İstanbul örgütü kimi istiyor?

Muharrem İnce’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için Genel Merkez’in değil, örgütün adayı olmak istediği iddiaları ortaya atıldı.

“İnce, Genel Başkan’a borçlu olmamak için böyle bir yöntemi tercih ediyor” diyenler var.

Orasını bilmem.

Bildiğim ise şudur:

Pazar günü bir lokantada CHP’nin eski bir Parti Meclisi üyesi ile karşılaştım.

Ayaküstü sohbet ederken haliyle laf CHP’nin İstanbul adayına geldi.

Telefonundan CHP İstanbul örgütü ile yapıldığını söylediği bir araştırmanın sonucunu gösterdi.

Gördüğüm tablo şaşırtıcı değildi.

Eğer bana gösterilen araştırma sonucu doğru ise İstanbul örgütü “ezici bir üstünlükle” Muharrem İnce’yi CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı olarak görmek istiyor.

Ezici bir üstünlük derken abartmıyorum.

Gördüğüm oran yüzde 80’di.

CHP’nin bir isim üzerinde böylesine bir ittifak içinde olduğuna uzun zamandan beri ilk kez rastlıyorum.

***

Suudilerin adam kaçırma sicili

Suudi Arabistan rejiminin bana göre en tutarlı ve en saygın muhalifi olabilecek bir isim, Cemal Kaşıkçı, randevu ile gittiği İstanbul’daki Suudi Konsolosluğu’nda ortadan kayboldu.

Kimse pek söylemez ama Kaşıkçı’nın İhvan’a yakınlığı da bilinen bir durumdu ve Suudi rejimini rahatsız ediyordu.

İktidarda olmayan her İslamcı gibi liberal ve özgürlükçü bir isim olarak tanınıyordu.

Rejimine muhalif olduğu ülkesinin konsolosluğuna girerken “3 Saat içinde çıkmazsam Türk yetkilileri uyarın” demesi başına gelmesi muhtemel felaketi beklediğini gösteriyor.

Zaten işin içinde Suudiler var ise her şey beklenir.

Suudi rejiminin sicili buna çok müsait.

Cemal Kaşıkçı’nın başına ne geldiğini bilmiyorum.

Benim aynı gazete sütunlarını paylaştığım Alçı ve Yılman gibi ne MİT ne de Emniyet içinde kaynaklarım var.

Öldürüldü mü, öldürülmedi mi, parçalanıp götürüldü mü bilemem.

Ama Suudi Arabistan’ın bu konudaki sicilini bilirim.

Suudi rejimine muhalifseniz, kim olursanız olun, rütbeniz, kimliğiniz, dayınız, amcanız kim olursa olsun dünyanın hiçbir yerinde rahat edemezsiniz.

Adını sanını, sayısını bilmediğimiz çok sayıda muhalifi ortadan kaldıran Suudi rejimi, son 15 yıl içinde çok üst düzey üç hanedan mensubunu dünyanın çeşitli yerlerinde paketlemekten çekinmedi.

Bunlardan ilki Cenevre’de yaşayan Prens Sultan bin Türki bin Abdülaziz’di.

2003 yılında Türki bin Abdülaziz Cenevre’de kendisi ile görüşmek isteyen Kral’ın davetine icabet ederek gittiği toplantı sırasında kaçırıldı.

Görüşme sırasında Kral “Bir telefon görüşmesi yapacağım” bahanesiyle odadan çıktığı anda içeriye giren 5 kişi, Prens’i paketlediler.

Prens kendine geldiğinde Suudi Arabistan’daydı.

2015 yılında bir başka üst düzey Suudlu, Paris’te sürgün olan Prens Türki bin Bandar al Saud, Paris’te bir anda ortadan kayboldu.

Muhtemelen Riyad’a götürüldü.

2016 yılında ise içlerinde en üst düzey olan Prens Saud bin Saif el Nasr Boston’da babasının Kahire’de kendisiyle görüşmek isteği için bindiği özel uçakla havalandıktan sonra kendini Riyad’da buldu ve kendisinden bir daha haber alınamadı.

General Ali el Kahtani’nin gözaltında ölümünü ise bunlara dahil dahi etmiyorum.

Tüm bunlara bakarak Suudilerin Cemal Kaşıkçı’yı İstanbul’da öldürdüklerini pek zannetmiyorum.

Muhtemelen o işi Riyad’da halledeceklerdir.

***

İsmet

Rahmetli İsmet Paşa’nın öldüğü günü hatırlıyorum.

Galatasaray Lisesi’nde talebe idim.

Cumhuriyet’in 50. yılı idi.

Ortaköy’de, şimdi üniversite olan mektepte idik.

Şimdi 15 Temmuz Şehitler Köprüsü olan Boğaz Köprüsü birkaç ay önce, Cumhuriyet’in 50. yıl dönümünde yeni açılmıştı.

Eski binada bir tören yapılmıştı.

Epey üzülmüştük.

İsmet Paşa ile şahsen tanışmam, dedemden dolayı zaten bilirdim kendisini.

Dedem İsmet Paşa’yı çok sever ama hem takdir eder hem eleştirirdi.

O zamanlar takdir edilenlerin de eleştirildiği zamanlardı.

Elinde Amerikan bayrağı sallamakla suçlandığı zaman o günleri hatırladım.

Gerçi aynı zamanda bir de Türk bayrağı vardı elinde ama önemli değil.

Önemli olan şudur.

İsmet Paşa bir Cumhuriyet kurucusu ama aslında bir Osmanlı zabiti, bir Osmanlı aydınıdır.

Bir Osmanlı subayı olarak eğitilmiş, askeri okullardan birinciliklerle mezun olmuş, 1910 ile 13 arası gidenin gelmediği Yemen Cephesi’nde 3 yıl, arada Çanakkale, ardından Kafkas Cephesi’ne Kolordu Komutanlığı, ardından Filistin Cephesi’nde Kolordu Komutanlığı, sonrasında Harbiye Müsteşarlığı, Milli Mücadele’de Garp Cephesi Kumandanlığı yapmış bir Osmanlı subayıdır.

1915’te Osmanlı Harbiyesinden Gümüş Harp Madalyası, 1916’da ise Altın Harp Madalyası ile onurlandırılmıştır.

Bu sicilden kötü bir siyasetçi çıkabilir.

Bu sicildeki adamlar da hatalar yapabilir.

Ama bu sicilden hain çıkmaz.

***

En ucuz ders

Dün Hürriyet gazetesinin internet sitesinde konutlarla ilgili bir araştırma sonuçları vardı.

Sektörden bir kuruluş yapmış.

Hangi ilde konut fiyatları ne düzeyde, Türkiye ortalaması ne, en pahalı nerede, en ucuz nerede, ortalama konut metrekaresi ne gibisinden sonuçlar.

Okuyup “Geyikmiş” diye geçeceğim sırada son paragrafa geldim.

Turpun büyüğü son paragrafa gizlenmiş.

Burada verilen bilgiye göre Türkiye’de konut fiyatları son 4 yılda yüzde 33, son 1 yılda ise yüzde 15 artış göstermiş.

Yani reel olarak konut fiyatları gerilemiş.

Önümüzdeki altı ayda ise konut fiyatlarında artış beklenmiyormuş.

Bu çok önemli bir veridir ve ekonomiyi yönetenlerin bu veriyi çok ciddiye almaları gerekir.

Niye mi?

ABD’de 2008 krizi öncesi olan da tam buydu.

Konut fiyatlarındaki artış durmuş, alıcıların fiyat artışlarına göre organize ettikleri geri ödemeleri aksamaya başlamıştı.

Aslında krize dönüşmeyebilecek bu durum, FED’in gelişmeleri ciddiye almaması ve diğer ekonomik verilerin iyi olmasına güvenerek tedbir almaya yönelmemesi üzerine bir bankacılık krizine dönüşmüştü. Burada yapılması gereken hatadan ders almak değil akıllı insanların yaptığını yaparak “Başkalarının hatasından ders çıkarmak”tır.

Maliyeti en düşük ders budur.

***

Kısa ve küfürsüz lütfen

Editör arkadaşlarıma sitem edince yorumlar yayınlanmaya başladı.

Ancak biraz gecikince bile sizlerden hemen itirazlar geliyor.

Haklısınız da, durumu anlatayım, hak verebilirsiniz.

Benim yazılara günde bazen birkaç yüz, bazen birkaç bin yorum geliyor.

İki arkadaşım gün boyu bunları okuyorlar.

Bazıları son derece uzun.

Ve sonuna kadar okumak zorundalar.

Çünkü gayet makul ve mantıklı yazılmış bir yorum son cümlede ana avrat küfürle bitiyor.

Bana küfretseniz dert değil de, hem bizim hem kendisinin başını belaya sokacak laflar ediyor bazı okurlar.

Şahane yazılmış üç paragraf bir küfürle çöp oluyor.

Hakaretler de ayrı.

Ricam şudur.

Çok uzun yazmayın, küfür ve hakaret etmeyin rica ediyorum.

İlle de uzun yazacaksanız ve ille de küfür edecekseniz benim mail adresime yollayın.

Ama yorumları temiz ve kısa tutalım lütfen.

***

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

“Ama”nın kendinden önce gelen cümleyi sıfırladığını unutmadığımız zaman.