yıldırım’dı.

Oldukça iyi bir konuşma yaptı.

“Gelişmiş ülkeler, az gelişmiş ülkelerin alt yapı sorunlarını çözmelerinde kaynak sağlamazlarsa, aç insanların barındığı az gelişmiş ülkelerin çevre sorunlarına duyarlı olmalarını bekleyemeyiz. Adamlar açken dünyanın uzun vadeli çevre sorunlarını akıllarına bile getirmezler. Onlar için uzun vade bir sonraki öğünde bir şey yiyip yiyemeyecekleridir” diye özetleyebileceğim konuşma oldukça etkileyiciydi.

Binali Bey mühendis kafasıyla rakamlar da verdi.

Dünyadaki toplam ekonomik büyüklüğün eşit paylaşımı halinde her bir dünya vatandaşının 11 bin dolarlık bir gelire sahip olacağını ama bugünkü adaletsizlik nedeniyle ülkeler arasında 400 dolarla 70 bin dolar arasında değiştiğini, 500 milyon insanın obezite ile mücadele ederken, bir o kadar insanın da açlıkla mücadele ettiğini anlattı.

Daha sonra da kadınların çalışma hayatına katılımı ve fırsat eşitliği ile ilgili bir oturumda yer aldı.

Bu oturum sırasında dinleyiciler arasında bulunan Suudi Arabistanlı bir parlamenter soru sorma bahanesiyle söz alıp, ülkesinin az gelişmiş ülkelere ne kadar yardım ettiğini anlatırken salonda gülüşmeler oldu.

Kadınların fırsat eşitliği ve çalışma hayatına katılımının Suudi bir vekil tarafından kesilmesi ilginçti.

Ve Suudlu konuşurken salondan “Kaşıkçı, Kaşıkçı” sesleri yükseldi.

Ve adam lafı uzatınca salonu terk edenler oldu.

Çok açıkça gördük ki, Kaşıkçı cinayeti kapatılsa bile Suudi Arabistan’ın karizmasında ağır bir çizik olarak kalacak.

***

Asitle eritme kolay değil

Kaşıkçı demişken, Washington Post gazetesi, Kaşıkçı’nın cesedinin bulunamaması ile ilgili olarak “Asitle eritilmiş olabilir” şeklinde bir haber yapmış.

Bu cinayetin ilk günü benim de aklıma geldiği için hemen o gün tanıdığım adli tıp uzmanlarını aramış, bu olasılığı sormuştum.

“Bina içinde imkansız” yanıtını almıştım.

Çünkü bir cesedi ortadan kaldırabilmek için çok fazla miktarda aside gerek varmış.

Bedeni bir asit kazanına atarak ortadan kaldırmak mümkün değilmiş.

Çünkü gövde eridikçe asidin gücünü azaltarak erimeyi yavaşlatırmış.

Bu nedenle de çok yüksek miktarda asit gerekirmiş.

Bu kadar fazla asidin Konsolosluk binasına sokulması ve işlemin orada yapılması halinde ise binada bulunan herkes zehirlenirmiş.

Hatta tüm mahallede çok yoğun bir asit kokusu olurmuş.

Ancak cesedin bina dışına çıkarılması ve parçalanması halinde parça parça asit içinde eritilmesi mümkün olabilirmiş.

***

9 milyona 3 Şampiyonlar ligi şampiyonluğu

İlginç bir Barcelona – Real Madrid karşılaştırması okudum.

Barcelona son 5 yıl içinde 872.6 milyon dolarlık transfer harcaması yapmış.

Buna karşılık 472.5 milyon dolar değerinde oyuncu satışı gerçekleştirmiş.

Neymar’ın 222 milyon dolarlık satışına rağmen Katalan ekibi 400 milyon dolara yakın zarar etmiş.

Buna karşılık ezeli rakibi Real Madrid aynı dönemde 438.7 milyon dolarlık transfer harcaması yapmış.

429 milyon dolarlık da oyuncu satışından gelir elde etmiş.

5 yıllık zararı 9.7 milyon dolar.

Buna karşılık aynı dönemde, yani son 5 yılda Real Madrid son 3’ü üst üste olmak üzere 4 kez Şampiyonlar Ligi şampiyonu olmuş.

İspanya Ligi La Liga’yı ise aynı yıllarda Real Madrid 1, Barcelona ise 3 kez şampiyon tamamlamış.

Aynı dönemde bizim futbol takımlarımızın harcamalarını ve başarılarını da bir düşünün.

4 kez Şampiyonlar Ligi şampiyonu Madrid’in transfer zararı 9.7 milyon.

“Bizim kulüpler çok kötü yönetiliyor” derken haksız mıyım?

Acaba yurt dışından sportif direktör değil de yönetim kurulu mu getirse kulüplerimiz!

***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Milyonlarca taraftarı olan kulüpler beceriksiz yöneticilerin ego tatmin yeri olmadığı zaman.