Bu CHP’yi AK Parti bile kurtaramaz

Türkiye’de şu an en utanç verici olan şey nedir diye soracak olursanız bana göre tek yanıtı var:

Cumhuriyet Halk Partisi.

Atatürk’ün kurduğu, ailemin hayat boyu oy verdiği, rahmetli dedemin, 1954’te başka partiye oy verdi diye babaannemle 25 yıl küs kaldığı parti.

Cumhuriyet’i kuran parti, içinden Demokrat Parti’yi çıkararak Türkiye’de demokrasiye hayat veren parti.

Ve şimdi “Genel merkez” diye bir şeyin elinde “rezil edilen” parti.

Olağanüstü Kurultay’a gitmemek için imza sayısı tartışan parti.

Birkaç imza eksikmiş de, bazı delegeler imzalarını geri çekmiş de falan da filan da!

Bu kadar mı zor bırakmak.

Ona buna “Birisi koltuktan kalkamıyorsa altını pislemiştir” diyip durdunuz.

Sizin ne pislik var altınızda da kalkmıyorsunuz!

O partiye oy veren milyonlarca seçmenin yedi sülalenize sövmesine razı olacak kadar değerli mi koltuk, yoksa altınızdaki pislik o kadar büyük de, o yüzden mi razısınız bu sövgülere.

Muhtemelen bir yandan da diyorsunuz ki, “Siz bu İnce’yi bilmezsiniz. Partiyi ona teslim edemeyiz”.

Soru bir; “Madem öyleydi, niye Cumhurbaşkanı adayı yaptınız. Size söylemedim mi baştan, kaybeder ve partiden yüksek oy alırsa genel başkanlığı alır” diye.

Şimdi diyorsunuz ki, “Ben Kılıçdaroğlu’nun karşısına çıkmam diye söz vermişti.” Söz vermek göz vermeye benzemiyorsa eğer Kemal Kılıçdaroğlu da 9 yıl önce “Başarısız olursam bırakırım” diye söz verdi.

Kemal bey’in verdiği söz değil de, İnce’nin verdiği mi söz!

Allah aşkına 5 kuruşluk haysiyetiniz var ise gidin Kurultay’a.

Bırakın parti karar versin, İnce’nin ya da bir başkasının o koltuğa layık olup olmadığına.

Kendinizi de partinizi de daha fazla rezil etmeyin.

Yıllardır söylüyorum, “AK Parti diye bir parti olmasa, bu CHP barajı aşamaz. AK Parti’ye dua etsinler” diye.

Yemin ediyorum böyle giderseniz sizi AK Parti bile kurtaramayacak.

* * *

Hişt genel merkez, geri çekilen imzalar geçerli

CHP Genel Merkezi, Kurultay isteyen delegelerin yeterli imzayı toplayamadığını söyleyerek Kurultay’dan kaçmaya çalışıyor.

Bu kadar güç mü, bu kadar kendine güvenen bir genel başkan ve genel merkezin Kurultay’dan niye korktuğunu anlamak mümkün değil.

Vardır bir bildikleri.

Ve şimdi imzalar yeterli değil derken sığındıkları gerekçe şu: Bazı delegeler imzalarını geri çekti.

Sayın Genel Başkan ve Sayın Genel Merkez, işte tam burada duvara tosluyorsunuz.

Çünkü bu konuda Yargı’nın almış olduğu emsal niteliğinde bir karar var.

2007 yılında Gaziantep Şahinbey’de benzer bir şekilde delegeler verdikleri imzayı geri çekmiş ve konu mahkemeye taşınmıştı.

Sonunda mesele Yargıtay’a kadar gitti ve Yargıtay “Geri çekilen imzaların geçerli olduğunu”, yani geri çekilmiş sayılamayacağını belirledi ve kayda geçirdi.

Bugün de geri çekilen imzalar aynı şekilde geçerlidir.

Tabii bundan medet ummak ve meseleyi böyle basit bir tartışmaya indirgemek bile CHP yönetimi açısından züldür, ayıptır, ezikliktir.

* * *

Şahanelik

Bizim memlekette “Şahane” diyebileceğimiz insanların sayısı çok fazla değildir.

Varolanların büyük bölümü de popüler değildir. Sakın yanlış anlamayın, başarılı işler yapan insanlardan söz etmiyorum.

“Şahane”lik bambaşka bir şey.

Bir tavır, bir duruş, bir mesnetli özgüven, bir umursamazlık, bir kendinden memnun olma hali, bir takmazlık, hafif bir aymazlık, bir ödün vermezlik, bir kendine özgülük hali benim bahsettiğim şahanelik.

Son zamanlarda buna takılmış vaziyetteyim.

Azlar ve giderek azalıyorlar gibime geliyor.

Ve dikkat ediyorum, ülkemizde genç diyebileceğimiz insanlar arasından çıkan “Şahane” diyebileceğimiz insanların çoğu kadın.

Bunlar arasında son zamanlarda en “Şahane” olan ise galiba Didem Soydan.

Ben bu genç kadının kendiyle dalga geçen haline, umursamazlığına, kimseyi takmamasına, bildiği yoldan dönmemesine, hayatına ve tarzına kimseyi karıştırmamasına, haddini bilmeyenlere çok zarif  ama anlayacakları biçimde had bildirmesine bayılıyorum.

* * *

Yerli ve milliye yargı darbesi

Hoşunuza gitmeyecek ama size bir şey söyleyeyim mi?

Bu ülkede millilik de yerlilik de kocaman bir palavradan ibaret.

Lafta milliyiz, lafta yerliyiz.

Size bir örnek vereyim.

Tarhan Telli diye genç bir adam vardı bu ülkede.

Dünya çapında güzel motosikletler üretiyordu.

Renault’dan çok önce 2 kişilik bir elektrikli otomobil projesi geliştirmişti.

Adının ve soyadının baş harflerinden oluşan bir marka yarattı: TT Motors

Sonra günlerden bir gün Alman Audi Tarhan Telli’ye dava açtı.

“TT bizim markamız” diye.

Çünkü Audi’nin TT diye bir modeli vardı.

Türkiye’de açılan davaya Tarhan Telli şöyle bir yanıt verdi:

“TT Audi’nin markası değil bir modelinde motor ve otomobil türünü anlatmak için kullandığı bir kısaltmadır. Nasıl ki, GT, GTI, bir marka değilse TT de Audi’ye ait bir marka değildir ve bizim yıllardır kullandığımız inisyallerimizdir. Tescilli marka olarak da kayıtlıdır.”

Yüce Türk Yargısı ne yaptı peki!

Audi’nin model adını yerli ve milli Tarhan Telli’nin kullanamayacağına hükmetti.

Sonra da yerliyiz ve milliyiz öyle mi?

Acaba Tarhan Telli benzer bir davayı Almanya’da Audi’ye karşı açsaydı Alman yargısı ne yapardı sizce!

* * *

Aynen devam

Dün ABD’ye tepkiyi ABD malı cep telefonları ve ABD merkezli sosyal medya uygulamaları ile verdiğimizi yazınca okurlardan şöyle dediler:

“Almanya’ya veryansın ettiğimiz günlerde tüm siyasetçilerimiz Alman malı makam otomobillerine binerse, TBMM araç ihalesinde VW ve Audi’den başka otomobil almazsa vatandaşın da ABD malı telefondan ABD’yi protesto etmesinden daha doğal ne olabilir.”

Doğru.

Facebook ve Twitter üzerinden iPhone ile ABD’yi protestoya devam.

* * *

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Vatanseverliğimiz alışveriş yapacağımız dükkanda bitmediği zaman.